İÇİMDEKİ ÖĞRENME AŞKI!..

Abone Ol

Bugünlerde oldukça yoğun bir şekilde ders çalıştığım için, bu köşe yazımda böyle bir konuyu ele almak istedim. Bazen kendi kendime soruyorum, acaba bende bir tuhaflık mı var?  Neden ben de toplumdaki çoğunluk gibi olamıyorum?..

Çevremdeki çoğunluğun düşüncesi; onca yıl çalışmış didinmiş ve sonuçta da emekliye ayrılmışsın, üstelik o çok zorlu yılları atlatmış ve nihayet çocuklarını da büyütmüşsün, artık hayatın tadını çıkarmanın tam zamanı. Çalışıp ta ne yapacaksın düşüncesi…

Evet aslında bu düşünceye hak vermiyor da değilim, çünkü bizler o yıllarda çok yorulduk, (gençlik yıllarımızda, bizim kuşağın öyle pek yardımcısı falan da yoktu) her işimizi kendimiz yapmak zorunda kalıyor, çalışma hayatımızdaki bütün sorumluluklarımızı tam anlamı ile yerine getirmeye çalıştığımız gibi, bunun yanında çocukta yetiştiriyor ve eğitimleri ile de çok yakından ilgileniyorduk.

Tabii ki bu kadarla da kalmıyor bizim nesil. Şimdiki nesil'e kıyasla çok daha fazla ekonomik zorluklar içerisinde, bir de hayatın bu yönü ile mücadele etmek zorunda kalıyor. Arzu ettiği gibi yeme içme ve gezip tozma bir tarafa, zorunlu ihtiyaçlarımızı bile gidermekte zorlanır bir pozisyonda evimizi geçindirmeye çalışıyor, en yakınlarımıza bile sıkıntılarımızı hissettirmemek için de mücadeleler ediyorduk. Bu anlamda böyle düşünenlere hak vermiyor da değilim doğrusu…

Fakat başta da söylediğim gibi bilemiyorum belki de bende bir tuhaflık var diye düşünüyorum. Toplumdaki bütün aksaklıklar nerede ise beni rahatsız ediyor ve ister istemez bununla ilgili kafa yoruyorum. Acaba yapabileceğim bir şey var mı? Elimden bir şey gelir mi? Diye kendi kendime sormadan edemiyorum.

Günümüzde toplumun genel yapısında o kadar çok konuda dejenerasyon söz konusu ki, adeta nereden tutsanız o yön elinizde kalıyor, bunlar her zaman beni fazlası ile meşgul eden, gerçek anlamda önemsediğim ve bir o kadar da dertlendiğim konular olmuştur. Hazır vaktim ve çok şükür ki enerjim de var iken, bu konuda bir şeyler yapabilir miyim düşüncesi ile yola çıkarak, bilmediğim şeyleri de öğrenme ve çevreme daha çok faydalı ve aydınlatıcı olmak adına bir eğitim almaya karar verdim, bunun için de yoğun bir çalışma programına girdim.

Belki de bu eğitimlerden sonra sizlerle çok daha bilinçli ve bir o kadar da anlamlı ve faydalı bilgiler paylaşabileceğimi umuyorum…

Yani sizin anlayacağınız bu bendeki öğrenme aşkı hiç bitmiyor, ne dersiniz galiba ben iflah olmaz bir vakayım. Bu günlerde nerede ise sloganım haline gelen şey, (tabii ki gene öğrenme ile ilgili) “ölürken de ölmeyi öğreniyoruz”. Ne kadar da güzel değil mi? Öğrenmenin beşikten mezara kadar sürdüğünü ne kadar da güzel anlatıyor.

Bu bağlamda, güzel bir bilgi ile yazımı sonlandırmak isterim. Olgunluk yıllarını, kendisi ve toplum için anlamlı uğraşlara ayıran insanlar, daha uzun daha sağlıklı ve daha kaliteli bir yaşlılık geçiriyor, yaşamının son anına kadar da yaşamın anlamını daha iyi kavrıyor ve kendisi ile barışık huzurlu bir şekilde ölüyor.

Yaşlanmak bir iniş değil, bir yükseliş de olabilir. Önemli olan kendi yaşamımıza nasıl bir gözle baktığımız ve yükseliş sürecini nasıl yönlendirdiğimizdir. “hayat binamızın kral dairesi olabilir yaşlılık”. Aslında insanın bedeni belki deforme oluyor ama ruh hep genç kalıyor, ömür boyu genç kalan insanlardan olabilmeniz dileklerimle.

DAİMA SAĞLIKLI ZİNDE ve HOŞÇAKALIN