BİBERİN Mİ YOKSA KIRGINLIĞININ ACISIMI DAHA BASKINDI ?

Abone Ol

BİBERİN Mİ YOKSA KIRGINLIĞININ ACISIMI DAHA BASKINDI ?

Bahçeli bir evde büyümüş olmasına rağmen, bahçeye dair deneyimleri, yetişmiş olan ürünleri dalından koparmaktan ileri gittiği söylenemezdi. Aslında o ana kadar da bahçeye karşı bir ilgisi olup olmadığını kendisi dahi bilmiyordu…

Onun yaşantısında koskoca bir ömür, sürekli koşturmakla geçmişti. Evlilik, iş yaşantısı, çocuklar her biri üst üste gelmişti. Öylesi yoğun bir yaşantıda doğrusu, böyle düşünceler dahi gelemiyordu insanın aklına…

Ama artık hayatı baştan sona değişmişti. Çocukları büyümüş, ona ihtiyaçları kalmamıştı. Emekliye ayrıldığı için işle ilgili bir sorumluluğu da yoktu. Artık yalnızca ilgi duyduğu ve onu rahatlatan şeylerle meşgul olmak istiyordu…

Hayatında ilk defa onun kendisine ait bir bahçesi vardı. Genelde çevresindeki çoğu insan gibi bahçesini çimle kaplayabilirdi. Onun için gayette kolay olurdu. Tabi bu bir seçenekti. Hem görüntüsü güzel hem de onu uğraştırmazdı…

Düşünürken birden çocukluğu, büyüdüğü ev ve evin bahçesinde anne ve babasının yetiştirdiği o mis kokulu domatesler, tazecik biberler, maydanozlar, naneler geldi gözlerinin önüne. Yapabilirimiydi acaba? Aslında bahçedeki toprak da çok sert epeydir hiç işlenmemişti. Bir hayli de zor görünüyordu…

Evet zor ama bugüne kadar neye kolay erişmişti ki yaşantısında. Her şeye çabalayarak emek vererek erişmemiş miydi. Üstelikte hayattaki sloganı “Zoru başarırız, imkansız biraz vaktimizi alır” değil miydi. Eeeee bu durumda neyi düşünüyordu kiiii.

Hemen işe koyularak, bahçeye bir şeyler ekip dikmeye karar verdi. Karar verdi vermesine de bedeninin eskisi kadar sağlıklı olmadığını pek de aklına getirmedi. Belde boyunda fıtıklar, dizde menisküsler v.s…

Bahçe ile uğraşırken adeta içinden bir bahçıvan fışkırmıştı. Onca yıllık eşi bile buna çok şaşırmıştı zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmuyordu. Birkaç şey düşünmüştü, domates, maydanoz, tere, dereotu nane. Eşi de soğan istemişti, tamam olurdu bunlar…

Ama bir şey vardı ki olmazsa olmazdı. Biber, evet bibersiz olmazdı hem tazecik kahvaltıda o dalından koparılarak çıtır çıtır yenen biberler, çocukları da çok severlerdi. Ama tatlı olmalıydı biberler yoksa çocukları eşi ve kendisi de yiyemezdi...

Tamam tatlı olmalı dedi kendince. Ama kardeşi o bütün çocukluğunu birlikte geçirip her şeyini paylaştığı kardeşi ve babası acı biber seviyorlardı. Olsun onlar için de biraz acı biber dikebilirdi…

İlkbaharda işe koyuldu, bahçesini düzenledi. Çapalandı, sulandı, otları ayıklandı. Tekrar çapalandı sulandı otları ayıklandı derken, ürünlerde elde edilmeye başlanmıştı artık. Domates pek olmamış tereler ve dereotu desen başarılı sayılmaz, maydanoz eh işte biraz olmuştu…

Biber, evet en başarılı ürün ise biber olmuştu. Gerçi biber öyle bir acıydı ki ne çocukları ne eşi ne de kendisi gönlünce koparıp yiyebilmişlerdi. Ama olsun nasıl olsa kardeşi gelip yediğindeki o memnunluğu onu çok mutlu edecekti. O anları düşündükçe olsun diyor, içini bir mutluluk kaplıyordu…

İlkbahar, koskocaman yaz geçmiş, derken sonbahar da gelmişti. Yapraklarda dökülmeye başlamış, bahçedeki ürünlerde bitmeye yüz tutmuştu. Başka ürünler artık bitmiş olsa da biber evet biber hala inatla ürün vermeye devam ediyor. O, evet biberde sanki anlamıştı onun içindeki acıyı…

Kardeş, evet kardeşlerinin her biri ile çok özel ve güzel bir bağı vardı ve bunun içinde her zaman kendini çok şanslı hissediyor ve şükrediyordu. Fakat onunla yalnızca aralarında iki yaş olması, onları sanki daha mı yaklaştırmıştı o yıllarda. Yakın çevrelerinin zaman zaman onları karıştırdığı bile oluyordu, keza ikiz gibi büyümüşlerdi…

Oysa ki diğer kız kardeşi gelerek onu çok mutlu etmiştiJ Gelebilmesine pek de ihtimal vermediği o yaşlı babası bile bütün imkansızlıklara rağmen gelebilmiş, o bahçeyi çapalamış, ona moral vermiş ve biberlerinden de tatmıştı…

Ama birlikte olamama ihtimalini bile aklına getirmediği, birlikte ikiz gibi büyüdüğü her şeyini paylaştığı o kardeşi bin türlü bahaneler bularak gelememiş gelmemişti…

İçi öyle yanmıştı ki, o hiç kimselerin yiyemediği biberin acısı mı daha baskındı, yoksa kırgınlığının acısı mı, bir türlü karar vermiyordu...

Emekli Öğretmen

Aile Danışmanı Yaşam Koçu

Zeliyha ÇINAR