CUMHURBAŞKANI ATATÜRK ÖRNEĞİ (YÖNETİCİLİĞİN 5. DÜZEYİ: SAĞLAM KARAKTER, SAYGI ve ZİRVE)

Abone Ol

Aşağıda yazacaklarımı ben Ahmet Şerif İzgören’den dinledim. Şerif hocama bu olayı Prof. Dr. Sayın Nevin Ciğerim anlatmış. Nevin hanıma da olayın şahidi olan Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaveri anlatmış.

Bilindiği gibi İngiliz Kralı 8. Edward 1936 yılında Türkiye’ye gelir. Bu ziyarette 8. Edward Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “Kurtuluş savaşını nasıl kazandınız?” diye sorar. Bu soru üzerine Cumhurbaşkanı Atatürk yaverini çağırır. Yaverinden silahını vermesini ister. Silahı alır kurşunlarını boşaltır ve yaverine:

 - Kapıdaki nöbetçi askeri çağır… der.

Nöbetçi asker gelir. Atatürk silahı askere verir ve:

      - Kafana sık… der.

Asker hiç tereddüt etmeden silahı şakağına dayar ve tetiğe basar. 8. Edward şoktadır. Bir şey söyleyemez. Cumhurbaşkanı Atatürk, sadece:

 - İşte böyle kazandık… der.

İşte yöneticiliğin en üst noktası olan “Sağlam Karakter”, “Saygı”, “Zirve” düzeyi burasıdır. Bu düzeyde beraber olduğunuz ekip sizi “sadece siz olduğunuz için, o güne kadar bozulmamış sağlam karakteriniz için, o güne kadarki iyi ve doğru ilişkileriniz için, o güne kadar bilgi ve yetkinliğiniz ile ürettikleriniz için, ekibe ve ekip üyelerine kattığınız değerleriniz için” yönetici olarak kabul ederler. Bir lider olarak da arkanızdan tereddüt etmeden gelirler.

Burada bir önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir. Yönetici (lider) bu seviye kendi başına gelemez, beraberindeki ekiple birlikte gelir. Yani zirveye beraber çıkılır. Yönetici ve Ekip geçmişe baktıklarında; beraber yaşadıkları, sevinçleri, galibiyetleri, yer yer hayal kırıklıkları ve her şeyden önemlisi mücadelelerini görürler. Bir araya geldiklerinde birbirlerine anlatacakları birçok hikâyeleri vardır.

Aslında zirveye yönetici istese de kendisi çıkamaz. Ona inanan, güvenen ve saygı duyan ekibi onu oraya layık görür ve çıkarır. Tekrar en baştan itibaren yöneticiliğin düzeylerini hatırlayacak olursak:

Birinci düzey olan makamı siz almazsınız; size verirler. Diğer ikinci, üçüncü ve dördüncü düzeylere, yönetici kendi bilgi düzeyi, iyi, etik ve doğru ilişkileri, üretimleri ve kattığı değerleri ile çıkar. Bu uzun serüvende yönetici inandırıcılığını kaybetmeden 4. Basamağa kadar çıkarsa; son basamak olan zirveye beraberindeki ekip çıkartır.

Bu gerçekten emek, mücadele, sabır isteyen oldukça uzun bir serüven veya maraton koşusudur. Mesela şunu yapamazsınız: Ekibin karşına geçip:

-        Ben yöneticiliğin düzeylerini biliyorum. Hatta bu konuda eğitim aldım. Şimdi size de anlatacağım. Bu gün pazartesi, birinci basamaktayız.  Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü ben ve siz birlikte 5. Düzey olan zirveye çıkmış olacağız… diyemezsiniz.

Her basamağın hakkını vermeden diğerine çıkmak mümkün olmaz. Ayrıca üst basamaklara çıktıkça harcamanız gereken süre ve emek giderek artar. Sürekli olarak da bilgi ve yetkinliğinizi artırmak zorundasınızdır. Bu da okumadan, eğitim almadan olmaz.

Belki aklınızdan şu geçebilir ve:

 - Hoca çok iyi anlatıyorsun da senin bu anlattığın yöneticiler Türkiye’de yok ki… En azından bunun eksikliğini hissedip öğrenmeye çalışan yöneticilerimiz yok ki… diyebilirsiniz.

Bu sorunuza en güzel cevabı  - eğer sağ olsaydı - zannederim Rahmetli Hafız amcam verirdi. Onu Kaleiçi esnafı çok iyi tanırdı hala da tanır. Amcam doğuştan görme engelli idi. Köyün o zamanki imamının çabası ile Kuran-ı Kerim’in tamamını ezberlemiş ve hafız olmuştu. “Çukurlu Ama Hafız” adıyla Kaleiçi’ndeki Arasta ve Bayramyeri Camilerinde her gün Kuran-ı Kerim okurdu. Amcam sürekli kitap okurdu daha doğrusu yanına gelenlere ve aile efradına kütüphanesinden kitap aldırır ve okuttururdu. Hatta önemli gördüğü yerleri de defterine yazdırtırdı. Bu yüzden Hafızlığının yanında bilgisi de gayet yüksekti. Amcamı rahmetle anarken kısaca onun hakkında da bilgi vermek istedim.

Amcam namazda imamlık yapma konusunda şöyle derdi:

 - Eğer alim bir imam varsa; yani Kuran-ı Kerim’i hatasız okuyabilecek, namazın şartlarını daha iyi bilen biri varsa; imam kesinlikle o olur. Ancak öyle biri yoksa “Cahil Cahil’e imam olabilir”…

Bizim halimizde ne yazıkki bundan çok da farklı değil… Hepimiz yöneticilik ve daha pek çok konuda yeterli düzeyde bilgi ve yetkinliğe sahip olmadığımız için içimizden herhangi birileri yönetici olabiliyor. Dolayısıyla mevcut yöneticilerle idare etmek zorunda kalıyoruz. Mevcut yöneticileri bilgi ve yetkinlikte zorlayacak, zorlamak isteyen birileri de olmadığı veya çok az olduğu için de bizdeki mevcut durum devam ediyor.

Değiştirmek bizim elimizde… Ya uzun ve yorucu bir koşuya çıkmayı kabul edeceğiz ya da oturduğumuz yerden sızlanmaya ve söylenmeye devam edeceğiz…

Bir sonraki yazımda “Liderliğin 5 Düzeyi” kitabını yazan John Maxwell’in bu uzun maratonda karşılaşılan 7 gözlemi üzerinde durmaya çalışacağım.

Dostlukla…

01.01.2015

hayri.un@gmail.com