KAYBETMEK

Abone Ol

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi:

Madde 1
Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

İnsan ilişkileri yoruyor bazen. Kendi dışımda gerçekleşen, dışarıdan aynı gözükse de iç işleyişinde çok daha farklı beyinlerin düşündükleri ve ısrarla da kendi işleyişlerinin doğruluğunu baz alarak, sizin adınıza yaptıklarınızı değerlendirenler mesela. Kendininkini dahi çözememişken, benimkini nasıl çözüverdin mübarek diyesim geliyor. Bu yazıyı kaleme alırken verdiğim örnekler tamamen hayal ürünü değildir. Bizzat etrafımda gözlemlediğim sorunlardır. Niyet okuyucular mı denmeli bilmiyorum. Çünkü niyet edilir eylem sonra yapılır. Burada kastettiğim ise siz bir şeyi yapmışsınız, “bunu yaptıysan bundan bundan dolayı yaptın” gibi çeşitli suçlamalar, ithamlar. Hatta nedense hep de art niyetli değerlendirmeler. Yahu seninki gibi çalışmıyor benimkisi. Sende ne varsa onu görerek yorum yapıyorsun belli ki. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun karşınızdaki sizi kötü görüyor, kötü algılıyorsa bunu değiştirebilmek çok mümkün değil. Aslında yoran da sanırım o kişilerin hırsları veyahut yanlı fikirlerinden çok anlattıklarına inananlar. Çünkü herhangi bir itham varsa bir de karşıdan dinlemek gerekmez mi? Koşulsuz o bunu şu maksatla yaptı diye vebale girilirken nasıl oluyor da “sen bunu neden bu şekilde yaptın” diye sorulmadan diğerinin koyduğu teşhis ile karar verilebiliyor. Oysa uzman tıp doktorları bile önemli bir hastalık hususunda birbirlerine danışıyorlar, uzun tetkikler sonucunda teşhisi koyuyorlar. Ancak şaşırtıcı biçimde sosyal ortamlarda, sosyal konularda herkes uzmandır.

İnsanız hepimiz. Tamam, yaratılmışların en mükemmeliyiz de mükemmel de değiliz işte. Hepimizin eksiği, hatası, kusuru var. Bir hata yaptığınızda ve bu size söylendiğinde yakışanı yapmak gerekir. Özür dilemek cidden büyük bir erdemdir. Çünkü karşınızdakine değildir verdiğiniz mücadele nefsinizedir. Evet, sen bir hata yaptın. Biliyorum zor ama özrünü bilip özür dileyebilmelisin muhasebesidir. İkna etmeye çalışan ruhunuza nefsiniz karşı koyar, “ama…” ile başlayan çeşit çeşit cümlelerle. Gün sonu raporu, olay yeri inceleme ekibi olarak tanımlanabilir süreç. Kazanan nefsiniz olursa da çoğu kere karşı atakla daha farklı gönül kırgınlıkları oluşur. Mesela bir işi yapmanızı istedi amiriniz ancak unuttunuz ve yapmadınız. Siz “kusura bakmayın, unutmuşum, hemen yapayım” demek yerine, “Bu amir de bana taktı, ne olsa bana veriyor. Hatta bu işi de benim unutacağımı bilerek bana verdi” diyerek kendinizce savunma mekanizması geliştirebilirsiniz. Amirseniz geç kaldığı için hemen atıp tutmaya başladığınız kişinin aslında çok geçerli bir mazereti olduğunu öğrenseniz de “ eee o da haber verseydi. Bu ne biçim akılsızlık” diyerek hatta çeşitli hakaretlerle rahatlatabilirsiniz içinizi. Hele bir de alt pozisyondaki kişi “geç kalacağımı haber vermemekle hata ettim, özür dilerim”demişken sırf adı kapanasıca otoritemi koruyorum ayağına amalara devam ediyorsanız gönül gözünüz vallahi kapkara ama!

Özür dilemeyi Allah’a el açıp “Ey Rabbim! Lütfen bana bir özür ver” dua etmek sanıyorlar herhalde. Dilemek var ya içinde. Özür dileme özrüne sahiplere dezavantajlı grup muamelesi yapılması da biraz ters geliyor. Diğer türlü tüm engeller aşılıyor. Bir ihtimal daha geliyor aklıma, dileme hem dilemek fiili hem de olumsuzluk eki “-me, -ma” ile aman sakın ha dileme! İyi niyetli olmak, insanları sevmek, pozitif düşünmekle hayat daha kolay geliyor bana. 

Makamlar, mevkiler gelir ve geçer. Birileri istiyor diye değil, etki altında kalmaksızın kendinize doğru geldiği gibi davranırsanız başta eleştirilseniz de, uzun vadede kendi vicdanınızın sizi eleştirmesinden korunmuş oluyorsunuz. Gerçekten de bu dünyadaki en çetin hesap insanın kendi ile yüzleşmesi. Özür dilemek kolay olmadığından mümkün olduğunca hata yapmamaya çalışıyoruz. Değil ki bir de başkaları istiyor, ya da bana muhtemel bir engel olabilir diye bir başka birine zarar vermek, üzmek kendimi tarttığımda bilinçli olarak yapabileceğim eylemler olarak gelmiyor. Hakkımda suizanda bulunulduğunda savunma yapmayı da sevmiyorum. Enerjimi kendimi izah etmek için harcamak yerine onlar beni anlamaya çalışmaya niyetli olsunlar en önce diye düşünüyorum. Çünkü söyleyeceğim tüm sözlerin süslenişi, özenli seçilmesi, derin anlamlar ifade etmesi, tüm değeri karşımdakinin anladığı kadar. Kendimizden mesul olduğumuz bir dünya varken evet ben sadece hareketlerimden, söylediklerimden sorumluyum. Karşımdakinin beni koyduğu yerden, olmamı istediği kişilikten, kurgularından, onun benim için söylediklerinden sorumlu değilim.Pek çok kere, adıma dair yapılan haksızlığı duyduğum ve sustuğum için sineye çekiyorum ve anlatılanların haklılık payı var sanılıyor. Oysa özür dileme erdemini dahi değil, sadece kendilerinin kendileri ile yüzleşmelerini bekliyorum. Başkaları istiyor diye kendim olmaktan vazgeçmediğim sürece, kaybeden kim? Ben kendimi kaybetmediğime göre, onlar beni kaybediyorlar.