Her ne kadar popüler kültürün dayatması denilse de, bir Pazar Günü “uzun uzun sohbet edelim”, “bir vesile ile aramış olalım” şeklindeki katkısını düşününce haftanın ehemmiyeti belli iken, başka konuda yazmak olmaz.
Hayatımda Babamdan veya babamla o kadar çok şey öğrendim ki…
Bilim insanlığı yolunda ilk çabalarım erken yaşlarda başlamıştı. 4 yaşlarıma denk gelen ilk tezim “Ben babamdan doğdum” idi. Öyle iddialıydım ki; kalabalık aile toplantılarında da bağıra bağıra söylüyordum. Psikolojideki Oipidus-Electra kompleksinde kızlar babalarına aşık olur der. Ben bir ebeveynliği kabul ediyordum. Daha anlaşılır bir dille “kızlar babaya düşkün olur”un daha sert hali. Bu tez şu ana kadar çürütülmüş tek tezim olarak tarihe geçti. Tezimi ortaya attıktan sonra gözlem evresinde hipotezime uygun hiçbir örnek bulamamıştım. Hep kadınların karnı büyüyordu. Annem ve babamın da sözlerine de güveniyordum. Zira bana hiç yalan söylememişlerdi. Sessizce bir köşede, bu tezimin unutulmasını bekledim. Unutulmadı tabii! Düşünmeden her aklıma eseni her yerde konuşmamayı (yanılırsam ne kadar az şahit o kadar iyi), önce gözlem yap, sonra hipotez sunma gerekliliğini o dönem öğrendim.
Ablam okula başladığında onun yaptıklarına bakarak aynısını yazarken önümden kaçırılan defter, kalemler bir müddet sonra “sen hadi resim yap” denilerek konulur olmuştu. Yeteneksizdim, resim konusunda. Matematik konusundaki yatkınlığım ise, kulak misafiri olduğum onların çözemediği soruların cevabını söylememle fark edilmişti. Bir öğretmen sakın göstermeyin yoksa okulda sıkılır dediği için, resim dayatması yapılmıştı. Eciş bücüş şekillere “çok güzel olmuş” gazını verdiklerini de o dönem anlamamıştım. Sırf onun gözüne girebilmek o “çok güzel olmuş”u duyabilmek için zamanımı harcamıştım itiraf etmek gerekirse. Yetenekli olmasam da, bir konu üzerinde zaman geçirebileceğimi, “bir aferin”in başkaca ödüllerden değerli olduğunu öğrendim.
7 yaşında iken denizde çırpındığım süreçlerin bir anında ayaklarımı, ellerimi yere koymaksızın suyun içinde hareket edebildiğimi fark ettim. İşin tuhafı kimse beni tutup “çırpın kızım” da dememişti. Belirli mesafelerde test ettim. Evet yüzebiliyordum! Arşimet gibi sudan çıktım, koşarak tavla oynamakta olan babama gittim: Evreka! “Baba galiba şey, ben yüzmeyi öğrendim. Benimle iskeleye kadar yüzer misin?” diye sordum. Onun onayından geçmeden, o konudaki yetkinliğimi onaylamadığımı o gün öğrendim.
Babamın katı kuralları vardı. Ağlayarak isterseniz tek cümle duyulurdu ağzından “Ağlamakla hiçbir şeyi halledemezsin”. Belki bu nedenledir hâlâ istediğim olmadı diye ağlamamam. Bu tavır öyle bir yön kazandırdı ki, bana sanırım hiçbir bedeli de yok bunun. Gözyaşımı silah olarak kullanmamam gerektiğini öğrendim.
Babam her zaman soğukkanlı bir yapıdaydı. Sırada beklerken, trafik … sinirleri alınmış gibi bir ifadesi vardı hep. Haklı dahi olsa “buyur arkadaş” deme büyüklüğü vardı. Kimi insanların seviyesine düşmeden 3 saniye fark ile insanın büyüyebileceğini öğrendim.
İğne fobim vardı. 5 yaşlarındaydım ve hasta olmuştum. O halimle kulak kabartmıştım doktorun söylediklerine.”Hemşire hanıma geçin, ilk iğneyi yapsın. 12 adete tamamlanacak” dediği anda sözde hasta ben topukladım. Hastane Caddesinde ben önde babam arkamda koşuyoruz. Bereket ara sokaklarda araç çıkmadı. Babam bağırıyor “kızım dur”! Bir müddet koştuktan sonra, “ben çocuğum koşabiliyorum, ama babam yaşlı (!) yorulmuştur, yazık” fikri içimden geçerken durdum. Nasılsa iğne konusundaki tedirginliğimi de anlamıştır diye düşünmüştüm. Kaçınılmaz son yine gelişti ve o iğne ile birlikte bir de serum taktılar. Peşimde koşan babamın yorgunluğunun benim iğne acımdan daha önemli olduğunu o gün öğrendim.
Üniversite sınavına gireceğim sene beni karşısına aldı ve dedi ki, “Kızım şartlarımı biliyorsun. İşyeri için yatırım yapıyorum. Şehir dışında okutmak benim imkanlarımı zorlar”. Koşarken yoruldu, dinlensin kıyamamasındaki bir çocuğa bu söz söylenirse ne yapabilir ki? “Başka şehirde kız peşinde koşamam” demiş olsaydı “baba sen bana güvenmiyor musun” diyeceğimi, alınacağımı, kesinlikle gideceğimi biliyordu. Daha sonra bir arkadaşı ile sohbet ederken bu konudan bahsettiğinde fena şekilde oyuna geldiğimi anladım. Çünkü Denizli’de gidilebilecek bölüm az, benim içlerindeki hedefim belli idi. Tek deneme sınavına girmiştim. Yeterli puanı alabildiğimi fark ettiğimde de, arkadaşlarım rüyalarında bile test çözerken; ben serçe parmağımı dahi oynatmamıştım o süreçte. Öğrendim ki; sevdiklerinizi tanıyorsanız, istediğiniz gibi yönlendirmek elinizde.
By-pass ameliyatından 2 sene sonra bir gün tüm içemediklerini kaza eder gibi sigara içerken yakaladım babamı. Hayatımın en uzun gelen, en kısa anlarından biriydi. Zamanın donduğunu aklımdan “hayır babam bunu yapmaz, yapamaz” geçerken yaşadığım hayal kırıklığını tarif etmem mümkün değil. Bu kaza sürecinden 1 hafta kadar sonra evden çıkacakken ceketini verecektim, cebinde paketi gördüm ve aldım. Ceketini verdim, cebini yokladı. “Aradığın bir şey mi var” diye sordum. “Eee şey” dedi. Belki de o gün en ağır sözü söyledim babama: “Ben seni sözünü tutan biri olarak bilirdim baba. Sen bize tutamayacağımız sözü vermememiz gerektiğini öğretmiştin. Söz vermiştin, içmeyecektin.” Yüzünün aldığı ifade ile o an pişman oldum da, sonrasında ne paket buldum ne de giysilerine sinen kokuyu duydum. Anladım ki, vaktiyle kontrolünde olduğum kişi ile ben zamanla rollerimizi değişiyorduk. İnsanın yaşlandıkça çocuklaştığını, ağzımdan çıkan her söze dikkat etmem gerektiğini, insanın çocuğundan duyduğu sözün en ağır olduğunu o gün öğrendim.
Gün geldi hata yaptım. Oysa beni uyarmıştı en başından. Israr ettim ve sonunda hatanın ezikliği var ya beklediğim söz “söylemiştim sana!” idi. Ancak babam “keşke sen haklı çıksaydın da üzülmeseydin. Keşke ben yanılmış olsaydım” dedi. Bizim dışımızdakilerin, özellikle büyüklerimizin tecrübelerine güvenmeyi, “hata yapıyorsun” dediğinde aslında çok daha objektif gözlem yaptıklarını ve aslında bizim iyiliğimiz için çabaladıklarını o gün öğrendim.
Hâlâ öğreniyorum babamdan. Her gün yeni bir şeyler. Yalan da değil aslında, ben ondan doğdum. Onun öğrettikleri ile yoğruldum. Benim babam, … Tek cümleye sığmayacak bir adam.
Tüm babalığın hakkını veren babaların BABALAR GÜNÜ kutlu olsun…