Her sabah yaptığım gibi yine haberlere göz atıyorum. Dünyanın dört bir yanında savaşlar, cinayetler, tecavüzler, hırsızlıklar var. Yitip giden hayatlar, çalınan yaşamlar, yıkılıp giden hayaller…
Diğer yanda iki yüzlü hatta çok yüzlü insanlar. Herkes sevgiden, paylaşmaktan, güzel günlerden bahsediyor. Ama herkes sözde iyiden güzelden doğrudan bahsederken, herkes evinde, işyerinde, okulunda, ülkesinde sadece ve sadece kendi iktidarını kurma ve mevzisini güçlendirme amacında. Herkes farklı şekillerde silahlanıyor. Silahlanma sadece tabancaya, tüfeğe topa sahip olmak değildir. Silah haksız olarak bir başka insanın hakkını elde temek için kullandığınız her şeydir.
Kimileri tecavüzü sevme, kimileri zengin olmayı çalma, kimileri insanoğluna kul olmayı inanma sanıyor… Gözler kör, kulaklar sağır, ağızlar dilsiz ve tabii ki beyinler sorgusuz.
Bu arada tek cümleyle sevgililer günü tüketme günü…
Kavramlar, duygular düşünceler tükeniyor, materyalist bakışla her şey değerini ve anlamını yitiriyor. Oysa sevmek Mecnun gibi, Leyla gibi, Aslı Gibi, Kerem gibi sevmek, Mevlana gibi, Şemsi Tebrizi gibi Sevmek, Yunus Emre gibi sevmek… Her an her şeyiyle her şeyinden vazgeçercesine sevmek…
İnsanoğlu her türlü konforun içinde de olsa sevgisizlik ve adaletsizlik batağında cebelleşiyor.
Mevlana’nın söylediği gibi; “Küle döndüysen, yeniden güIe dönmeyi bekle. ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.” İnsanoğlu küllerin içinden gül olarak doğabilmeyi ve gül kokularıyla bezenmiş bir dünyayı aşkıyla, adaletiyle, vicdanıyla gönül gözüyle kuracak. Birbirini tüketen, yok eden insanlar değil, hayatları, hayalleri, umutları çalanlar değil, sevenler, üretenler, birbiri için var olanlar, kendisinden önce sevdiklerini düşünenler, kendisinden önce başkaları için isteyenler ve çalışanlar güzel ve mutlu bir dünyanın kurucuları olacaklar.