Bütün dünyada toplumların en çok zulme uğrayan kesimi daima kadınlar olmuştur. İster savaş olsun ister barış içinde olalım , ister işyerinde , ister evde ;ister evli olsun ,ister bekar olsun kadın daima ezilir.Kimi zaman bu akıl almaz şiddette ve canavarlıkla olur .Kadın sırf kadın olduğu için kadın-erkek ilişkilerinden dolayı öldürülür.Kimi zaman bu şiddet belirsiz de olabilir .Aynı işte çalışan biri erkek diğeri kadın olursa kadına daha az para verilerek çalıştırılır.Fabrikalaşma ve sanayi devrimleri sırasında başkaldırıların çoğaldığı zamanlarda,kadınların ve çocuk işçilerin tercih edilmesini sebebi daha az maaş ve daha fazla uyum gösterdikleri ve daha kolay sindirildikleri içindi .Bütün bunlar daha fazla kar etmek daha fazla kazanmak daha güçlü olmak amacıylaydı.Şimdi ise değişen pek fazla bir şey yok;iş başvurularında aynı vasıflara sahip bir erkek bir kadın olsa yine erkek olan tercih ediliyor.Kadın çalışsa da yükümlülükleri bitmiyor eve gelip çalışmaya devam ediyor.Kadının çalışması bu anlamda iki kat sömürülmesi demek.
Bu durumda tek tek olaylardan bahsetmek yerine kadına dayatılan cinsiyet rollerini düşünmek daha uygun. Okuması gereken küçük kızın evlendirilmek için zorlanması kabul etmeyince de canlı canlı gömülüp cezalandırılması, kocasından ayrılmak isteyen kadının anne ve abasının evinde kardeşleriyle birlikte öldürülmesi bütün bu vahşet nasıl açıklanabilir ki…Bütün bu cinayetleri ve zulümleri kadını namus kavramına bağlayan bu saptırma daha çok can alacağa benziyor.En vahşi cinayetleri töre adı altında işleyen bu iki yüzlülük…
Kadına yönelik zulmün, şiddetin en önemli yanı; kadının ailedeki rolü açısından bu zulmü çocuklarına ve yeni kuşaklara aktarmayı da öğreniyor . Kadın bu ikinci sınıf vatandaş muamelesini toplumsal bir gerçek , bir kader olarak kabullenip sessizce boyun eğdiğinde nesilden nesile aktarılıyor .İşte sosyalizasyonda bu zulüm öğreniliyor.Böyle yetişen çocuklardan başka bir davranış beklenemez.Zulmü gören çocukların sonraki hayatlarında zalim olma olasılıkları daha yüksektir.Kısaca anneler bu durumun kuşaktan kuşağa aktarılmasından sorumludurlar.Genel intiba Güneydoğuda ‘ki kadınların erkek zulmü karşısında daha mağdur olduklarıdır ve bu bilgi doğrudur fakat Ankara ‘da yapılan bir araştırma Türkiye’nin başkentindeki durumun doğudan ve güney doğudan çok faklı olmadığını göstermektedir.Bu araştırmada Ankaralı kadınların %90’nı psikolojik şiddet gördüklerini kabul etmişlerdir.Bu sadece açık yüreklilikle sorulara cevap verenlerin arasında bulunan bir orandır.Öğrenim düzeyinin yükselmesi fiziksel şiddet gören kadınların sayısını düşürmektedir.Her ne kadar Kadın Sığınma Evlerinin açılması pek çok sivil örgüt ve yeni medeni kanun ile desteklenmeye çalışıldı ise de son yıllarda kadın cinayetleri hızla artmaktadır.Bu artış kadının isyanını bir ölçütü olarak da kabul edilebilir.Bir mesleği ve kendi parasını kazanın kadınların toplumda sayısı arttıkça başkaldırı yükselmekte ve kendilerine yapılan haksızlığın fark etmelerine neden olmaktadır.Karşı çıkıp hayır dediklerinde ise öldürülmektedirler.
. Sonuçta her türlü siyaset kadın üzerinden yapılıyor .Kadınları başı örtülü ve örtüsüz olmak üzere ayrıştırma ve kendi menfi çıkarları doğrultusunda ötekileştirme sürüyor.Örtünen kadını yüceltip örtünmeyeni günahkar olarak meşrulaştırma yine kadınları siyasete alet etme kadınlara zulmetmeye hizmet ediyor..
Kadın veya erkek olmak değil ;insan olmak seçimdir...