Tahir AYGÜN
Ülkenin dört bir yanından yükselen sesler artık feryat boyutuna ulaştı. Hayat pahalılığı, geçim derdi ve yarınsızlık hissi... Enflasyon rakamları, mutfaktaki yangının sadece soğuk birer istatistiği değil; milyonların her gün iliklerine kadar hissettiği bir dramın belgesi. Emekli ay sonunu getiremiyor, çalışan maaşıyla temel gıdaya erişemiyor. Peki, biz neyi konuşuyoruz? Televizyon ekranlarını, gazete manşetlerini ve siyasetin kör dövüşünü kimler, hangi gündemle işgal ediyor?
Maalesef halkın "ekmek kavgası", siyasetin ve medyanın o ışıltılı ama sığ dünyasında kendine yer bulamıyor. Sokaktaki vatandaş pazar masrafının hesabını yaparken, siyaset kurumu halktan kopuk polemiklerle tribünlere oynamaya devam ediyor. Ancak son günlerde Denizli’de yaşananlar, bu toplumsal erozyonun ve ekonomik buhranın bizi nasıl bir ahlaki ve sosyolojik uçuruma sürüklediğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Çürüyen Değerler ve "Yasa Dışı" Bir Hayat
Denizli kamuoyunu sarsan malum olay; bir doktor ve eşinin yasa dışı kürtaj operasyonuyla tutuklanması, aslında sadece bir suç vakası değil, bir *"temel değerler iflası"*dır. Yıllardır şehirde farklı siyasi partiler arasında mekik dokuyan, inşaattan güzellik salonuna kadar her alana el atan ve "aşiret" gölgesinde güç devşiren profillerin geldiği nokta budur. Güce, paraya ve nüfuza tapılan bir iklimde; hukukun, etiğin ve insan hayatının hiçe sayılması kaçınılmazdır.
Kendi çıkarı için her rengi kuşanabilen, her türlü ticari ve siyasi alanı birer "arka bahçe" olarak gören bu zihniyet, toplumun üzerine çöken bu karanlığın bir yansımasıdır. Değerlerin yerini hırsların aldığı yerde, ne tıp etiği kalır ne de toplumsal onur.
Denizli’nin Kanayan Yarası: İntiharlar
Bu çürümenin ve ekonomik çöküşün en acı bilançosu ise can kayıplarımızdır. Denizli’de geçtiğimiz ay 6, son üç ayda ise yaklaşık 10 vatandaşımızı intihar vakalarıyla kaybetmiş olmamız, bu şehrin yaşadığı sosyolojik travmanın en somut kanıtıdır.
Bu ölümlerin ardında yatan gerçek; sadece birer "psikolojik vaka" değil, derin bir ekonomik yıkımdır. Elde avuçta olmayanın, "sanal bahis" ve "kumar" bataklığında umuda dönüştürülmeye çalışılması, ocakları söndürüyor. Olmayan para ile oynanan kumarın sonu, maalesef hayatların kararmasıyla bitiyor. Toplumun en küçük birimi olan aile, ekonomik baskı ve kumar kıskacı altında un ufak oluyor.
Sonuç Olarak...
Bir şehirde intiharlar artıyorsa, yasa dışılık "normalleşiyorsa" ve güç sahipleri ahlaki pusulasını kaybetmişse; orada büyük bir sorun var demektir. Medyanın suni gündemleri şişirmesi, siyasetçilerin çözüm yerine laf yetiştirmesi bu gerçeği örtemez.
Denizli’nin ve Türkiye’nin asıl gündemi; cebindeki delik, tenceresindeki boşluk ve yitip giden umutlardır. Siyasetin görevi koltuk korumak değil, bu toplumsal travmaya neşter vurmaktır. Aksi takdirde, manşetlerin ne yazdığı fark etmez; sokağın çığlığı her zaman daha yüksek çıkacaktır. Çünkü bu bir hayat mücadelesidir ve bu mücadelenin kaybedeni sadece rakamlar değil, bizzat insanımızdır.