Bir önceki yazımın devamı…
Rahmetli Babam, anlatmıştı. Şu andaki valiliğin ve eski Meslek lisesinin olduğu yerden dere geçermiş. Derede bir un değirmeni varmış. Un değirmenini gayri Müslim “Kimon” işletiyormuş. Şu anda Atatürk müzesi olarak kullanılan bina da Kimon’un yazıhanesi imiş.
Babam bunları anlattıktan sonra bu değirmeni bir Müslümanın değil de Gayri Müslim’in işletmesi hakkında şöyle derdi:
- Bizim Müslümanlara “Siz ticaretle uğraşmayın, Çünkü ticarette Faiz olur, yalan söylemek zorunda kalabilirsiniz. Faiz almayın, yalan söylemeyin, günah işlemeyin. Bunun yerine, siz daha çok ibadetle meşgul olun. Böylelikle fani dünyayı değil, baki bir Cennet’i kazanmış olursunuz” demişler. Bizi böyle kandırmışlar. İşin bir garip tarafı da Değirmende çalışan Müslüman, yere düştüğünde öpüp başımıza koyduğumuz ekmeğin ununu çiğneyen Müslüman, parayı kazanan Kimon.
Aslında bizim hassas noktamızı çözmüşler. Günaha, yalana, sahtekarlığa karşı hassas olduğumuzu biliyorlar. O noktadan vurup bizi durdurmaya çalışmışlar. Bu konuda epey de başarılı olmuşlar. Bir de:
“Çok para haramsız olmaz. Çok söz yalansız olmaz” demişler. Her parası olana hırsız, toplumun önünde her konuşana da yalancı gözü ile bakmışız. Çoğumuz itibariyle öyle yaşamasak bile, en erdemli davranışı bir lokma bir hırka ile çul üzerinde yaşamak olarak birbirimize anlatmışız.
Hâlbuki bu Ülke ve Müslümanlar;
Eğer dünyada bir denge unsuru olacaksa;
Eğer eskiden yaptığı gibi zulme uğrayanlara yardım edecekse;
Eğer dünyada sözüne itibar edilecekse,
Zengin ve güçlü olmalılar.
En azından kimseye muhtaç olmamalılar.
Bu günahkâr, yalancı, sahtekâr olalım anlamına da gelmiyor. Hatta bu konuda da eskiden olduğu gibi örnek olmamız gerekiyor. Yani günah işlemeden, yalan söylemeden, sahtekâr olmadan da zengin ve güçlü olunabilir.
Eğer İstanbul’u fethetmeyi düşünüyorsanız;
Ali Kuşçu gibi bir matematikçiyi Bağdat’tan getirmeye,
Döküm ustası Urban ustayı getirmeye
Yetecek kadar gücünüz olacak…
Hz Ebubekir’in bu konudaki başarısı benim için çok ciddi bir ölçüdür. Bilindiği gibi Hazreti Ebubekir peygamberimiz ile birlikte Mekke’den Medine’ye göç eder. Tüm mal varlığı Mekke’de kalmıştır. Ancak birkaç yıl içerisinde Peygamber Efendimiz’in yanında öyle bir ticaret yapar ki, sonunda Medine’nin zenginleri arasına girer. Hatta bu dönemde Yahudiler, Peygamber Efendimiz’e gelip ticaretin nasıl yapılacağı konusunda bilgi alırlar.
İşte elde edilen o güçle Uhud’a ve Bedir’e çıkılır. Elde hiçbir şey olmadan düşmanın karşısına çıkılabilir mi?
Evet, Ahlaklı yaşamak, erdemli olmak çok güzel davranışlardır. Ancak bu güzellik, bizi güçsüz, zayıf ve fakir bırakmaya sebep olmamalıdır.
Yeri gelmişken son olarak bir konuyu düşünmenizi istiyorum.
Son yıllarda Müslümanların, bilinçli olarak cahil bırakılan halkın kandırıldığı bence kesin…
Bununla birlikte “Kendini aydın ve modern kabul edenleri de kandırıp, kullanıyorlar mı acaba?”
Dünya enerji ihtiyacının, katlanarak büyüdüğü,
Yakın gelecekte enerjiyi üretemeyen ülkelerin, üretenlere bağımlı olacağı,
Ulaşım ve teknolojinin de bir silah olarak kullanılacağı,
Dünyada…
Bu defa günah, ahlak değil ama,
Yeşile olan sevgimizi,
Çevreci hassasiyetlerimizi kullanarak
Bizi durduruyor olabilirler mi?
Bence bunu da yalnız başınıza,
Hiçbir etki altında kalmadan,
Sakin bir kafa ile düşünün…
Dostlukla
06.07.2015
hayri.un@gmail.com