• dolar dolar 3.5857
  • euro euro 3.7937
  • 06-12-2016 11:30

İşadamları Derneğinin başındaki kadın Melek Sözkesen, Ekonominin Nabzı’nda

İşadamları Derneğinin başındaki kadın Melek Sözkesen, Ekonominin Nabzı’nda

İşadamları Derneğinin başındaki kadın Melek Sözkesen, Ekonominin Nabzı’nda

Denizli’de aktif olarak hizmet veren sanayici ve işadamları derneklerinden Denizli Genç İşadamları Derneği’nin (DEGİAD) başındaki kadın Melek Sözkesen, Denizli Ekonomisinin Nabzı’na,  Denizli ihracatı, ekonomisi ve kadın istidamı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.  15 Temmuz’un bir milat olduğunu dikkat çeken Sözkesen, “Sonuçları, acılı, sancılı, kayıplı ve kanlı oldu ama 15 Temmuz bir uyanış. Bu uyanışı da biz akıl, bilim inovatif düşünce ile kültürel düşünce ile beslersek eğer bunu fırsata çevirebiliriz” dedi.

PAMUKKALEHABER

Denizli onu  “İşadamları derneğinin başındaki kadın”  olarak tanıyor.  DEGİAD Başkanı Sadık Emre Çaputçu’nun ölümünün ardından DEGİAD yönetim kurulu başkanlığını yürüten Melek Sözkesen, 1 Eylül 2015 tarihinde yapılan genel kurulunda seçilerek başkanlığa geldi.  Denizli’nin işadamları derneğinin ilk kadın başkanı olan Sözkesen, derneğin 25.yılını kutladıkları bugünlerde, sosyal sorumluluk projelerine de imza atmaya hazırlanıyor.

Derneğin 300 aktif üyesi bulunduğunu ve Denizli’nin lokomotif sektörleri tekstil, mermer, kablo, makine olmak üzere tüm sektörlerden üyelerinin olduğunu söyleyen Sözkesen,  “Biz, üye alırken ki politikalarımız arasında iş ahlakı ve iş etiğine sahip, iş yapan istihdam yaratan katma değer üreten ve vatana millete faydalı herkes bizim üye portföyümüz arasında yer alabilir. Adı üstünde genç işadamları derneğiyiz. O nedenle gençlik sınırı var. Okulunu bitirip, iş hayatına atılan herkes yemiz olabilir. Üyelerimiz 54 yaşına geldiğinde de fahri üyemiz oluyor. Fahri üyelerimiz de DEGİAD’ın bütün aktivitelerine katılıyor ve imkanlarından yararlanabiliyor. Biz de onların tecrübelerinden yararlanıyoruz” dedi

KADIN OLMANIN AVANTAJINI YAŞIYORUM
Faaliyetleri ve entelektüel kişiliği ile DEGİAD’ın çıtasını yükselten Sadık Emre Çaputçu’dan sonra görevi devralmanın sorumluluğunun ağır olduğunu vurgulayan Melek Sözkesen, “Bel işimle ve dernekçilikle ilgili aktivite yaparken cinsiyetsiz olmak gerektiğine inanıyorum.  Ayrıca kadınlara pozitif ayrımcılık yapılsın da istemiyorum. Biz kadın olduğumuz için ekstra bir şey saylansın derdinde de değiliz. Biz eşit aynı haklar bize de verilsin istiyoruz.  Biz zaten kendi başımızın çaresini bakabiliriz kadın olarak. Bilim ve aklın ışığında ilerlediğiniz zaman cinsiyetler arka planda kalıyor.  Kadın olmanın şöyle bir avantajı var. Rüzgar arkanızdan geliyor sizi daha da ileriye itiyor. Bu itme kuvvetiyle birlikte siz 10 milim yol alacaksanız, 15 milim alıyorsunuz.  Kadın olmanın bu avantajını yaşadım” dedi.

ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİKLERİ YIKMAMIZ GEREK
Türkiye şartlarında kadın olmanın, dezavantaj olduğunu ve bundan dolayı da üzüntü duyduğunu vurgulayan Başkan Sözkesen, “Kadın istihdamı diye sürekli üstene basa basa söylüyoruz. Kadın istihdamının fazla olduğu sektörler de var. Ama kadınlar sadece geçinebilecek kadar çalıyorlar. Çok sanayi kuruluşların başına baktığımızda, katma değerli sektörlere baktığımız de gene kadının adı yok. Kadınlar oralarda ancak asgari ücretle çalışıyor. Ben kadının yerinin farklı olması gerektiğine inanıyorum ve bunu her fırsatta, ortamda dile getiriyorum. Bu tabi ki iki taraflı paradoks.  Kadında o kadar öğretilmiş fikirler var ki kadın ezik duruyor. ‘Ben istesem de oraya gelemem’ deyip üsteki mertebeyi hayal dahi etmiyor. Bizler kadın olarak baktığımızda, çevremdeki kadınlara bakıyorum iyi eğitim almış kadınlar evde otuyor. Ya da eğitim almamış ancak kendilerini geçindirebilecek ücrete boyun eğiyorlar.  Daha iyisi olmak için maalesef hayallerimiz yok. Önce bu hayallerimizi oturtmamız lazım. İki taraflı öğretilmiş bir çaresizlik var kadınlarda. Bunu yıkmamız gerek” diye konuştu.

DEGİAD’IN KANAYAN YARASI
DEGİAD’ın kanayan yarası kadın üye sayısının azlığı. Sözkesen, “DEGİAD erkek egemen bir dernek. 300 üye var. Bunun yalnızca yüzde10 ‘u kadın. Kadın başkanla beraber kadın üye sayısı arttı. Ancak yüzde 10’u geçememiş durumdayız” dedi.

DONÖR BANKASI KURULACAK
İşadamları Derneği olarak sosyal sorumluluk projesi yapmak bir zorunluluklarının olmamasına rağmen insani duygularında öneminin bilinciyle hareket ettiklerini vurgulayan Sözkesen, Donör Bankası kurmak için girişimleri olduğunu vurguladı. Türkiye’de donör bankası ilik nakli organ bağışı bilinmeyen konular.  Yüzde 90 Müslüman ülkede yine eğitimsizlikten en yumuşak karnımız din. Organ bağışının donör uygun olmadığı gibi çarptırılan konulardan. Biz bunun böyle olmadığını gerçekten hayat bağışladığımız, birilerine hayat olduğumuzu anlatmak istiyoruz. Sadık Emre’nin de üzerinde durduğu konulardan biride bu idi. Bizim de sosyal sorumluluk projelerimizden biri olacak” diye konuştu.  

BENCE BU GERÇEKTEN ABARTILMASI GEREKEN BİR OLAY
İş dünyası için 2016’nın zor bir yıl olduğunun altını çizen DEGİAD Başkanı Sözkesen, “Kimsenin aklına hayaline gelmeyen şeyler 2016’ın Temmuz’da başımıza geldi. Bizler genç işadamları olarak darbe görmedik. Darbeyi hikayelerini büyüklerden dinleyen nesiliz. Bizler de darbe girişimini maalesef 15 Temmuz gecesi yaşadık. Ancak sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle olayı daha kolay atlattığımızı düşünüyorum.  İnsanlar aç susuz yaşayabiliyor. Açlığa bir ay,  susuzluğa ise bir hafta dayanabiliyor ama internetsiz bir saat dayanamıyorlar.  Böyle bir global dünyada darbenin etkileri çok hızlı tüketildi. Çok hızlı tükettik. Oyun olduğunu, bu kadar abartılmaması gerektiği bile düşünenlerimiz oldu. Bence bu gerçekten abartılması gereken bir şey.  Çünkü son bir iki yıl içinde gerçekleşmiş olmadığını görüyorsunuz. Bunun yıllardan beri hazırlığının yapıldığını, gerek siyasettin, gerek askeriyenin, gerekse farklı kurumların ve devlet kurumlarının içlerinin parlatılmış insanlarla doldurulduğunu görüyoruz. Parlak demiyorum dikkat ederseniz, parlatılmış diyorum. Gerçekten bizler bu durumdayken Türkiye çok sağlam temellerle çok köklü temellerle hayata tutunuyor ki bu duruma karşı yine ayakta durmayı becermişiz. Bundan sonra bizlerin birlik, beraberlik, akıl ve bilimin ışığından ayrılmamız lazım. Akılcılığı ve bilimi son zamanlarda kenara koymaya başlamıştık. Ve yine yavaş yavaş ahlaktan uzaklaşmaya başlamıştık. İşte yeniden ahlakımızı tekrar yerine koyduğumuzda, akılcılık ve bilimden uzaklaşmadığımızda yeniden geleceğimizi kurabiliriz” diyerek 15 Temmuz’un iş dünyasında bıraktığı izleri açıkladı.

15 TEMMUZ TÜRKİYE İÇİN BİR MİLAT
“15 Temmuz’u Türkiye için milat kabul edip, atak yapacağımız dönemlere bakmamız gerek” diyen Sözkesen, “Türkiye’de ve dünyada yaşanan olumsuzluklar nedeniyle önümüzdeki yıl karanlık gözüküyor. Bir sonraki yılda ise bunun sancıları devam edecek gibi gözüküyor. Ama devletler uzun solukludur.  Uzun solukta bir yılın iki yıl tolere edilebilir. Önemli olan ondan sonra ki gerçek ışığı gördüğümüz artık atak yapacağımız dönemlere bakmamız gerek. Çünkü bu yapılanma İş dünyasını olumsuz etkiliyordu. Çünkü gruplaşma oluştu. Biz artık bu gruplaşmayı kaldırdığımızı düşünüyorum veya kaldırmamız gerekiyor. Artık sen ben olmamalı, biz kavramını tekrar oturtmamız gerekir. Bundan üç- dört sene önce baktığımızda size bilinçaltı bir mesaj veriyordu belki. Bizim etrafımızda parlatılmış insanlar vardı.  Ve bu insanlar öz sermayesi benim sermayenin 10’da biri yapmayacak insanlar,  bilgi birikimi kültür, birikimi sizden benden düşük insanlar sadece bir gruba mensup oldukları için veya bir gurubu destekledikleri için, bazı fırsatlar onların önüne hazır gelmiş.  Düşünün, devlet sınavlarında, askeriyede, kamu kurumlarında bir grubun önüne haksız bir pasta sunulmuş durumda.  Tabi ki zararın neresinden dönersen kardır düşüncesiyle biz uyandık.  Artık bir ihale yapılacaksa herkese açık ve şeffaf vaziyette olmalı. Sınava girecekseniz o sınav herkese eşit düzeyde yapılmalı. Her kötü olayın aslında bir iyi tarafı görünebilir. Bu belki Türkiye için bir milattı.  Sonuçları acılı, sancılı, kayıplı, kanlı oldu ama bu bir uyanış. Bu uyanışı da biz akıl, bilim inovatif düşünce ile beslersek eğer, gerçekten bunu fırsata çevirebiliriz” dedi.

İHRACAT 5 GERİ 10 İLERİ
Denizli ihracatının 5 geri 10 ileri gittiğini ve aynı yerde seyrettiğini vurgulayan Melek Sözkesen, Denizli ve Türkiye’nin 2023 ihracat hedeflerini tutturabilmesi için bir değil birkaç marka ürünün olması gerektiğini söyledi.  Türkiye’nin jeopolitik konumu, yer altı zenginliği, doğal güzellikleriyle iştah kabarttığını ve sorunların hiçbir zaman bitmeyeceğini ileri süren Sözkesen, “İnsanın kendisini, işini, durumunu ülkesini tanıyor olması lazım. Bizim önce şunu kabul etmeliyiz.  Bu toprakları, Dünya haritasını önünüze serdiğinizde gözü kapalı bulabilirsiniz. Yüzük taşı gibi yerde duruyoruz. Ve hiçbir zaman terör bitmeyecek. Hiçbir zaman komşularımızla hiçbir zaman dost olmayacaksınız.  Çünkü sizin yeriniz gerçekten iştah kabartan bir yerde.  O kadar jeopolitik bir konumdasınız ki, doğal zenginlikler, yer altı zenginliklerinin ortasındasınız ki dünyanın gözü sizin üzerinizdeyken sizi rahat bırakırlar mı? Kendinizi tanımanız lazım, ülkenizi tanımanız lazım.  Ülkeyi tanıyoruz. Ülkemiz bu ve biz bu ülkede yaşamaktan, bu ülkenin insanı olmaktan çok mutluyuz. Bizim stratejik ve akıllı davranmamız gerekiyor. Yani Rusya ile, Suriye ile sorunumuz varmış,  yok orda terör varmış, üç gün sonra şu bitecekmiş, kimse alınıp gücenmesin biz bu memlekette olduğumuz sürece bu dertler bitmeyecek.  Bizim akıllı davranmamız gerekiyor. Ve eğer dünyaya hükmetmek istiyorsak bizim küresel bir markaya, hatta bir değil birkaç markaya ihtiyaç var.  Para kimdeyse düdük ondadır. İhracat rakamları yüzde 5 geriye gider yüzde 10 ileriye gider ama aynı seyrinde kalır” diye konuştu.

EGO ZEHİRLENMESİ YAŞIYORUZ
Denizli girişimcilik ve ihracatı ile övündüğünü ancak bu işin hamallığını üstlendiğini dikkat çeken Sözkesen, ihracat ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

“ Bırakın siz kendinizi övmeyin, sizi başkaları övsün.  Siz kendinizi övdüğünüzde artık görmez oluyorsunuz.  Artık egonun zehirlenmesini yaşamaya başlıyorsunuz. Cumhurbaşkanı diyor ki “2023 ihracatımızı 500 milyar dolara çıkarabilir miyiz?” çok zor değil. Çıkarabilirsiniz. Ama bu gidişatla çıkarabilir miyiz? Hayır çıkaramayız. Bizim Ar-Ge yapmamız, bizim marka yaratmamız, değeri yüksek ürünler yapmamız, bizim laboratuvarlarda yeni icatlar yapmamız lazım.  Denizli’den örnek verecek olursak. Biz bugüne kadar Denizli ihracatı ile övünüyoruz. Ama hamallıktan başka bir şey yapmıyoruz. Halbuki nanoteknolojik havlu ile bornozla belki tonu az ama ederi çok bir ihracatta yapabiliriz.  Bunu için çalışmalıyız. Yoksa tonlarca havlu ihracat ederek tonlarca bornoz göndererek işte yüzde 5 geri gider yüzde 5 ileriye gideriz.

TEKNOKENTTEN YARARLANAMIYORUZ
PAÜ bünyesinde kurulan Teknokent’ten yeterince yararlanamadık. DEGİAD olarak üniversite ile protokol imzaladık. Üniversiteyi sanayinin içerisinde daha aktif halde görmek istiyoruz ve bunun için çabalıyoruz. Akademik dünyanın sanayiye entegre olmasını, işadamının da alaylı olan tecrübesi akademik dünyayla daha farklı işler yapabilmesi için protokolümüz var. Tatmin edici seviyede mi? hayır değil.  Daha iyi olmalı. Zaman zaman konunun uzmanlarını, ehil insanları şehrimize davet ediyoruz.  Bu işin Ar-Ge’den geçtiğini,  bu işin bilimden, katma değerli ürünlerden geçtiğini markanın ne kadar önemli olduğu üyelere anlatıyoruz.

BİZİM KÖPRÜNÜN DİĞER TARAFINA GEÇMEMİZ GEREK
Ar-Ge çalışmalarına ciddi anlamda devlet teşvikleri var. Geçtiğimiz ay Denizli’ye ziyaret eden Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü de Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de aynı şeyi söylüyor. “Ar-Geye yatırım yapın devlet size teşvik etmek için elinden geleni yapacak” diyorlar. Son zamanlara baktığımızda Endüstri 4.0 diye bir kavram hayatımıza girdi.  Biz açlığa, susuzluğa bir hafta, 10 gün dayanabiliyoruz ama internetsiz hayata bir saat dayanamıyoruz. Bu aslında güzel bir şey. Demek ki Türkiye’ye baktığımız zaman yüzde 94’ü evlerde,  işyerlerinde telefonlarda internet kullanıyor. Bizim gözümüz dünyaya açık kapalı değil. Biz sadece bunu daha aktif kullanmalıyız. Biz biraz işin sosyal tarafındayız biraz daha oyun, eğlence tarafındayız bunu biraz daha iş hayatıyla katma değer yaratacak aktif ekonomi yaratacak tarafıyla ilgilenmemiz gerek.  Endüstri 4.0 dediğimiz şey, 10 yıl sonra,  bu hayatta ya siz olmayacaksınız ya ben olmayacağım demek.  Çünkü dijitalleşme ya seni ya beni yutacak. O nedenle bizim bu adaptasyon döneminde gerek dernek olarak gerek üyelerimiz olarak gerek Denizli’deki veya Türkiye’deki odalar, borsalar, STK’lar bu konuda sürekli çalışıyor.2017-2019 artık bir geçiş dönemi köprü dönemi, biz bu dijitalleşmeyi elimize alıp, 2017-2018’de köprünün üzerinden yürüyeceğiz. 2020’li yılar bizim köprünün diğer tarafına geçtiğimiz,  dijital dünya ile birlikte ivme kazandığınız ve ivmeği yukarı doğru çektiğiniz dönem olmalı. 2020’li yıllarda bizler daha farklı, daha şeffaf, daha bütün bilime açık, bilimin ışığında, daha ahlaklı bireyler olarak çalışmamız lazım.

İŞDÜNYASINI UMUT AYAKTA TUTUYOR
Bu engellerde aşılacak elbette. Ben umutsuzluğun en kötü şey olduğuna inanıyorum,. O nedenle umudumuzu hiçbir zaman yitirmemiz gerekiyor. Umutla beraber çalışarak atlatacağız. Her şeyin başı inanmak. Bizler inanıyoruz. Evet aksaklıklar yok mu? tabiki var. Ama Konuşulan her şey tabanda yapılabiliyor mu? Hayır.  Ama her şey insanın kendinde bitiyor. Siz inanıp şirketinizi,yeni sisteme adapte edeceğinize güvenip ve gerçekten akılcı mantıklı işlerle öne çıkarsanız,  iktidardaki gerek vekiller, bakanlara sizin yol göstermeniz gerek. Evet, Türkiye’de hantal bir bürokrasi var. Kararlar alıyor halka inmesi zor. Böyle durumda Denizli olarak her zaman bunu söyler büyükleriz, üstatlarımız.  Denizliler istemez istemediği içinde Denizli’ye teşvikler, devlet imkanları gelmez. Anadolu aslanı da kendi kendine yapar.  Denizli artık istemesini bilmeli. Talep etmesi gerek.

DENİZLİ YARIŞTA GERİ KALDI
Denizli gelişmişlik, istihdam ve ihracat yarışında birçok ilin gerisinde kaldı. Yarışa birlikte başladığı Konya, Kayseri Gaziantep gibi rakiplerinin gerisinde kaldı.  Bu dönemler Denizli’nin atak yapacağı ivme kazanacağı ve yarışa birlikte başladığı rakiplerinin önüne geçeceği dönemler. Bunları başarmak için bizim hiçbir şeyimiz eksik değil, fazlamız var hatta.  

DOLAR MUTSUZLUĞU BENİ HAYRETE DÜŞÜRÜYOR
Bizim biraz mutlu olmayı öğrenmemiz gerek.  Ufak rüzgardan nem kapmamız gerek. Dolar mutsuzluğu beni gerçekten hayrete düşürüyor ve güldürüyor zaman zaman.  Çünkü bizler işadamıyız ve bizim basiretli davranmamız gerek.  Basiretli işadamı olmamız gerek.  Eğer dolar kazancınız yoksa niye dolar borçlandınız. İnsanların kendine bu soruyu sorması gerek. Faizler düşükken iyide dolar seyir değiştirince ne oldu. O kadar çok konuşuyoruz ki üretmiyoruz. İş yok laf çok. Aylar öncesinden daha yıl sonunda  ‘dolar şuraya gelecek’,’ dolar buraya gelecek, bu rakama çıkacak’,  ‘parite şöyle olacak’ derken doları bu hale biz kendimiz getirdik.  O nedenle bizim üretmemiz icraat yapmamız lazım. Eğer icraat yaparsak dolar, Euro, parite gibi şeylerin hepsinin boş işler olduğunu göreceğiz. Bu kadar hassas olunmamalı. Dolar seyrinin de yerine oturacağını düşünüyorum. Ekonomi Bakanının söylediklerine katılıyorum.  Merkez Bankası’nın müdahalesi gerekemiyor. Gerçekten sular oturduğu zaman her şey yerine bulacak.

ANİ MANEVRALAR VE SERT ÇIKIŞLARA DİKKAT!
Son dönemlerde siyasilerin sık sık dillendirdiği Şangay 5’lisi var. Aslında Şangay &’lısı desek daha doğru olur. Ancak, Türkiye öyle bir yerdeki Batı’nın en doğusundaki ülke, Doğu’nun da en batısındaki ülke, tam orta noktadasınız. Bizim batıya sırtımız dönme gibi bir lüksümüzün olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir lüksümüz yok. Batı’yı kullanmamız gerekiyor. Doğu’da gerçekten çok bakir keşfedilmemiş. Türklerin oraya gidip yatırım yapacağı bakir pazarlarından bir tanesi. Oraya da sırtımızı dönmemiz gerek. Siz bir köprüsünüz iki ayağınız var. Ne sağdaki ayağını yok sayabilirsiniz, ne soldaki ayağını. O kadar stratejik bir yerdesiniz ki bizim akılcı davranmamız gerekiyor.  Ani manevralar yapmamız gerekiyor. Biz bunu tabiki siyasilerden istiyoruz. Lütfen ani manevralar yaparken ani çıkışlar yaparken, yüksek volümden konuşurken Türkiye’yi düşünün.  Gerçekten bizim artık ipleri germek değil ipleri biraz daha gevşetip daha barışçıl, daha huzurlu, daha sakin bir siyasete, politikaya, iş bakışına ihtiyacımız var. Biz ne AB’yi sırtımızı dönebiliriz, nede Ortadoğu’ya sırtımıza dönebiliriz. Ortadoğu’nun bakir halinden yararlanmak, oraya yatırım götürmek Türkeler için yeni kapıdır. Batının da markalaşması inovatif düşüncesinden, vizyoner düşüncelerinden yararlanmak bizim için kazançtır.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

BAŞKANLIK SİSTEMİ İÇİN HALK NE DÜŞÜNÜYOR