Bir madenci şehidimizin babasının ayağındaki cızlavetler, son birkaç gündür medyayı meşgul ediyor. Evladını kaybetmiş bir babanın acısını o derece yadsımışız ki; yırtık ayakkabılar bizi hüzne gark eden neden oldu. Empati yapıyorum. Giydiğimden utanacak mıyım, canım ciğerparem gitmişken? Öksüzleri varken, kendi ayağıma giydiğim ayakkabının konforunu mu düşüneceğim? “Ay ne mutlu insanlar nihayet başa değil, ayağa baktılar. Ülkenin dört bir yanından kaç çift ayakkabı geldi. Ölene kadar da bunlar bana yeter” mi diyeceğim? Oysa adamcağız dillendiriyor: “İmkanım olsa, hiç böyle mi gezerim? Evladımın varsa borcu ödeyeceğim. Evlatları için çalışacağım”. Bizse birkaç gün içinde sindireceğiz acılarımızı. Hatta büyük bir haz duyacak, ayakkabıları gönderenler. Bir de o karmaşa var. Vali açıklama yapacak kadar. Kaymakam kışlık bot aldırıyor, imam kendi inisiyatifi ile bir de cızlavet, o kara lastiklerden alıyor. Sonra medya yazıyor acımasızca, “sen buna layıksın der gibi yine kara lastik verildi”… Çünkü o medyanın tek kaygısı okunabilirlik, izlenebilirlik! En olmayacak görüntüleri olağanlaştırırken, çocukların arama motorlarında girdikleri kelimeler ölüler, ölü görüntüleri oluyor. Biz kurban keserken çocuklara göstermemeyi tercih ederken (ki hala bakamıyorum ben); 18+ yazdık mı kotardığımız videolarda insan kesilmelerini yayıyoruz. Videoya bakmadım/bakamadım. Ancak haber flaş olarak giriyor. Sadece metinsel değil, görsellerle bakın işte böyle diye destekleniyor. Hani varsa içinizde potansiyel sadistler “alın yöntemi bu” diyoruz. Dikkat edin ABD’de bir seri katil haberlerinin yayınlandığı bir kurban bayramında arka arkaya benzer cinayetler bizim ülkemizde de oldu. 3. sayfalarda yer alan haberlerde “kendisi ile barışmayan eski eşini/sevgilisini öldürdü/doğradı” “Eski koca dehşet saçtı”… Sonrası “18 yıla mahkum oldu/ “çok pişmanım”/”namusumu temizledim” dedi”… Medya 5N 1K’yı yaparken vicdanlarda rahatlattığının, suça makul bir neden getiriyor izlenimi oluşturduğunun farkında değil. Nedeni her ne olursa olsun bir diğer insana acı çektiriyor, ondan öte en kutsal sayılan yaşam hakkına kast ediyor. Vicdanlarda kınamak yerine hele bir de aynı konumda bir erkek varsa yol gösteriyor. Sonra neden bitmiyor aile içi şiddet. Aileyi de geçtim şiddet azalmıyor. Delikanlılar çiviyle, çakıyla gezmeyi racon sayarken, ulu orta tehdidi de sallıyor. Çocuklar birbirine vuruyor, yaralıyor, incitiyor. Geçtiğimiz günlerde Denizli’deki kan donduran olayı hatırlayın. Kızı ile ilişkisi olduğu öğrenilen 16 yaşındaki ÇOCUĞUN nişanlanmaya, evlenmeye razı gelmemesi… Vay terbiyesiz! “Eeee aileyle görüştünüz mü”, “kızını mı iyi yetiştirmedin” diye sorulmuyor. Bu ülkede hukuk yok gibi, kendisi hesap soruyor ve medya gerekçesine bir haklılık getiriyor. Şu kızların hep masum olduğu fikrinden bir çıkın. Kızlar aile içinde yeterli sevgi ve ilgiyi gördüklerinde; dışarıdan sevgi aramazlar. Dizlerinizi dövmemek için kızlarınızı dövmeyin, sevin. İletişim kurun, neden yanlış anlatın. O aptal aşk, meşk dolu, hayatın tek amacı, anlamı evlenmek, mutlu olmakmış masallarını, dizilerini izlettirmeyin. Belgesel seyrettirin. Ne, neden oluyor konusunda çok daha verimli. Şiddet neden bitmiyor/azalmıyor? SİZ REKLAMINI YAPTIĞINIZ için bitmiyor!
Konu farklı yönlere kaysa da asıl sorunumuz yırtık ayakkabı. Çocukluğumda köyde yaşayan kuzenlerimin o lastik, hatta neden bilmem hep çimen yeşili geliyor gözümün önüne, ayakkabıları vardı. Belki komik gelecek ama ben çok beğenirdim o rengarenk hafif ayakkabıları. Hiçbir zaman bana ait olmamış olsa bile hala da Kaleiçi’nde gezerken gördüğümde bir iç çekmesiyle bakarım. 10 liralık olması değil. Ben o ayakkabılarda temiz, saf, çalışkan insanları görürüm. Misafire hürmet gösteren, büyüklere saygıda kusur etmeyen insanları. Kurumuş ciltleri, karmakarışık saçları ile kırmızı yanaklı ürkek bakan, bir “merhaba” demenizle gözlerinde coşku olan çocukları. Onların giydiklerinde değil kalite, insanlıklarında. Görmeyi bilene.
Görmeyi bilmek! Aslında medyanın gösterdiği dışında görebildiğinizde görebiliyorsunuz. Maden kazasından evvel yine çevreleri vardı. Sosyal yardım kuruluşları. Şak şak medyaya poz vermek, protokol peşinde koşmak, tribünlere oynamak, yüzüm tanınsın diye… boy gösteren STK temsilcilerinin, kurum misyonu dışında kendi misyonuyla vizyonu için koşuşturanların, gördükleri neler oldu? Yemek esnasında 3 çatal 3 bıçak dizilmiş sofraları, karşısında oturanın bu çatal bıçakları dıştan içe m, içten dışa mı kullandıkları, sağ elleri ile çatalı mı, yoksa bıçağı mı tuttukları? Hatta daha ileri giderek, birbirilerinin tarzları hakkında yüzlerine “ne şıksınız” derken arkalarından “hiçte yakışmamış” mı dediler? O lastik ayakkabılıların tarz olma kaygıları yok. Siz hiç tozlu bir yolda etekleri uçuşan bir şalvarla koşan çocukları gördünüz mü? Büyük bir ceviz ağacına kurulmuş salıncakta, sırayla, o ayakkabıları giymiş, örtülerini arkadan gevşekçe bağlamış kızların karşılıklı tuttuğu ip ile geriye iterek; sanki gökyüzünü yakalayacakmış gibi sallandınız mı? Hayatın tadı vallahi giyside, kalitede değil!
Görmeyi bilmek! Yıllar evvel maaşımın 1/10’una tekabül eden burs istemeye geldiler. O dönem bir öğrencimin ayakkabısı yırtık, birinin montu sobaya değmiş. Belli mi olur? Utanır, ama diyemez. Kimi çok pozitif olur, olmasa da ayakkabısı, montu o çakmak çakmak gözleri hep güler. Olmayanlarına rağmen sınıftaki enerji kaynağıdır. Gözümün önünde ihtiyacı olan öğrenciler varken; kime, nereye gittiğini bilmediğim bir hayrı kabul etmedim. Tamam, ameller niyetlere göre. Ancak sorulacak “yanındaki açtı, ayakları, elleri buz kesiyordu, neden ona yardım etmedin” diye. Önce yakının, sonra çevren. Etrafında kimse yoksa sonra o gözünün görmedikleri, diğer ülkelerdekiler. Medya gözünüze sokmadan, istediği türlü göstermeden başkalarını da görmeyi bilmek gerek.
Görmeyi bilmek! Doğru yolda mıyız acaba diye tarlada çalışan insanlara sordunuz mu hiç? Hasbelkader yemek saatine denk getirdiyseniz, o az azıklarını paylaşmaya davet ederler. Paylaşmanın tokluğunu, karın tokluğuna yeğleyen insanları hor görmeyin. O madencinin babası başka botlar verilse de, yine o kara lastiği giyer. Çünkü onda gördükleri başkadır onun. Köyünde emsalleri kara lastikle gezerken o nispet gibi der giyemez. Göremedikleriniz için yorum yapmayın, üzmeyin, kırmayın.
Yırtık ayakkabısıyla bekleyen madenci babası, “sedye kirlenmesin çizmelerimi çıkarayım mı” diye soran madenci, “ağlamayacağım, ağlayıp da o hainleri mutlu etmeyeceğim” diyen şehit annesi, dünyada mekan, ahirette iman sözüne karşılık; kendi kirada otursa da, dünyadaki mekanını şehidin doğmamış çocuğuna bağışlayan adam gibi adam. Güzel insanlar. Siz ne giyseniz yakışır. Örnek olsun “tarz”larınız. Biz “bakakalanlar” unuturuz yarın. Hep BİZİMLA OLUN!
Allahtan rahmet dilediğimiz şehitlerimizin “kalanlarına maaş bağlanır mı”, “çocukları ne yapar” görmek gerek. Soma’da sanal medyada kahraman olmak için bir poşet içine doldurulan oyuncaklarla yüzünde zerre hüzün olmaksızın gidenleri, mezarlar başında ağlaşarak poz verenleri gördük. Benim görmek istediklerimse, sosyal güvenceye alınan eşler, çocuklar.