ADI BAYRAMDI!!!

Abone Ol

Bir oğlu vardı; varı yoğu, bütün umudu, hayalleri, her şeyi bir oğlu vardı. Hoş, kız da olsa onun için hiç fark etmezdi ya. Yaradan böyle uygun görmüştü, hikmetinden sual olunmazdı…

Oysa ki, eşi ne kadar da çok merak ederdi gerçek anlamda kız mı, yoksa oğlan mı istediğini. Hamileliğinde defalarca sormasına rağmen, ağzından başka hiçbir cevap alamamıştı "eli ayağı düzgün olsun, sağlığı yerinde olsun da, cinsiyeti hiç ama hiç fark etmez"…

Bu soruyu hiç bıkıp usanmadan dokuz ay boyunca sormuştu, cevap hiç ama hiç değişmemişti. Eşi sonunda artık kanaat getirmişti, evet onun için cinsiyet gerçekten de hiç önemli değildi, tabii o yıllarda günümüzde olduğu gibi ultrason falan yok, çocuk doğduğunda ancak cinsiyeti öğrenilebiliyordu,(yetmişli-seksenli yıllar) yaşadıkları çevrede erkek çocuğuna bir başka değer verilmekte idi, hatta arka arkaya iki veya üç kızı olan insanlar, "olmaz ilerde bize kim bakacak" zihniyeti ile ne yapar eder, illaki bir erkek çocuk sahibi olmak için çaba gösterirlerdi. Zira kız evlenir gider, oysa erkek çocuk gelin getirirdi…

Kadın kendini yoklamakta idi, kız mı olsun erkek mi? Tabii ki eşi haklı, öncelikle sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek her şeyden önemliydi, fakat gene de gönlünü yoklamadan edemiyordu. Aslında bir kızı olsun isterdi. Onunla annesi ile paylaşamadıklarını paylaşabilirdi belki de. Kendi annesi ile hiçbir zaman arzu ettiği o ana kız ilişkisini yaşayamamıştı.

Oysa ne kadarda çok isterdi ana kız sohbetler edebilmek, içinden geçen şeyleri annesi ile paylaşabilmek, ama maalesef ki annesi ile böyle bir ilişkiyi hiçbir zaman yaşayamamış, bu hep gönlünün bir taraflarını acıtmıştı, hatta bir tartışmalarında annesine çok öfkelenmiş ve "ileride bir kızım olsun, anne kız ilişkisini sana göstereyim" bile demişti.

Hayır şu anda bu düşüncelerin hiçbir önemi yoktu, ileride de olabilirdi kızları, bu ilk çocukları olacaktı. Toplumda bu zihniyet varken, ilk çocuklarının erkek olması daha avantajlı idi, üstelik de olabilecek kızlarına da ağabeylik yapardı.

Hamileliği süresince sorularına hiçbir farklı cevap alamasa da, bir gün adam, "hanım rüyamda oğlumuz kucağıma işedi " demişti…

Öyle çok varlıklı olmasalar da çocuklarının eksikleri olmamalı idi (bir veya iki çocukları daha olsun istemelerine rağmen, maddi sıkıntıları yüzünden bir çocuk olsun, fakat güzel yetiştirelim kararı almışlardı aralarında) özellikle eğitim, evet eğitim çok ama çok önemliydi. Oğlu iyi bir eğitim alabilmeliydi, kendinin belki de böyle bir şansı olamadığındandı. Evet oğlu okumalıydı, hem de en güzel okullarda okumalıydı.

Öylede oldu, okumuştu oğlu, kendisi ömür boyunca çalışmış çabalamış, tatil ne demek, zevk sefa ne demek bilmemişti ama olsun, oğlu okumuştu ya, hem de en güzel okullarda, herkesin çocuklarını paralar vererek okuttuğu okullarda, oğlu burslu okumuş, üstüne de paralar almıştı. Herkesin hayalinde olan Amerikalara bile gitmiş, oralarda okumuştu. Akıllı çocuktu oğlu, onu hiç utandırmamış, öyle aşırı istekleri de olmamıştı, iyi bir çocuktu oğlu…

Artık tek düşüncesi kalmıştı, helal süt emmiş bir kızla evlenmesi. Öyle çok katı talepleri de yoktu. Oğlu aklı başında bir çocuktu nasıl olsa, ailesinin önemsediği şeylerinde pek ala farkında idi. Onu yetiştirirken oldukça hassas davranmaya çalışmışlar ve bütün manevi değerleri ellerinden geldiğince yaşatmaya çalışmışlardı. Artık o bir yetişkindi, pek ala kendi kararlarını alabilirdi.

Öyle de oldu, oğlu artık evlenmeye karar vermiş, seçimini de yapmıştı. Tanışmışlar cicide bir kız, güler yüzlü, oğulları da sevmiş, onlara söz söylemek düşmezdi, belki de evlada son vazife, çok şükür alınlarının akı ile üstesinden gelmişler, evlatlarını ele güne karşı güzel bir düğünle de evlendirmişlerdi…

Bu arada belki en büyük hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmışlardı (emekli olunca eşi ile birlikte hacca gitmek) eşinin de düşüncesi o yönde idi. Olsun bizim yaşayamadıklarımızı çocuğumuz yaşasın, biz daha sonra emekli maaşımızdan biriktirir gideriz, yeter ki oğlumuz mutlu olsun…

Gerçektende çok şükür oğulları mutlu görünüyordu, "evet hanım zorlandık belki ama değdi yaptıklarımıza, artık ölsem de gam yemem" diyordu adam…

BAYRAM evet bayram geliyordu, Bayram Amca gelini ve oğlu ile ilk bayramını yapacaktı, çok mutlu ve hevesli idi, hanımının ise ondan kalır yanı yoktu, coşku ve heyecanlı, "bey çocuklar gelince şunu da yapalım, aman unutmayalım zaten çok çalışıyorlar fırsatları yok, tüh bir de bayram hafta sonuna gelmiş, çok az kalabilecekler" diye hayıflanmakta idi kadın.

Günlerden cumadır o gün, kadının telefonu çalar, oğlunun sesini duyunca başka bir sevinir, içine bir huzur dolar, coşku ile konuşmaya başlar, gurur duyar, oğlu aramış ve "hayırlı cumalar annem" demiştir, adeta dünyalar onundur artık. Konuşmanın ilerleyen dakikalarında kadının sesindeki heyecan gitmiş, yerini buruk bir ses tonu almıştır, "tamam oğlum iyi günler" der, kapatır telefonu…

Bayram amca, aslında bu telefon konuşmasına odaklanmış fakat hanımının o coşku ile telefon açışını görmüş ve sonraki tavrına da anlam verememiştir, "hayırdır hanım bir şey mi var?" diye sorar, kadın ise sadece "bayramda gelemeyeceklermiş, tatile çıkıyorlarmış" diyebilir buruk bir ses tonu ile ...

Bütün gün, aldığı bu haberden sonra ağzını bıçak açmaz Bayram Amcanın. Hanımı halini hiç beğenmez ve iftar sofrasında konuşmaya çalışır, fakat başını iyi hissetmediğinden başka hiçbir kelime çıkmaz ağzından.

İftar sonrası, seccadesini balkona serer ve namazını orada kılar,(hava çok sıcak balkon ise biraz serindir) hanımı ara sıra onu kontrol etmektedir, namazın bitmiş olması gerekmektedir, zira ondan sonra başlamasına rağmen kendisi bitirmiştir namazını.

Balkona çıkar, "Bayram Bayram" diye seslenir, karşılık alamaz, tekrar seslenir "Bayram Bayram" gene ses gelmez, seccadesinin üzerinde secde halinde öylece kalakalmıştır…   BAYRAM AMCA SESSİZZZ!!!