☰
✕

MERHABA...

Abone Ol

Merhabalar,

Bu cümle ile başlamak doğru geldi bana… Çünkü elimden geldiğince köşe yazıları ile sizlere ulaşmaya çalışacağım. Ve yine elimden geldiğince meslek pratiğimden kaynaklanarak kent ve kentlilik üzerine, zaman zaman da Ülke ve dünyadaki gelişmeler ile ilgili yazmaya çalışacağım.

 

Sanırım ilk yazımı çok moda bir kavram olan Kentsel dönüşüme ayırmam yararlı olabilir. Aslında Kentsel dönüşümü birkaç yazı konusu yapmak gerekebilir.

 

Kentsel dönüşüm kavramının hayatımıza girmesi çok uzun bir geçmişe dayanmıyor. Özellikle Marmara depreminin yarattığı travma ile Türkiye kentlerinin yapı stokunun sağlamlığı ve denetimi üzerine çok çalışma yapıldı. Yapı denetim yasası da bu sürecin bir ürünüdür.

 

Bu sürecin geldiği son nokta Kentsel dönüşüm yasası dediğimiz mevzuatla bu günkü duruma geldi. Peki yasa ne diyor… ? Temelde iki ana başlığa ayırabiliriz. Ada bazındaki dönüşüm, parsel bazında ki dönüşüm… peki kentin dönüşümü bunun neresinde? Açıkçası şu ana kadar görülen uygulamalarda kentin dönüşümü değil yapıların tekil dönüşümüne şahit olmaktayız. Çünkü bu yasayı çıkmadan önce savunurken, Kentlerin ve çarpık yapılaşmanın bu yolla düzelebileceğini, daha sağlıklı ve yaşanılabilir kentler ve kent planlarına kavuşabileceğimizi umuyor idik. Fakat bu gün gelinen noktada yasanın sağladığı harç vb. muaf olmak, uygun kredi şartları ve kira yardımı gibi avantajların sadece inşaat piyasasına bir nebze hareket getirmekten başkaca bir faydasının olmadığını anlıyoruz. Depreme dayanıksız yapıların yenilenmesi belki de sadece bu işin tesellisi olacak gibi görünüyor.

 

Oysa neler yapılmalı idi.Hiç uzağa gitmeden Denizliye bakalım.Bu gün pek çok eski yapı Kentsel dönüşüm yasasından yararlanarak yıkılmakta yerine yenileri yapılmaktadır.Peki ne değişmekte… yine aynı yollar,yeşil alanlar ,kamusal alanlar… bütün bunlara müdahale etmeyen bir değişime dönüşüm denebilir mi ? Buna ancak ‘’yapı değişimi ‘’diyebiliriz. Kentin yerleşmesi tamamlanmış alanlarında yeni bir planlama anlayışı belirlenmeli , mevcut ve ‘’çürük’’ yapı stoku tespit edilmelidir.Ve bu gün kent adına şikayet ettiğimiz her ne varsa masaya yatırılmalı çözüm yolları aranmalıdır.Denizli nin trafik probleminin her geçen gün artarak devam ettiğini görmeyen var mı içimizde.Hani hafif raylı sistemden söz ediyorduk.Kent merkezinde daha çok yeşil alan ve kamusal düzenlemeler yapılmalı idi.Peki biz bütün bunları bütüncül bir revizyon mantığı ile ele almaz isek nasıl gerçekleştireceğiz.

 

Bu noktada şu sorulabilir..bütün bu topyekun değişimler nasıl olacak ? Tabi ki vatandaşın katılımı ve onayı ile. Peki bunu gerçekleştirmek nasıl mümkün olacak ? Şimdi buna vereceğim cevap tepki alabilir ancak ,kentsel dönüşüm uygulanacak alanlarda vatandaşın kullanımına sunulmak kaydı şartı ile belli oranlarda imar iyileştirmeleri yapılabilmelidir.Aksi takdirde gerek mevcut hak sahibi vatandaş  gerekse uygulamadan ticari beklentisi olan müteahhit kesimin bu çapta bir dönüşüme ikna edilmesi mümkün olmayacaktır.Ben Rant kavramının eşit ve adil dağıtıldığı sürece yanlış bir şey olmadığına inanıyorum.Yoksa Kentsel dönüşüm dediğimiz şey ,güçlü sermayenin  rantı yüksek bölgelere el atıp bu alanlarda yıllardır yaşayan kesimi uzaklaştırarak,bu insanları daha da ötekileştiren bir toplumsal ayrıştırma aracı olarak karşımıza çıkmaya başlar.Bunun sonuçları da yalnızca fiziki çevrenin tahribi ile  kalmaz ,sosyal anlamda ciddi problemler oluşturacaktır.Bir sonraki yazımda yanlış kentsel dönüşüm algısının meydana getirebileceği toplumsal tehlikelerden bahsetmeye çalışacağım…

 

Esen kalın