KARŞILA(Ş)MA

Abone Ol

Geçenlerde değerli Fatih Topaloğlu Hocam bir resim gönderdi. Yazgülü Aldoğan’ın 13 Aralık 2015 tarihli yazısının Kadına Şiddete Uluslararası ayar başlığı altında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Sema Ramazanoğlu ile ilgili kısmı. Haliyle üşenmeyip yazının tamamını okudum[1].

Bu tür toplantılarla bir yere varılabileceği inancını yitirdiğinden bahseden yazarın“yazılıp, çizilmesine rağmen kadınların şiddete uğramalarının devamı” isyanına ortak hisleri paylaştığımız kesin. Ancak yazının devamında ise “dur bakalım” diye insanın içinde coşuveren dalgayı bir girdaba çevirip ne varsa yutuvermek yerine tane tane üzerinde durmak gerekiyor. BM temsilcilerinin şaşkınlıkla dinlediklerini belirtmiş ya cümle arasında, gerçekten ben de şaşırdım:

Ne ki medyanın duyarlılığı filan diye atıp tutulmaya başlanınca orada durun dedim.

Evlenen her üç kadından birinin çocuk yaşta olduğu, kız çocuklarının eğitimden 4+4+4 gibi kasıtlı bir yöntemle koparıldığı, onları eğitime kazandırmak için çalışan ÇYDD’nin yöneticilerinin hapislere atıldığı bir siyasi ortamda medyanın yazması neyi değiştiriyor diye anlatırken Türk bakanlık temsilcisi önüne bakıyor, BM temsilcileri şaşkınlıkla beni dinliyordu; büyük oturumlarda bunlar konuşulmaz çünkü! Uygulamadan, hükümet politikalarından kaynaklanıyor her şey.

Toplantıdan çıkarken yeni Aile Bakanı Sema Ramazanoğlu’yla karşılaştım. AKP, iktidarının ilk yıllarında Nimet Baş’ı bakan yapıyordu; şimdi kuran kursu hocası gibi duran Sema Ramazanoğlu modeline gelindi. Asıl zihniyet ve niyet buydu çünkü ve bu zihniyetteki bir iktidarda kadın daha çok şiddet görür. Boşuna havanda su dövüyoruz!”

 

1. Eleştirildiğinde “ama ama o da bunu bunu yaptı” yansıtması bir savunma mekanizmasıdır ki buradan şunu diyebiliriz: “evet medyanın hatası var”. Failin hareketini meşrulaştıran “barışmadığı için”, “aldattığından şüphelendiği için” alt mesajları ile süslü haberler kadar bir de çok okunma/izlenme kaygısıyla ana manşetlerde eli yüzü dağılmış kadınları taşıyarak şiddetin reklamını yaptıklarının farkında olmayabilirler mi? (Aldatma kısmında aldatıldıkları kanıtlandığı halde kadınlar neden erkekleri öldürmüyorlar? Hatta “aman erkek adamdır, yapar” deyip sineye çekiyorlar. Namus kadına mı özgü? Cinsiyetçilik olmadan “İnsan olmayı” ve insan olmaya özgü erdemleri anlatabilsek şiddeti de aşarız belki).

2. “Evlenen her üç kadından birinin çocuk yaşta olduğu”… Acaba nereye dayanıyor ki diye geçmiş yazılarına baktım. 08.12.2015 tarihli yazısında[2] Gediz Üniversitesindeki bir konferansa ithaf var. Konferansı veren kim, veri nereden muamma? İstatistikleri taradım. TÜİK nüfus ve demografi istatistikleri altında evlenme yaşına dair veriler de mevcut. Evlenen her üç kadından birinin çocuk olduğu iddiası ise geniş zaman ekiyle birlikte tamamen algıyı yönetme çabası.2014 İstatistiklerle Çocuk[3]’a (sayfa 23) göre çocuk yaşta evliliklerin giderek düştüğü ortada (Tablo 1). Ayrıca resmi olarak 16 yaş altında ailenin rızası bile olsa evliliğe izin verilmiyor (bkz. Türk Medeni Kanunu Madde 124[4]). Hal böyle iken %5,8’e gerileyen 16-17 yaş evlilikler üçte bir nasıl oluyor? Ya da sormak lazım çocuk yaşı 25’e çıkmış da bizim mi haberimiz yok? Aynı sayfadaki diğer tabloda ise kendi yaşıtları içinde evli oranları ise kız çocuklar için 2007’de binde 1,95 seviyesinden 2014’de 1,34 seviyesine gerilemiş durumda.Zaten “Kadın gibi yaşamak zor” başlıklı yazısında da evliliklerin genelini alarak her 3 evlilikten biri demiş. Örneklem kümesi neresidir, evrensel kümeyi aynen yansıtıyor mudur bilemiyoruz. İşte size medya türlü türlü söyle, ne anlarsanız, ne anlatmak isterlerse!

3. “Kız çocuklarının eğitimden 4+4+4 gibi kasıtlı bir yöntemle koparılması” Yine İstatistiklerle Çocuk (sayfa 72) okullaşma oranları yıldan yıla artarken aynı zamanda kız öğrencilerin okullaşmasının da arttığı görülüyor (Tablo 2). 2013 yılında geçilen 4+4+4 ile ikinci kademede okullaşma oranında bir düşüş olduğunu gözlemleyerek bu sonuca vardığını düşünsek de, hemen ardından gelen istatistik (Tablo 3) cinsiyet oranına göre kızların ikinci kademedeki oranlarının erkeklerden daha yüksek olduğunu veriyor. Bu ne demek peki? Yani ikinci kademeye devam etmeyenlerin büyük kısmını aslında erkek çocukları oluşturuyor.

“Medyanın yazması neyi değiştiriyor”? Değiştirebilecekken istediği veriyi alıp, algıyı değiştirmek için yazmak mı hüner?

Uygulamadan, hükümet politikalarından gerçekleşiyor her şey demiş. Dünyanın diğer devletlerinde de var olan kadın şiddetine bakılırsa onların da politikaları berbat. Kadın temsili oranında uzun yıllar iki haneli sayıları dahi göremeyen TBMM’de son kabinedeki 2 kadın bakan ile kabinedeki kadın temsili bile %8’e çıktı. Kadını değersizleştiren asıl kadınların kendileri gibi olmayanları kabullenememeleri ve özgürlükleri nedeniyle de sorgulamalarında gizli. Hemen demiş ya devamında Kuran kursu hocası gibi. Sayın Sema Ramazanoğlu’nun giyiminde ben takdire şayan bir şıklık gözlemlerken bir yandan da acaba Kuran kursu hocalarının giyiminde ne var ki diye de aklı karayı seçtim. Şalvar giyip örtüsünü arkasından bağlayarak tarlada çalışanı temsil için kendisi gibi mi giyinmeli kadın vekili? Hanımefendiyi de temsil için diz altı etek, döpiyes… Çeşitlilik güzeldir, tek tipleştirme çabasından çok çekmedi mi bu millet? 2000li yıllarda “başörtülü veliler dışarı” anonsu ile okulun ilk gününde 6 yaşında iken ayrıştırılan, o gün büyütülen çocuklar, kızının mezuniyetine kamusal alan denilerek üniversite kampüsünün kapısında başını açmaya zorlanan anneler gördüm. O zamanlarda da bu ayrıştırmaya tepki koyduğumdan bu tanım oldukça dokundu. Zira ben de başörtülü velilerle o ilköğretim okulunun bahçesini terkettim, veliyi kampüs alanına almayan güvenlik görevlisiyle “saçımızı mı kazıtalım saç görmemeniz için? Kaç yaşındaki kadından ne istiyorsun, veliyim diyor” diye tartıştım. O zamanlar ilerleyen zamanlarda kaldırımlar, yollar ve parkların da kamusal alan olması nedeniyle de ürkmüştüm. Korkarım ki, evinizde başınızı örtün denilecekti. Kadınlar içinde bir kısmı yok sayma, seçebilseler de seçilebilme hakları olmadan da kadın hakları diye konuşanların Seçme Seçilme Hakkı etkinliği kapsamında bir konferansta gençlere verdikleri öğüt: “siyasal temsili arttırmak için okuyacaksınız, ekonomik özgürlüğünüz olacak”. Yine kendileri gibi olmayanları kabul etmeyen, yok sayan kadınlar. Söz alarak o kitledeki gençlere sordum “Kimler KPSS’ye girmeyi ve memur olmayı düşünüyor”. Hemen hemen tüm kızlar ellerini kaldırdılar. Anında müdahele de geldi “ne alakası var”. Kadınlar için en ideal işin memurluk olduğu ülkemizde, memurların önünde siyaset yasağı varken, siyasetin alt basamaklarında pişmeden tepeden inme siyasal kariyer sınırlı iken, ayrıca çalışan kadınların hemen hemen işlerinde çalıştıkları kadar zamanı ev işleri, çocuk bakımı gibi işlerle geçirip kendilerine günde ancak bir saat ayırdıkları istatistiklerle belirlenmiş iken kadınların siyasete mesafeli durmalarının normal olduğunu ve bu anlayışla kadın temsilinin artamayacağını belirttim. Devamında bizi temsil edecek kadınların oranındaki artışın, asıl yok sayılanve“üniversite okumuşsun neden evde oturuyorsun” denilen kadınları siyasete teşvik etmekle sağlanabileceğini belirttim. Başörtüsü, çalışıp-çalışmama, çocuğuna kendisi bakmak isteme… Bırakalım artık bunların tek seçenekli çözümü söz konusu değil. Duruma ve şartlara göre en uygun çözümler var. Sosyal hayat bir mekanizma değil, sök tak düzelsin. Ayrıca mekanik sistemlerde bile birden fazla çözüm var sistematik tasarımla bizler de duruma en uygun çözümü buluyoruz.

Bir de derler: insanlar kıyafetleri ile karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. Şekille değerlendirenler fikirlere hiç bakmadan kanaat kullanıyorlar ya, kanaatin sınav notuna etkisi Allah aşkına ne kadar olabilir ki?Kanaatleri de kendilerince! Karşılaşmanın akabinde biraz da sohbet edebilseymiş keşke dedim. Ağırlığına göre ağırlayabilirdi. Önyargılarına mukabil, bizler de bakanımızın ağırlığının yanındayız.

 

Tablo 1.

 

Tablo 2

Tablo 3

 

[1]http://www.posta.com.tr/turkiye/YazarHaberDetay/Savas-imrenilecek-bir-halt-degil-.htm?ArticleID=316644

[2]http://www.posta.com.tr/turkiye/YazarHaberDetay/Kadin-gibi-yasamak-cok-zor-.htm?ArticleID=315743

[3]http://www.tuik.gov.tr/Kitap.do?metod=KitapDetay&KT_ID=11&KITAP_ID=269

[4]https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4721.html