☰
✕

NİHAT ZEYBEKÇİ ÖRNEĞİ

Abone Ol

 

(YÖNETİCİLİĞİN 3. DÜZEYİ– ÜRETİM)

 

Ülkemizin ekonomisi konuşulduğunda herkes mutlaka “Üretim”den bahseder. “Biz tüketim toplumuyuz, ülkenin ekonomisinin iyi olması için kesinlikle üretim olmalı” deriz.

 

İyi de; bu üretimi kim yapacak?

Üretim sadece kocaman fabrikalarda mı yapılır?

Üretim olması için milyon dolarlık yatırımların yapılması mı gerekir?

Yoksa herkes küçük ya da büyük bir üretim yapabilir mi?

İçinde bulunduğu topluma “değer katmak” da bir üretim midir?

 

Eğer üretimi topluma az ya da çok değer katmak olarak kabul edersek; üretimi sadece imkanı olanlar değil; herkes yapabilir. Bu açıdan bakıldığında üretimi başkalarının yapmasına gerek yok! Kendimiz de üretime başlayabiliriz. Yöneticiliğin (Liderliğin) 3. Düzeyi tam da budur. İyi bir yöneticinin “Değer” üretmesi gerekir.

 

Geçen hafta da anlattığım gibi yönetici, ekip ile sadece iyi ilişkiler kurarsa; ekip tarafından belki çok sevilir. Hatta ben ona “Mahallenin sevilen abisi” diyorum. Mahallenin sevilen abisi güvenilirdir, doğrudur, sır saklamasını bilir. Ekip bu tip bir yönetici ile sohbet etmeyi ister ve sever. Hatta özel meselelerini bile anlatabilir. Ancak ekip, mahallenin sevilen abisinin arkasından gitmez, ondan bir talimat almayı kesinlikle kabul etmez. Siz hiç “çok tutarlı biri ölürüm ona”, “Bizim muhasebeci çok dürüst ona tapıyorum” ya da “Kapıcımız çok coşkulu nereye gitse peşinen giderim” diyen birilerini gördünüz mü?

 

Bu noktada “iyi ilişkilerden” daha fazlası lazımdır. O da yöneticinin “Değerler üretmesidir”.

 

2. düzeyden 3. düzeye çıkabilmek çoğu zaman yoğun bir emek ve süre gerektirmektedir. Bu aşamada yapılması gereken en önemli faaliyet “Amaca yönelik, bilinçli alınan eğitimler ve çalışmalar”dır. Burada bir konuya tekrar dikkat çekmek istiyorum. Burada alınacak eğitim “Devletin herkese verdiği resmi eğitim” değildir. Benim bahsettiğim; kişinin konusu ile ilgili kendisinin alacağı eğitimdir ve altını çizerek birkaç defa okuyacağı kitaplardır.

 

Başarılı bir kişi gördüğümüz de onun başarısını “zekasına, yeteneklerine ve ailesinin ona sağladığı imkanlar” olmak üzere 3 nedene bağlarız. Size bir müjde vereyim, başarılı insanların hayatları incelendiğinde bu 3 neden ile başarı arasında doğrudan bir ilişki bulunamamış. Ancak belirli bir amaca yönelik sürekli ve bilinçli çalışmanın çok etkili olduğu görülmüştür.

 

Bu konunun detaylarını görmek isteyenler GeoffColvin’in “Talent is overrated” isimli kitabını mutlaka okumalılar. Kitap Elma yayınevi tarafından tercüme edilerek “Yetenek Dediğin Nedir ki?” ismiyle basıldı. Kitapta ünlü golfçü TigerWoods, Kemancı IthzakPerlman, General Elektrik ve Microsoft’un Ceo’ları, Mozart, Fortune dergisinin “yirminci yüzyılın yöneticisi” olarak nitelendirdiği JackWelch, Bill  Gates, Amerikan Futbol oyuncusu Jerry Rice, ilk konuşmasında, konuşamadan kürsüden inen ve daha sonra yirminci yüzyılın en iyi konuşmacı kabul edilen Winston Churchil ve daha birçok kişinin hayatlarından örnekler verilerek; onları dünya çapında başarılı kılanın ne olduğu anlatılıyor.

 

Ayrıca bu konuda “Tahta kaşıkla hayata başlayıp, dünyanın en büyük ıslak mendil fabrikasına kadar uzanan” başarı hikayesini okumak isterseniz, Ataman Özbay’ın “7 yaşımda bindiğim kamyonun tekerleri patladı ve HAYATA YUVARLANDIM” tam size göre… Sayın Ataman Özbay’ın kitabında da “üstün zeka, yetenek ve ailesinin ona sağladığı imkanları” bulamayacaksınız. Ancak “Sevgiyi, Tutkulu çalışmayı, Paylaşmayı, Sabretmeyi ve hayatın her döneminde yaşananların ilmek ilmek nasıl dokunup, dünyanın ilk “Islak Mendiline” dönüştüğünü göreceksiniz.

 

Hayatta başarının sırrı, “Düzenli, amaca yönelik çalışmadan” başka bir şey değil. Yine konu ile ilgili kitapları okursanız 10.000 saat kuralından bahsederler. Bugüne kadar başarılı olmuş yani “Değer üretebilmiş” kişiler incelendiğinde gerçek başarılarına, başarılı oldukları konuda ortalama 10.000 saat çalıştıktan sonra ulaştıkları görülmüştür. 10.000 sayısı tartışılabilir. Bu sayı 10.000 olmaz, 8.000 ya da 12.000 olur. Ancak eğer bir konuda kalıcı başarı isteniyorsa o konuda çok ciddi emek sarfedilmesi gerekiyor. Etrafınızdaki belirli noktalara gelmiş insanlara baktığınızda da bu çabayı görürsünüz.

 

Nihat Zeybekçi Örneği

 

Yaşayan bir örnek görmek isterseniz; Bakanımız Sayın Nihat Zeybekçi’ye bu açıdan bakabilirsiniz. Siyasete girmeden önceki ve girdikten sonraki yaşamına bakacak olursak, kendisini Bakanlığa götüren yolda ne kadar emek harcandığını görebiliriz. Şu andaki bir haftasını incelerseniz, hergün saat 09:00’da başlıyor ve bazen gece 02:00’de bitiyor. Yaklaşık 17 saat içerisinde birbiri ardına toplantı, görüşme ve yaptığı konuşmalar gerçekleşiyor. Bu 17 saatten yemek yeme ve yolda geçen süreleri çıkarsak bile günde 10 saat işiile ilgili zaman harcıyor. Aslında yolda geçen sürelerde bile, yapılacak konuşma ve görüşme hakkında düşünülüyor. Çünkü beyni durduramazsınız. Yine de günde 10 saat desek, yılda en az 3600 saat yapar. Sayın Bakanımızın 2004 yılından öncesinde de yoğun bir temposu var. 2004 yılında Denizli Belediye Başkanı olarak görevi alıyor. 2004 öncesi değil, sadece 2004 yılından 2014 yılına kadar çalıştığı süreleri bile hesaplasanız36.000 saat eder. Belki Denizli’de kendisini Sayın Nihat Zeybekçi’den daha zeki gören, kendisini daha eğitimli bir aileden gelen, daha yetenekli olduğunu iddia eden kişiler olabilir. Ancak Sayın Bakanımızın geldiği noktaya gelmek istiyorsa;aynı şekilde 36.000 saat zaman harcamaları gerekmektedir. Bu iş, bir iki basın açıklaması, arkadaş sohbetlerinde konuşmakla olmaz.

 

Peki ne var bu 36.000 saatin içinde?

 

Halkın önünde konuşmalar var. Her konuşmadan sonra küçük küçük düzeltilen cümleler, beden dilleri var.

Kendisi hakkında yazılı, görsel basında haklı haksız eleştiriler var. Bunlar sayesinde kendisini bir daha gözden geçirme imkanı doğuyor. Kendisini ne şekilde savunabileceğini öğrenme var. Kime nasıl cevap verilir, kime ne zaman cevap verilmez var.

 

Bunlardan daha önemlisi, zaman içerisinde yeni kişilerle tanışma ve her kişiden yeni bir konu öğrenme var. Burada kendisinin de sürekli yeni bir şeyler yapma isteği de bilgi ve yetkinliğini giderek artırmıştır. Belediye Başkanlığı döneminde, alt yapı ve üst yapı projeleri, alt geçit, köprü projeleri gibi projeler ürettirmiş ve hepsinin yapım aşamalarını yerinde görmüştür. Mesela Sayın Bakan Denizli’de ana yollarda kullanılan çelik lifli, silindirle sıkıştırılmış betonları, ara sokaklardaki boşluklu betonların nasıl bir şey olduğunu bilir. Çünkü geldi ve yerinde inceledi. Özellikle yaya yollarının yapımında küp bazalt taşlarının olumlu ve olumsuz yönlerini bilir.

 

Şimdi Bakan olarak değişik ülkelere gidiyor ve oradaki mevkidaşları ile görüşüp o konudaki bilgi ve görgüsünü artırıyor. Bunların hepsi gün be gün, adım adım oluyor. Bu yüzden hiçbir başarı tesadüf değildir.

 

Konumuza geri dönecek olursak; eğer bir yönetici üretmek istiyorsa, mutlaka belli bir bilgi ve yetkinliğe sahip olmalıdır. Bu bilgi düzeyi ve yetkinlik, öyle bir günde kazanılmıyor. Eğer bulunulan makamda insanların yöneticiye saygı duyması isteniyorsa; yönetici ekiple birlikte yeni değerler üretmelidir. Bu konuda bizim çok güzel bir sözümüz vardır. “Küpte ne varsa dışına o sızar”. Ne yazık ki içi dolu değilse; dışarıya hiçbir şey sızmaz. Bu durumda da Rahmetli Barış Manço’nun şarkısında söylediği gibi: “İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok.” 

 

Sonuç olarak; yönetici, 3. düzeyde bir yönetici olmak istiyorsa, kurum içinde üretim yapmalıdır. Bunu yapabilmesi için de çok ciddi bir bilgi birikimi ve yetkinliği olmalıdır. Zaten bu seviyedeki bir yönetici (lider) istese de üretmeden duramaz.

 

Bir yönetici (lider) için 3. seviyede yöneticilik, gerçekten çok ciddi bir saygı ve kabul edilmişlik anlamına gelir. Ancak yeterli değildir. Çünkü sadece kurum için üretim yapılmaktadır. İnsanlar kurumlara hayatlarını veriyorlar. Kurumlar da insanlara hayatlarını vermelidir.

 

Eğer bir yönetici olarak beraber olduğunuz insanların şahıslarına bir değer katamıyorsanız; 3. düzeyde kalırsınız. 4. Düzeye çıkmak istiyorsanız; beraber çalıştığınız insanlar için ne yapabilirim diye düşünmeye başlamalısınız.

 

Şunu da hiçbir zaman unutmayın! “Neyi Ararsanız, Onu bulursunuz”

 

Dostlukla…