Elini kolunu sallayarak elinde bir avukat cüppesi, sahte bir kimlikle geçiş ve ardından yaşadığımız eksikleri sorgulamamızı katmerleyen üzücü olay. Bir savcımız şehit oldu. Üstelik son verdiği röportajda “evde bile bu stratejik konu üzerinde çalışıyorum” diyen bir savcı. Berkin Elvan’ın katillerini açıklayın istemi ile çelişen, zaten bu konuda en çok bilgiye sahip, üstelik de evine işini götürerek çalışan birini rehin alarak bilgi isteme tezatlığı. Çemberi daraltmış, sonuca yaklaşmış işini düzgün de yapan bir savcı. Allah şahitlerden, şehitlerden eylesin.
Resim atıldı hani. Ağzı bantlı, başına silah dayanmış. Söylenecek çok şey var da, bir düğüm oluyor boğazımda, ne yutkunabiliyorum, ne çıkarabiliyorum. Dakikalar, saatler… Bizim için geçti de, ya onun için nasıldı? Neler geçti gözlerinin önünden, ya da içinden? Eşi, çocuğu, ailesi … Muamma…
Mesleksel ayrıcalıklar… Mesleksel birliktelikler… Biz doktoruz, muayene için sıra almayız. Biz kamyon şoförüyüz, kendimizi sollatmayız. Biz öğretmeniz, en iyiyi biz biliriz, eleştirmek ne haddinize. Çocuğun başarısı düşerse sütte leke var, ben de yok, sorun kesin ailede. Biz mühendisiziz, o öyle olur. Ses mi? O kadarlık olacak ablacım, Allah mükemmel yaratmış, dış sesini geçtim senin bile iç sesin var, bu makinadan hiç ses çıkmayacak mı? … v.s.
“Üstümüzü arayamazsınız”. Neden? “Biz avukatız”. Siz elbet potansiyel suçlu değilsiniz. Sıkıntı yok, eee ben mühendisim, akademisyenim. Ben potansiyel suçlu muyum? Valla okumaksa zekalarımız farklı türdeymiş. Sen sözel zekaya sahipsin, ben ise sayısal bir zekaya sahibim diye ne sen benden üstünsün, ne de ben senden üstünüm. Birbirimizi tamamlıyoruz. Ben olmasam, o adliyedeki asansörün olmazdı. Ben olmasam girdiğin adliye diye bir bina da olmazdı. Sen olmasan benim de yaşadığım sorunlarda hakkımı kendim aramam gerekirdi ki, pek öyle boylu poslu biri değilim.
2000’li yıllar. O zamanlar hatırlayanlar bilir otobüslerde, elektronik sistemi kilitlediği için cep telefonu kullanmak yasak. Ben de doktora yapıyorum ve Denizli-Ankara arası mekik dokuyorum. Kış ve soğuk bir gün ve saat akşam 6 suları. Mola verildi. Şoför inmeyenler var diyerek otobüsü çalışır vaziyette bıraktı. Önümde oturan kız telefonunu açtı, konuşmaya başladı. Haliyle de aracın muavini “lütfen aşağıda konuşun” dediği anda kızımız “Beni indiremezsin. Şoför indiyse bitmiştir” vs ile başlayan muavinin “hanımefendi” demesinde “Sen kimsin de bana in diyorsun”, “arkadaşım” hitabıyla çıldırıp “Ben bilmem nerenin garnizon komutanının kızıyım. Nereden senin arkadaşın oluyorum. Sokakta görsem selam vermem. Seni şikayet edeceğim, işinden ettireceğim.” diye devam eden diyalogda nihayet muavin araçta kalan diğer yolculara “siz de bir şey söyleyin lütfen, ben anlatamıyorum” dedi. O anda içimdeki mazlumların savunucusu, haklının yanında, haksızın karşısında pelerinli kahraman yine istemsiz de olsa pörtleyiverdi: “Pardon hanımefendi. Bir şeyi karıştırıyorsunuz. Telefonunuz şoföre değil, araca zarar veriyor. Bu nedenle de, araç çalışıyor halde olduğundan aşağıda konuşmanız isteniyor. Kim söylüyor derseniz, babam ekonomist ama babam mühim değil, ben mühendisim. Master derecem var, şu an doktora yapıyorum”. Kız kös kös inerken, muavin “abla teşekkür ederim” diyor. Hani o derece bazıları ayrıcalık sanıyor ki; eşleri, çocukları bile o kimlikle üstünlük sağlamaya çalışıyor.
Son uçak yolculuğumda Denizli Havaalanında aranırken, görevli “hanımefendi anahtar mı var çantanızda” diye sordu. “Eee var” dedim. Hepimizin vardır yani. “Görebilir miyim” diye sordu. “Yaşadık” dedim içimden. Ofis, ev derken tüm anahtarları çıkardım. Avucumda tutarak gösterdim. “Böyle değil, 11-12’lik” dediği anda musluğun somunlarını sıkmak için çantama koyup unuttuğum anahtar ağzı aklıma geldi. “Kalmış mı” derken, buldum. 14-15’lik. O anda aramızda üç beş milimetrenin lafı olmaz elbet. Uçak yolculuğunda bir bayanın çantasından anahtar ağzının çıkması gerçekten ilginç bir manzara olsa gerek. “Mühendisim ama söz koltukları sökmeyeceğim” dedim. Mühendislikten etkilenme yoktur eminim. Tek anahtar ile uçak kaçırılamaz, sökülemez diye düşünüyorlar ki, geçirdiler. Alsalar da “ben mühendisim, alamazsınız” demezdim. Yeterince ben de şaşırmıştım zaten. Dönüşte ise kuzenime emaneten bıraktım. Önemli yani, artık hatırası bile var …
X-Ray cihazından geçmem! Hamile misin kardeşim? Avukatım! “Açılın ben doktorum!” der gibi “Açılın, ben avukatım, aranmadan geçerim”. Yanılmıyorsam girdikleri kapılar zaten sade vatandaşla aynı değil. Yahu zaten adliye denen yere Allah gerçekten düşürmesin! Seçimlerde de avukat kimliği ile oy kullanabilirler. Hoş ben bu tarz eğilimlere sahip, yani sahip olduğu hasbelkader ufak bir ayrıcalığı kullanarak toplumun gözüne “bakın ben şuyum” diye sokmaya çalışan kişileri meslek sahibi olmuş, ancak olgunlaşamamış kişiler olarak görüyorum. Mesela bir gün AÖF sınavlarından birinde bir polis memuru mesleki kimliğini belge diye koymuştu. Çıkışta da bekleyip fütursuzca “hocam, belgemi de koydum ama hiç yardımcı olmadınız. Bizler memuruz, sizin de bize işiniz düşer” dediğinde tepkim gayet net olmuştu: “Biz sınavın adil şekilde yapılması için görevlendiriliyoruz. Memurlara yardım etmek için değil! Kaldı ki, size Allah düşürmesin.” Karakola düşmek! Hala bırrr yani! “En basiti trafik cezası hocam” demişti. “Ceza varsa hatam vardır, bu hatanın bedelini öderim. Siz hala ayıbınıza devam ediyorsunuz” demiştim. Şimdi bu yaşadığımdan hareketle “tüm polisler sınavlarda ayrıcalık bekler” fikri geliştirmemek gerektiği gibi, “üstümü aratmam” diyen avukatlarla tüm avukatları kapsamıyor son yaşananlar. Birbirlerini daha kolay ikna edebilirler belki. Hani şayet bir ayrıcalıksa avukat olmak, benim sözlerim değersiz, gereksiz görülebilir. Bu anlamda sessiz kalmasın diğer duyarlı avukatlar. Yoksa sitemim onlara da olur.
Bir de aklıma şu deli sorular geliyor. Toplum güvenliği yanı sıra kendi güvenlikleri için arandıkları gayet net iken “üstümüzü arayamazsınız” diyorlar ya, merak ediyorum, sorgu sual meleklerine de “bizi sorgulayamazsınız, biz avukatız” derler mi? Ya da bir hakim, “burada soruları ben sorarım” der mi?
Hiçbirimiz üstün değiliz bir diğerinden. Birbirimizi korumak her türlü güvenlik önleminden kat be kat daha güvenilir. O nedenle mütevazı olun, valla gitmiyor diplomalarınız, meslekleriniz. Mesleksel açık aramıyorlar, kesici, delici alet, ateşli silah arıyorlar. Sizi korumak için.
Az evvel Kayahan’ın vefatını da öğrendim. Bir aşk hikayesi şimdi başladı. Allah aşkıyla mekanı cennet olsun. Sevenlerinin başı sağolsun.