KUSUR - KUL HAKKI İLİŞKİSİ

Abone Ol

“Kusur görmek için bakma, muhakkak bulursun!

Kusurları ört sen, işte o zaman kusursuz olursun!

Ne güzel söylemiş hazreti Mevlana. Bazen nefsimizle baş başa kaldığımda kendi kendinize sorgulama ihtiyacı hissederiz değil mi?

Ben bazen düşünürüm de “ Ben yoksa olayları iyi tarafından göremiyor muyum?”,  “Yoksa aynı mesaiyi paylaştığım arkadaşlarla insani ilişkilerimde ya da amir memur ilişkilerinde genelde problemleri mi ön plana çıkartıyorum?” “Olaylara iyi tarafından bakamıyor muyum?”gibi çeşitli sorular takılır aklıma. İç muhasebe ihtiyacı hissederim. 

Ramazan ayında her zamankinden daha fazla vaktimiz olur bu vicdan muhasebesine.  Öyleyse biz de kusurları örtme yönünde ne kadar gayret sarf ediyoruz? İnsan şaşar beşerdir derler. Her insanın kusuru vardır. Hem öyle az da değil çok kusurumuz vardır.  Fazla aramağa bile gerek yoktur yani. Kusur bulmak istersek anında bulabiliriz. Ancak mesele kusur bulmak değil, kusurları örtebilmekte.

Kul hakkına getireceğim sözü.  İşte böyle küçücük kusurların görülmesi, görmemezlikten gelinmemesi hepsi birer nokta oluşturuyor.  O küçücük noktalar birleşiyor, düz bir çizgi oluşturuyor. Bu çizgi önemli gördüğü konulurun altını çizmek için de kullanılıyor,  istemediği insanların üzerini çizmek için de. İstemediği insanın üzerini çizme aşamasında ise ok yaydan çıkıyor. Kusuru görme, örtme safhasından çıkıp olay tamamen kıyıma dönüşüyor. İşte bu safhada Bir değil binlerce kişinin hakkının yenmesi meşru görülmeğe başlıyor.  Başta yöneticilerimiz bu ince ayrıma ne olur dikkat edelim diyor, aşağıdaki dizeleri de bunca insanın ahını taşıyan, vicdan yoksunu kimselere ithaf ediyorum:

Belki de öleceğiz üç beş dakika sonra,

Ne gerek var sanki kalp kırmağa,

Sonra ne cevap veririz yüce mevlamıza,

O demez mi ki her şeyi affederim ama,

Karşıma gelme sakın kul hakkıyla.