GÜNÜN İÇİNDEN

Gazetecilik Ya Dedikodudur Ya da Belgeli Hakikat

Abone Ol

Tahir Aygün - Gazetecilik, duyduğunu yazmak değildir. Bu meslek; araştırmak, belgelemek, yaşamak ve gördüğünü halka aktarmaktır. Dedikodunun, iftiranın, şantajın değil; gerçeğin ve vicdanın üzerine kuruludur.

Bugün Denizli’de bazıları bu mesleği rezil rüsva etmiş durumda. Gazeteciliği şantaj zannedenler var. Birilerine “reklam vermezsen seni rezil ederim” diyerek kapı kapı gezen asalaklar türedi. Bunlar halkın gözünde beş para etmez ama mesleğin alnına kara sürüyor.

Ben 30 yıldır bu işi alnımın akıyla yapıyorum. Hiçbir patronun, hiçbir çıkar grubunun boyunduruğuna girmedim. Kimine baskı ağır geldi, kimisi de iftirayla tetikçilik yapmayı tercih etti. Çünkü belgeye değil dedikoduya yaslandılar. .

Bugün sosyal medya sayesinde eline telefon alan, üç kelimeyi yan yana getiremeyen tipler “gazeteci” pozuna bürünüyor. Halkın gözünde gazeteci sanılıyorlar ama yaptıkları şey sadece tetikçilik. Araştırmadan sallıyorlar, montajla algı yaratıyorlar, insanları linç ediyorlar. Gazeteci falan değiller, itibar cellatlarıdır.

Gerçek gazetecilik cesaret ister. Ama bu cesaretin kaynağı belge ve hakikattir. Gazeteci, doğruluğunu sorgulamadan içerik paylaşamaz. Teyitsiz bilgi haber değildir; çöptür. Çöpü de kimseye yutturmaya kalkmasınlar.

Unutmayalım: Basın özgürlüğü, şantajcıya, yalancıya, asalak takımına kalkan değildir. Basın özgürlüğü, adaletli, dengeli ve sorumlu bir yayıncılıkla anlam kazanır. Aksi halde gazetecilik değil, toplum sağlığını bozan bir virüs haline gelir.

Denizli’de davetsiz yere musallat olan, davet edilenin peşine takılan, kovulacak hale gelen tipler var. Gazeteci öyle davranmaz. Gazeteci, kapıdan kovulacak kadar seviyesizleşmez. Ama maalesef bazıları hem bu mesleği hem kendini ayaklar altına alıyor.

Kendini “duayen” sanan birkaç asalak var ki tam anlamıyla evlere şenlik. İlgi çekmek için kalemşörlük yapan, çıkar çevrelerinin kayığına binip üç kuruşluk itibar peşinde koşan bu tiplerin sonu bellidir. O kayık bir gün devrilir, can yeleği bile bulamazlar.

Bugün Denizli basını çöküş yaşıyor. Yeni nesil gazeteci yetişmiyor. Çünkü idealizm yok, inanç yok. Para kazanma ihtimali düşük, emek veren gençler başka alanlara kaçıyor. Böyle bir ortamda “basın özgürlüğü”nden söz etmenin ne anlamı kalır? Kaynaklar kurutulmuşsa, özgürlük kime ne fayda sağlar?

Ben kendi payıma düşeni yaptım, yapıyorum. Kalemimi kiraya vermedim, vermem. Bu mesleği rezil eden asalaklara inat, gerçek gazeteciliği savunmaya devam edeceğim. Çünkü gerçek gazetecilik, belgeye ve vicdana dayanır. Gerisi mi? Çürük, kokmuş, satılmış bir enkazdır.