Son yazımda “Sahtekârlık Tehdidinden” bahsetmiştim ve bu tehdidin bazılarımız için adım atmanın önünde engel oluşturduğunu anlatmaya çalışmıştım. Bugün de kendi hayatımdan “Sahtekârlık mı olur?” diyerek yapmayacağım ve yapmadığım birkaç örnekten bahsedeceğim.
İlki bir doktorla ilgili…
Rahmetli babam hayatının son yıllarında KOAH (Kronik Obsturiktif Akciğer Hastalığı) hastası idi. Ben de o sırada İzmir’de doktora yapıyordum. Babam bir gece fenalaşıyor. Eve ambulans çağrılıyor. Amca oğlanlarım Selami, Seyfettin ve İsa amcam da ambulans ile birlikte gece vakti hastane hastane dolaşıyorlar. Babamın solunum cihazına bağlanması gerekiyormuş. Hiçbir devlet hastanesinde yer bulamıyorlar. Özel bir hastanede boş solunum cihazı bulunuyor. Bu defa “özel hastanenin parasını karşılayabilir miyiz?” derdine düşüyorlar. Sonunda amcaoğlum Seyfettin “Amcam, ölüyor… Buna müsaade edemeyiz, hiç olmazsa ben elimdeki parayı veririm” diyor… (Babam ölünceye kadar bu sözleri hiç unutamadı ve her konu açıldığında mutlaka bu fedakârlığı herkese anlattı).
En sonunda babam özel hastaneye yatırılıyor, gece vakti doktor çağrılıyor ve ilk müdahaleyi yapıyor. Benim anlatacaklarım ise bundan sonra başlıyor.
Ertesi sabah ben Denizli’ye geldim. Babam Allah’a şükür o gün iyileşti. Taburcu olduk. Hastaneye ücretini ödedik. O gece müdaheleyi yapan doktoru görüp, teşekkür etmek istedim. Doktoru nerede bulabilirim diye sorduğumda, Doktoru bulabileceğim yeri ve telefon numarasını verdiler ve:
- Doktor bey, 1000 dolar para istiyor… dediler.
Ben sadece “nasıl yani?” diyebildim. Çünkü özel hastaneye ücreti ödemiştik. Ben doktoru aradım ve duyduğum sözlerden şok oldum. Doktor gayet sakin şekilde şöyle demişti:
- Bu türlü durumlarda paranın hesabı yapılmaz. Ben, babanı hayata döndürdüm. Bir de hafta sonu bayram tatili için memlekete gideceğim, o zamana kadar ödeme yaparsanız sevinirim.
Babamın o gece akciğer zarı yırtılmış. Doktor gelip göğüs kafesinden bir delik açıp, akciğerinden iç organlarına dağılan havanın dışarıya atılmasını sağlamış. Daha sonra babam solunum cihazına bağlanmış.
Ben böyle bir durum için 1000 dolar ücret ister miydim? Hayır isteyemezdim. Zaten hastaneye ödenen paranın içinde doktorun parası var. Bunun yanında yapılan iş; sadece göğüs kafesinde bir delik açma ve gerekli pansumanı yapma…
Daha önceki hastanelerdeki doktorlar da babamı muayene etmiş ve akciğer zarının yırtıldığını fark edememişlerdi. Bu doktor tecrübesi ile fark etmiş ve –bana göre- basit olan müdahaleyi yapmıştı.
O yapılmasa babam ölür müydü? Büyük bir ihtimalle… Bunların hepsi doğru…
Ancak ben bunun için o kadar parayı isteyemezdim. Çünkü yapılan müdahalenin basit bir işlem olduğunu biliyorum. Bu kadar basit bir iş için 1000 dolar ekstra para isteyemem. Eminim benim gibi düşünen ve “Hastaneden alacağım para yeter, ekstra ücret almam gerek yok” diyen doktorlar mutlaka vardır.
Düşünsenize… Yanınızdaki arkadaşınızı yılan ısırıyor ve siz ısırılan yeri kesip, zehirli kanı emip dışarıya atıyorsunuz, üzerine pansuman yapıyorsunuz ve arkadaşınızdan 1000 dolar para istiyorsunuz… Bunun adına da “Bıçak Parası” diyorsunuz. Bunun adı olsa olsa çaresizlik içindeki bir insanın bu halinden faydalanmaktır…
Bunların yanında, benim gibi düşünen doktorlar kendilerini hiçbir zaman ön plana çıkartmayacaklar, hiçbir zaman çok yüksek paralar kazanamayacaklar. Son model arazi araçlarına binemeyecekler. Çok tanınan doktorlar olamayacaklar.
Belki işlerini en mükemmel şekilde yapacaklar, fakat etkili ve yetkili yerlerde olamayacaklar. Ancak onlar da -doğru kişi oldukları için- en az diğerleri kadar etkili ve yetkili yerlerde bulunmak için çaba sarf etmeliler.
Kafalarındaki “Sahtekarlık Tehdidi” buna engel olmamalı…
Devamı yarın…
30.06.2015
hayri.un@gmail.com