Tahir AYGÜN
Denizli son birkaç gündür yine kendi içine dönük, biraz dertli, biraz da sitemkâr bir vitrin çiziyor. OSB Başkanı Derya Baltalı ve yönetiminin basın toplantısını takip ettik. Kağıt üzerinde her şey pırıl pırıl; yeni hastane projesi, PAÜ’nün meslek yüksekokulu, Teknokent ve Türkiye’de bir ilk olan o "çatı delen" akıllı itfaiye aracı... Teknolojiye, eğitime, can güvenliğine yatırım var; emeği geçenlerin ellerine sağlık.
Ancak toplantının havası, sanayicinin "kur-faiz kıskacı" ve "ihracat desteği" feryatlarıyla ağırlaşıyor. Baltalı haklı olarak %3’lük desteğin %6’ya çıkmasını istiyor. DESİAD Başkanı Nuri Turgut ise tekstilin şekil değiştirdiğini, yatırımın Mısır’a kaydığını anlatıyor.
Peki, gerçekten öyle mi? Gelin, "etrafında dolanmadan" gerçeklerin tam kalbine dokunalım.
Mısır Meselesi: Kaçış mı, Bahane mi?
Bugünlerde kime dokunsanız "Tekstil bitti, yatırımlar Mısır’a gidiyor" diyor. Ama rakamlara bakınca tablo başka bir şey anlatıyor. Denizli’den Mısır’a giden firma sayısı topu topu üç! Onlar da tüm fabrikasını söküp götürmedi; sadece emek yoğun olan konfeksiyon kısımlarını taşıdılar. Yani ortada bir "sektörel göç" değil, bir "operasyonel hamle" var. Mısır’ı bir "tabu" gibi büyütüp kendi eksiklerimizi örtbas etmeyelim.
Pamukkale’nin İntiharı
Asıl can yakıcı olan, burnumuzun dibindeki dünya mirası. TÜRSAB Temsilcisi Turan Köseoğlu’nun verileri tokat gibi: 2 milyonu aşkın turist geliyor ama konaklama oranı sadece %1,5! Şaka gibi değil mi? Milyonlarca insan geliyor, fotoğraf çekip gidiyor. Şehir içi oteller neden boş? Çünkü ticaret durursa pazarlamacı gelmez, ekonomi teklerse müşteri gelmez.
Ama daha beteri var: Su krizi. Pamukkale’de su bitiyor beyler, beyazlık kararıyor! Karahayıt ve Pamukkale bölgesinde mantar gibi türeyen yüzlerce sondaj var. Herkes kendi bahçesinde "kaçak su" peşinde. Kimse kusura bakmasın ama bu bildiğiniz "ortak geleceğimize harakiri yapmaktır." Yerel yönetimler, ilgili kurumlar; bu sondajları denetlemek için neyi bekliyorsunuz? Beyaz travertenler griye döndüğünde mi aklınız başınıza gelecek? Kaçak suya göz yummak, bu şehrin geleceğine ihanet etmektir.
Hazıra Konan Turizmci, Boşalan Havalimanı
Bir de "Havalimanına uçak gelmiyor" edebiyatı var. Kayseri Havalimanı 1 milyon yolcuyu bulurken, biz 400 binlere düşmüşüz. Neden? Çünkü tanıtım yok! Bir-iki vizyoner otel dışında herkes "Tur şirketi getirirse müşteri gelir" diye kapı eşiğinde bekliyor. Turizm, oturduğun yerden müşteri beklemek değildir; o turisti o kapıdan içeri sokacak hikâyeyi yazmaktır.
Sonuç olarak; OSB’deki o yeni itfaiye aracı çatıyı delip yangını söndürebiliyor, ne güzel... Ama Denizli’nin asıl yangını "içeride." Biz bu şehrin suyunu kaçak sondajlarla bitirirsek, sanayisini sadece kur desteğine bağlarsak ve turizmini "gel-geç" seviyesine indirirsek; o akıllı itfaiye bile ciğerimizdeki bu yangını söndürmeye yetmez.
Biraz gerçekçi olalım, biraz elimizi taşın altına koyalım. Denizli "ah vah" ederek değil, üreterek ve değerine sahip çıkarak Denizli oldu. Şimdi o ruhu geri çağırma vaktidir.
Yoksa durum tam da Nihilist Penguen’in o meşhur bakışındaki gibi…