DİRENEN KADINLAR - 2 (STEREOTİP TEHDİDİ - 6)

Abone Ol

Dünkü yazımın devamı…

 

Bir de karşınızda Nihat Zeybekçi vardı…

 

Bu söze bazılarımız:

- Bunda ne var ki? Nihat Bey, yeniliklere açık biridir. Denizli’nin yararına olacak her şeyi severek kabul eder. Bugüne kadar Denizli’mize birçok güzel eser kazandırmadı mı? Diye hayret edebilir.

 

Bazılarımız da:

- Nihat Bey, inşaat mühendisi değil… Bu yüzden teknik bir konuda konunun uzmanlarını dinlemesi kadar normal ne olabilir ki? Zaten bir Belediye başkanı teknik elemanları dinlemelidir. Bunda olağandışı bir şey yok, Abartmaya da gerek yok… diyebilir.

 

Bunların dışında İnşaat Mühendisleri Odası Şube Başkanlığım zamanında çokça duyduğum bir kanı var. Birçoğumuzda “Siyasilerin” özellikle koltuğa oturduktan sonra kimseyi dinlemedikleri, kafalarına göre iş yaptıkları, hele böyle 100 trilyonluk işlerde değişiklik yapmayacakları, hatta işin kimler tarafından, nasıl yapılacağı bile belli olduğu için herhangi bir değişikliğin “Pişmiş aşa, su katmak” olacağı inancı vardır.

 

Ben bu inanca karşılık koltukta kim olursa olsun, uyarıların ve önerilerin sunulması adına masada olunması gerektiğine inandım. Eğer uzmanlık alanım hakkında bana danışılmıyorsa, sözlerim dinlenmiyorsa, öncelikle bilgimi, yetkinliğimi, iletişimimi sorgulamam gerekir dedim.

 

Konu Nihat Zeybekçi olunca, çok sert olduğu, kimseyi dinlemediği, toplantılarda “Şu böyle olacak” deyip kestirip attığı gibi şehir efsaneleri de dolaşıyor.

 

 Burada bir ayrıntıya dikkat çekmekte fayda var. Bazıları  “Dinlemek” deyince de; “Dediğini yapmak” olarak algılıyor. “Beni dinleyeceksin” derken, “Benim dediğimi yapacaksın” diyor.

 

Ben “Dinlemek” konusunu da “Sihirli bir sorun çözücü” olarak değerlendiriyorum. İleriki yazılarımda “Etkili dinleme” konusunu da değinmek istiyorum. Bu yüzden “sözün dinlenme” konusuna her zaman çok farklı baktım. Bana göre Bir Bakan, Vali, Milletvekili, Rektör, Belediye Başkanı ile iletişimin birinci koşulu “dinleme”dir. Beni dinlediklerinde de hiçbir zaman “illa benim dediklerimi yapacaklar” düşüncesine sahip olmadım. Öyle bir zorunlukları da yok. Beni, bir başkasını, belki daha başka birini dinlerler ve sonunda kararlarını kendileri verirler. Benim yapmam gereken konu hakkında doğru, yeterli bilgiyi vermek ve bunların uygun şekilde iletilmesini sağlamaktır. Eğer yaptığımın doğru, yapılanın yanlış olduğuna inanıyorsam, bir defa söyleyip geçmek yerine, bu konuda mücadele etmem gerekir.

 

Bir Rektör, Vali, Başkan ile çalışıyorsam ve yapılanların yanlış olduğuna, kendim daha doğru yapacağıma inanıyorsam ve yüreğim yeterse çıkar karşılarına aday olur, o makamda kendim olmaya çalışırım. Bunun dışında konuşulanları dedikodu, boş laf, sadece sızlanıp durma sayarım.

 

Ben bunları söyleyince; “Peki seni dinlediler mi?” diye soruyorlar. Evet, benim anladığım manada dinlediler. Hatta benim bazım önerilerimi yaptıkları da oldu, Yapmadıkları da… Belki bunlara örnekleri ile birlikte başka zaman değinebilirim. Asıl hikâye benim hikâyem değil, bizim “Kadın İnşaat Mühendisi”ninhikâyesi. Bu hikâyeyi okuduğunuzda yukarıdaki soruların birçoğuna cevap bulacağınıza inanıyorum.

Devamı yarın….

 

Dostlukla…

 

24.04.2015

hayri.un@gmail.com