ANNEM… KİM KİMİN ANNESİ?

Abone Ol

 

Sabaha kadar ağlayan bir bebeğin başını beklemek, kucağınızda koridor boyu volta atmaktır annelik. En ufak bir rahatsızlığında yüzü soldu diye endişelenmek, aynı keyifsizliği hissetmektir de aynı zamanda. Bizden önce bizdir. Bakışlarla iletişim kurmaktır. O ortak dile dahil olabilen o kadar az insan olur ki ülkemizin kendince özelleşmiş en yaygın dilidir.

 

Kimi zamanda kimi anneler olur ki kediler, köpekler ana olsun da sen olmasaydın dedirtir insana. Toplum içinde yüklüce şiddet uygulayarak rezil ettikleri çocukları, doğar doğmaz istemedikleri ve terk ettikleri bebekleri, bunu yaparken bazen nefes alır mı dahi diye düşünmeden poşetledikleri, ortadan kaldırmak için vahşetin göbeğine düştükleri. Açıkçası bir kenara bırakıp yaşam şansı verenleri daha vicdanlı buluyorum. Annelere verilen şefkatle öylesine de bir vaad varken kendi canından, kanından küçük masum bir varlığa nasıl eziyet uygulayabilir bir insan?

 

Hayvanlar diyorum ama onlarda bile öylesine farklı ki annelik davranışları. İki dişi kedi eş zamanlı yavruladı geçen yaz. Biri kendi boyutlarına erişene kadar baktı, diğeri ise birini baştan reddetti ve beslemedi. Bir yavrusu kayboldu. Son yavru da bir şekilde yaralanmıştı, biz veterinere falan götürdüysek de kurtaramadık.

Güzel yanından bakmalı bu özel günde. Anne dediğimizde aklımıza genelde özveri, fedakarlık gelir ve yukarıda bahsettiğim olumsuzluklar istisnai durumlardır. Herkesin annesi kendine kıymetli ve özeldir. Örneğin hayatında aldığın en özel hediye nedir derseniz: Lise ikinci sınıfta öğleciydim. Kış günlerinde eve varışım saat 6’yı buluyordu. Soğuk bir kış günü kapı açıldığında sıcak dumanı üstünde tüten kurabiyelerdir benim en güzel hediyelerim.

 

Aslında bir bebeğin ağlamasında her anne “ınngaaa” falan değil, “aaannnn nneee” diye ağladığını duyar. Cevapları da genellikle “anneeemm” olur. Bu cevap pek anlamlı gelmez bana. Belki de babadan önce anneyi iyice yerleştirsin, önce bu kelimeyi taklit etsin ve söylesin çabasıdır. 

 

“Hadi annem/anneciğim şunu yapalım” yerine halacığım/teyzeciğim/anneanneciğim/babaanneciğim, babacığım/amcacığım/dayıcığım … çeşitlemeleri mümkündür de yahu teyze, hala bensem sanki teyzeme ya da halama hitap ediyormuşum gibi hitap etmem niye? Diğer sıfatlarım olmadığı için kendi sahip olduğum kimliklerle düşünüyorum. Etrafa aman benim sanmayın ben bunun halasıyım, teyzesiyim demeye mi? Yeğenim/prensesim/çiçeğim/cimcimem var misler gibi. En büyük kız yeğenime cimcime derdim de 3-4 yaşlarında iken biriyle tanıştığında “adın ne” diye sorulursa “Benim adım Hüma. Ama teyzem bana cimcime Hüma diyor. İsterseniz siz de cimcime Hüma diyebilirsiniz” şeklinde yanıtlardı. Hepsine yakışan, onlara özel hitaplarım var. Bu şekilde bakınca çocuğuna annem diye seslenenlerin benzer mantıkla kocaları ile konuşurlarken de “karım” diye hitap etmeleri gerekmiyor mu? “Hadi ablam/abimler” de var ve kanıksamışız. Öğrencilerime ben de hocam demeliyim hatta. Anneme de “kızım” diye mi seslenmeliyim? …

 

Ankara’da ablamın küçük kızı ile simit almaya gittik. 4 yaşında o zamanlar. Dönüşte güvercinler markete ekmek getiren fırının aracından dökülen kırıntıların başına toplanmışlardı. Simitten ufalayarak bir parça atınca bize doğru yöneldiler. Haliyle çok hoşuna gitti ve bizim hemen hemen bir simiti ufalayarak kuşlara verdiğimizi gören yaşlıca bir kadın yanımıza yanaştı ve “Ne kadar sabırlısınız” diyerek söze başladı ve “sizin mi” diye sordu. “Sadece yarısı” dedim teyze anne yarısıdırdan hareketle. Kadının gözleri ışıldadı “babasını da ortak ederek yanıtlamanız ne güzel. Tabi ya yarısı sizin” derken ben o pembe tablo yıkılsın istemediğimden “haydi teyzeciğim, annen merak eder” gibi bir cümle kurmadım.

 

Annelik henüz anne karnına düştüğü anda başlıyor denilse de anaçlık varoluştan geliyor. Küçük bir kız çocuğu kardeşine, bir hayvan yavrusuna şefkat ve merhametle bakabiliyor. Annelik, anne karnında sonra kucakta ve sonrasında bir ömür boyu sırtta taşımakla devam eden bir süreç. Manevi yüklerimizi gerçekten bir ömür boyu çekerler ve ağladığımızda bizi teselli etmek, bizimle bir ağlamak onların bilinçsizce edindikleri misyonlarıdır. Bizler bazen bizim için en iyiyi istediklerini unutarak fazla müdaheleci, aşırı kontrol merkezi olarak görürüz. İçimizden geçeni en rahat ifade edebildiğimiz kişilerdir annelerimiz. “Anne neden…” diyerek başladığımız onlarca sorumuz vardır. Onların da hepsine cevapları. Dünya hayatında kendinden uzak olması istenmeyen evlatlar için ahirette de birlikte olabilmek adına dualar ediliyor. Yavrusuna kıymet veren hiçbir anne evladından ayrılmasın ne bu dünyada ne diğer tarafta.

 

Hz. Havva ile başladı annelik. Hz. Meryem, Hz Amine, Hayme Hatun, Hüma Hatun, Hafsa Sultan, Zübeyde Hanım ve nicelerinin doğurdukları Hz. Muhammed, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, Mustafa Kemal Atatürk ile hayatlarımız yön buldu, bugünümüzün ışığı oldu bu isimler. Evlat yetiştirmenin kutsallığının bilincinde, anne olmayı sadece çocuğu doğurmak olarak görmeyen; her biri bir öğretmen, bir doktor, bir aşçı, bir terzi, bir psikolog, bir danışman olan bir mesleğe değil birden çok mesleğe sahip tüm anneler ve anne misyonu ve ruhu taşıyanların Anneler Günü kutlu olsun.