Şimdi yine birileri çıkmış, "İlla ki tramvay" diye yaygara koparıyor. Bu "sözde aydın" dostlarımıza sormak lazım: En son ne zaman belediye otobüsüne bindiniz? Bu şehrin sokaklarında en son ne zaman halkla iç içe yürüdünüz?
Denizli’nin yapısını bilen bilir. Bizim öyle içinden çıkılmaz, kangren olmuş bir trafiğimiz yok. Sabah ve akşam o malum mesai saatleri dışında, şehrin bir ucundan diğerine gitmek en fazla 20 dakikanızı alır. Çaybaşı’ndan Çınar’a, İstiklal’den Kıbrıs Şehitleri’ne, Saltak’tan ara sokaklara o kadar çok alternatifimiz var ki; sürücülerimiz gitmek istedikleri yere bir şekilde ulaşabiliyor.
Peki, tramvay inadı neyi getirir?
Tramvay demek, şehrin can damarı olan ana arterleri kapatmak demektir. Atatürk Caddesi’ni, İstiklal’i, Saltak’ı trafiğe dar etmek; zaten zemin yapısı ve bina yoğunluğu nedeniyle yorgun olan bu bölgeleri daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmak demektir. Yapısal sıkıntılar ortadayken, daracık sokaklara ray döşeyip şehri kilitlemenin adı "hizmet" değil, düpedüz maceradır.
Buradan Denizli Belediye Başkanı Sayın Bülent Nuri Çavuşoğlu’na sesleniyorum:
Bu şehrin kısıtlı kaynaklarını, sonu belirsiz maceralara aktarmayın. Denizli’nin öncelikli meselesi tramvay değil, kapımızda bekleyen deprem gerçeğidir. Bizim asıl derdimiz kentsel dönüşümdür. Bizim asıl sorunumuz eğitimdir, ekonomik girdaptan çıkış yolları aramaktır, şehre yeni cazibe alanları kazandırmaktır.
Halkın gerçek sorunları masada dururken, sadece "vitrin" olsun diye yapılacak projeler bu şehre yükten başka bir şey getirmez. Denizli’nin maceraya değil, akılcı ve kalıcı çözümlere ihtiyacı var.
Benden söylemesi... Yarın geç olduğunda "keşke" demek kimseye fayda sağlamaz.
Tahir AYGÜN