Geçen yazımda, Kütahya’nın Karaköy Beldesi’nde kalmıştık. O dönemin Belediye Başkanı ile çok güzel bir bahçede çay içiyor, sohbet ediyorduk. Belediye başkanı, Kütahya’nın nadir CHP’li belediye başkanlarından birisi idi. Yıl 2011 idi. Bir seçim yeni bitmişti. Belediye Başkanı seçim sonuçlarından memnun değildi. Ona:
- Bana göre; siz bir şeyi yanlış yapıyorsunuz, size oy vermeyenler hakkında çok kötü sözler söylüyorsunuz. Mesela onlara “Örümcek kafalısınız, koyunsunuz, Türkiye’nin başına gelen en büyük felakete oy verensiniz, Yalakasınız, Köylüsünüz, Kasabalısınız, Gericisiniz, Hacca gidip paralarınızı Araplara veriyorsunuz, Din afyonu ile uyutulmuşsunuz” diyorsunuz. Bunların yanında burada söyleyemeyeceğim çok daha kötü hakaretler, hatta küfürleri ulu orta söyleyenleriniz var. Demiştim.
O da:
- Onlar da söylüyor, hatta Başbakan bile bizim için benzer ifadeleri kullanıyor. Demişti.
Sonrasında ona şöyle demiştim:
- Burada çok ince bir ayrıntı var. Sizin oylarınız şu anda yaklaşık %30, yani size oy vermeyenlerin oranı ise %70. Siz kızgınlıkla hakaret ettiğinizde %70’i karşınıza almış oluyorsunuz. Belki size oy veren %30 da bir anlamda bu sözlerinizden memnun oluyor. Hep beraber iyi ki biz onlardan değiliz, diyorsunuz. Başbakan ise; buna karşılık size karşı söz söylüyor. Size oy veren %30 bu duruma müthiş kızıyor. Bunun yanında kalan grubun içindekiler ise “Bakın bizim Kasımpaşalı Başbakanımız nasıl sert konuştu” diyor. Başbakan size sert konuşurken, diğerlerine de “ben sizi kucaklıyorum, kollarımın altına alıyorum” diyor. Başbakan ve ekibi bunu çok iyi biliyor.
Böylelikle içinde “çok elit”, “bilgili”, “aydın” (bazılarına göre) kişilerin bulunduğu grup küçülürken; içinde “çobanların”, “köylülerin”, “kasabalıların” (bazılarına göre) bulunduğu grup ise giderek büyüyor.
Bana göre CHP içinde bu algının oluşmasına sebep olan grup bile kendi içinde çok az, belki de kendi içlerinde %5 ya da %10. Belki de bu kişilerin sesi daha çok çıkıyor ve algı CHP’nin halktan uzak hatta halka düşman olarak gelişiyor. Bu şekliyle beni ve benim gibi düşünenleri de temsil etmeleri mümkün değil.
Ancak benim bildiğim, tanıdığım, içinde bulunduğum “Halk partililerin” halkımızla en ufak bir sorunları yok. Onlar da bu halkın içerisinde hepimiz kadar bu ülkenin evlatlarından bir evlattır. Neden mi? Çünkü:
- Ben Kuran-ı Kerim okumayı öğrendiğimde bana Kuran-ı Kerim satın alarak hediye eden bir Halk partili idi. Hala o Kuran-ı Kerim’imi okumaya devam ederim.
- Bana yedi yaşımda ilk dualarımı ezberletenbir Halk partili idi. Hala o duaları okurum.
- Denizli Kaleiçi’ndeki Arasta Cami’sinin hamisi rahmetli Hacı Raşit Özkardeş idi. Vefat edene kadar da buna devam etti.
Bana Kuran-ı Kerim hediye eden kişilerinKuran-ı Kerim bir sorunları olmaz, Bana dua ezberleten kişilerin peygamberimiz ile ilgili bir derdi olmaz, Hacca gidip Hacı olmuş, camilerin hamisi olmuş kişilerin Hac ve Cami ile sıkıntıları olmaz.
Geçen yazılarımda; “insanlar ne söylediğinize, nasıl söylediğinize bakmazlar, neden söylediğinize bakarlar. Eğer nedeninize inanırlarsa, arkanızda gelirler” demiştim. Yani insanların sizin nedeninize inanmaları ve nedeninizin onların da nedeni olmalıdır. Bu olmadığı müddetçe insanlara doğruları, en detaylı şekilde söyleseniz bile onlara anlatamazsınız. Eğer bu konuda bir çaba sarf etmezseniz; sadece nedeninize inananlar ile devam edersiniz. Onların sayısı da hiç de az olmayabilir. Mesela üzerinde durduğumuz %30 Türkiye’de yaklaşık 21 milyon kişi eder. Onlarla Cumhuriyet Mitingleri de düzenlersiniz, Cumhuriyet yürüyüşleri de yaparsınız, meydanları ve caddeleri etkileyici bir şekilde doldurursunuz. Ancak şunu unutmamalısınız ki: size diğer %70’in de oy vermesi gerekir.
Belki de bu gerçekleri göremediğimizden önümüzdeki seçimlere yine “Muhalefetsiz” gireceğiz…
Dostlukla…
06.11.2014
hayri.un@gmail.com