ÖĞRETMEN OLABİLMEK!..

Abone Ol

Malum, 24 Kasım Öğretmenler Günü, bu nedenle bugünkü yazımda, öğretmen olmamın da getirdiği özelliğimle, bu konuda bir şeyler paylaşmayı arzu ediyorum. Öncelikle bu kutsal meslek, bu özel günlerde herkes tarafından bir parça ele alınacak ve çoğunlukla da, hak etsin ya da etmesin, genelde herkes öğretmenlere övgüler yağdıracaktır ( bu da tabii ki biz öğretmenlerin oldukça hoşuna gidecektir).
Bunu çok iyi bildiğim için ben biraz olsun “iğneyi kendimize batıralım” istiyorum. Bu belki de, gönlü öğretmen olmayıp da, mesleğine öğretmen diyen bazı insanların hoşuna gitmeyebilir, fakat bazı acı gerçeklerin de dile getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Bazı insanlar var ki hasbel kader kendilerini bu mesleğin içinde bulmuşlar ve yalnızca meslek olarak, belki de zorunluluktan bu işi yapmaktalar. Ama öğretmenlik ne hasbel kader ne de zorunluluktan yapılacak bir iştir “öğretmenlik tam anlamı ile çok büyük vebali olan bir gönül işidir”. Aklıma gelen bir iki örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yıllar önce öğretmenlik yaptığım okulumda bir gün sınıf rehber öğretmeni olarak idareye çağırılıyorum, (bu hayatımda çok nadir olan durumlardandır) şaşkınlıkla ve bir o kadar da merakla hemen idareye gidiyorum.
Gittiğimde gördüğüm manzara, üç öğrencimin nerede ise devamsızlıktan sınıfta kalma seviyesine geldikleri oluyor, ben buna oldukça şaşırıyorum çünkü bu çocuklarla en çok benim dersim var ve ben bu anlamda hiç sorun yaşamıyorum, hatta oldukça istekli öğrenciler bunlar, hele uygulamalı derslerimizde, harikalar yaratıyorlar…
Sonuçta durumu anlayabilmek adına onlarla tek tek konuşmaya karar veriyorum, bu arada durumu araştırdığımda gördüğüm şey ise, her birinin aynı güne denk gelen saatlerde devamsızlık yaptıkları, ayrı ayrı anlattıkları birbirini tutuyor ve beni oldukça şaşırtıyordu çünkü devamsızlığı hep aynı öğretmenin dersinde ve bir başkaldırı niteliğinde yapmış olmalarıydı.
Çocukların anlattıklarını duydukça şaşkınlığım bir kat daha artıyor, bana “öğretmenim biz özellikle bu derse girmiyoruz, hakaret duymak için mi derse gireceğiz, bize öğretmenimiz her dersimizde "sizden hiçbir halt olmaz, kafasızlar diyor, buna benzer sözlerle sürekli hakaretler ediyor” diyorlardı…
Aman Allah'ım, gerçek olabilirmi, gencecik çiçeği burnunda bir öğretmen nasıl olur da öğrencilerine bu şekilde davranabilirdi, gerçektende anlamakta oldukça zorlanıyordum. Tamam belki de burada onun anlayışına göre süper zeki öğrenciler olmayabilirdi ki ben buna katılmıyorum, o guruptan hele bir tanesi vardı ki, kelimenin tam anlamı ile “zehir gibi bir çocuktu”, hem meslek derslerinde çok yetenekli, hem de diğer derslerde oldukça başarılı idi, ki ne olursa olsun hiçbir öğretmenin, öğrencilerine böyle davranmaya hakkı yoktur…
Çocuklar bu davranışları ile tamamen kendilerine zarar verecekler, okuldan atılacaklar ve belki de tüm bunları o öğretmenin ruhu bile duymayacaktı, buna ise sınıf öğretmenleri olarak tabiî ki benim gönlüm razı olamazdı, o gencecik fidan ve anne adaylarına bu yapılamazdı, bunun vebali çok büyük olurdu…
Ne yapıp ne edip çocuklara bunu anlatmam ve onları derslere girmeleri konusunda ikna etmem gerekiyordu, (ikna etmek çok kolay olmasa da) Sonuç olarak, ikna oldular ve derslere girerek okullarını bitirdiler, şu an ikisinden haber alıyorum, birisi harikalar yaratan bir pasta uzmanı, diğeri ise çok iyi bir anne.
Aklıma gelen ve paylaşmak istediğim ikinci bir örnek ise, kendi oğullarımdan birinin ilkokul yıllarından.
Oğlum o günlerde oldukça heyecan içersinde eve geliyor ve belli ki içi içine sığmıyor, heyecanla “anneciğim altın listeye girdim” diyor, sevincinden evin içinde zıp zıp zıplıyordu. Altın listenin ne olduğunu sorduğumda, sınavlardan arka arkaya beş sınavda hiç yanlış yapmayanların girebildiği bir liste olduğunu ve bu listeye girebilmenin öğrenciler için çok zor, bir o kadar da önemli olduğunu öğreniyordum.
O yıllarda çok da başarılı bir öğretmen olarak bilinen bir öğretmenin sınıfında okumakta idi oğlumuz.  Çok iddialı ve bir o kadarda hırslı bir öğretmen. Herkes çocuğunu o sınıfa aldırabilmek için çok büyük çabalar sarf ediyormuş, fakat biz pek de bunun farkında olmadan tesadüfen o sınıfa denk gelmişti çocuğumuz ve biz de kendimizi bir öğrenci velisi olarak oldukça şanslı hissetmiştik…
Sonuç olarak oğlumuzun okulunda son yılı, iyi de bir eğitim aldığına inanıyorduk. Nihayet mezuniyet zamanı gelmiş ve okul salonunda tören yapılacak, çocuklarımız kadar biz veliler de oldukça heyecanlı idik. Ben bir anne olarak oğlumun her özel anını kaydetmek için hazır bekliyordum. Özellikle altın listeye giren çocuklara "sürpriz hediyelerim var" demiş öğretmeni, oğlum ise içi içine sığmıyor, o anı bekliyordu.
Evet, beklenen an gelmişti, altın liste açıklanıyor ve ismi anons edilen öğrenci, heyecan ve bir o kadar da sevinç ve gurur içerisinde, salonun coşkulu alkışları eşliğinde ödülünü alıyor, 1,2,3,4, derken liste sona eriyor ve ben orada öylece kala kalıyorum. Olabilir belki de oğlum bana yanlış aktarmıştır, ne de olsa o küçük bir çocuk diye düşünüyorum.
Törenin sonunda öğretmenin yanına giderek bunu soruyorum, fakat aldığım cevap içler acısı, hayır oğlum bana yanlış aktarmamış, geçektende o listede imiş ama, öğretmeni onu atlamıştı!
Dahası da var, tamam o anda belki öğretmeni bunun için oğlumdan özürler diliyor, oğlum ise o kırık ve bir o kadar da üzgün haline de bakmayıp, bir de öğretmenini onun için hazırlayacağım erken doğum günü partisine davet ediyor, öğretmeni ise (o anki hatasını telafi yolu bulmuş olmanın sevinci ile olduğunu düşünmüştüm) tabii ki geleceğini, hatta ödülünü de eve getireceğini söylüyor.
Oğlum bir kez daha heyecan içerisinde, arkadaşlarından çok öğretmenini bekliyor, bütün davet ettiği arkadaşları teker teker gelmesine rağmen, o heyecanla beklediği öğretmeni bir türlü  gelemediği gibi, zahmet edip haber bile vermiyor…
Bu küçücük gibi görünen kocaman bir ihmal, acaba o minicik yürekte nasıl bir hasar bırakıyor? Bir eğitimcinin bunu düşünememiş olabilmesini açıkçası, bir eğitimci olarak hala anlayabilmiş değilim.
Bence bir öğretmen, kaliteli sayılan okullara ulaştırdığı öğrenci sayısının çokluğu ile değil, o minik yüreklere ne derece kalıcı ve güzel dokunuşlar yapmış olabilmesi ile kalitelidir diye düşünüyorum.
Öğretmenlik mesleği gerçekten çok ulvi çok kutsal ve bir o kadarda tatmin edici, ömür boyu da devam eden bir meslek. Bir öğretmen olarak, gerçek anlamda mesleğimle gurur duyuyorum. Zaman zaman düşünüyorum, iyi ki öğretmen olmuşum şu an olsa gene bu mesleği yapmak isterdim diyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle insan yalnızca mesleği olduğu için öğretmen olmaz diyor ve bütün öğretmen gönüllü insanların ve öğretmenliği gönülden bir o kadar da aşkla yapan, hayat tarzı öğretmenlik olan bütün öğretmenlerin, öğretmenler gününü gönülden kutluyorum.

Sevgi ile ve hoşça kalın…