ŞİDDET

Abone Ol

Her neyin günü varsa farkındalık oluşturmak için deniliyor. 25 Aralık Kadına Şiddetle ULUSLARARASI Mücadele Günü. Ne gibi anlamlar barındırıyor:

1.Farkında değiliz ya da önemsemiyoruz ama kadınlar şiddet görüyor.

2. Bu küresel bir sorun. Sadece bize özgü değil.

Allah kadın ve erkek diye yaratırken eşit değil eş olarak bir bütünü tamamlayacak şekilde yaratmış. Mustafa İslamoğlu Lisanü’l- Arab’dazevc maddesine: “zevca, nâlin ayakkabının iki eşi” şeklinde yorumlamıştır. Sağ teki sol teki ile eşit olan ayakkabılar geliyor aklıma. İlki takunya. Hani bir de takunyanın çağrışımı geri kalmışlık, bağnazlık olunca eşit görmek geri kafalılık olur mu acaba? Abdest alana kadar giyilse dahi çok konforlu olmadığı kesin. Klompen ki Hollandalıların geleneksel tahta ayakkabıları… Kesinlikle oldukça rahatsız edici. Bizim ayaklarımız (karakterlerimiz) taraklı bir kere. Veya Fransız işi espadriller. Sağ tek sol tek kendiniz karar verin ve giye giye şekillendirin ama her ne olursa olsun uzun vadede o başlangıçtaki eşitlik bozulacak şayet sürekli olarak karıştırarak giymezseniz. Üst taraf yumuşak olsa bile hasır taban uzun süreli yürüyüşlerde canınızı yakabiliyor. Net olarak söylenebilir ki, birbirine eş olan ayakkabılar yerine biz ayaklarımıza uygun tasarımlarla şekillendirilmiş olanları tercih ediyoruz. Öncelikle kadını kadın, erkeği erkek olarak kabul etmek gerek. Sağı sol, solu sağ yapmanın ya da her ikisine tek çözüm yerine, durumlarına özel yaklaşımlar üretilmeli.

Şiddetle mücadele noktasında hep şiddeti uygulayan üzerinde duruluyor. Bir de bu taraftan okuduğumuz yazıyı tersinden okumamız gerekiyor. Şiddeti gören taraf soldan sağa NEDEN diye okuyor, sağdan sola tersten okuyoruz yine NEDEN. Bizler şiddeti uygulayan noktasında bakıyoruz sadece nedene. Oysa aslında çoğu kere tek taraflı değil bu nedenler. Boşanmalarda tek taraflı değildir diyoruz da iş şiddete geldiğinde sorunun sadece bir tarafta olduğunu düşünüyoruz. Belki de bize göre affedilemez bir hata, her ne olursa olsun vurmamalı, kırmamalı, incitmemeli diye düşündüğümüz için. Öfke geliyorum derken açıp kollarını “geldi mi, gelmedi mi” diye çağıran bireylerin de bu nedenin içinde var olduklarını görmezden geliyoruz.

2014 yılı verilerine göre her 4 kadından biri şiddete maruz kalıyor. Algımıza göre “bir küçük tokat şiddet değildir” kısmını ilave etmediğimiz hali bu. Ayrıca pek çok kadın şiddeti sadece fiziki olarak değerlendiriyor ve psikolojik, ekonomik şiddete maruz kaldığından bihaber. Hele bir de aileyi mahrem kavramıyla birleştirerek bir diğer kişiye söylenilmesi oldukça güç tüm şiddet türlerinin içinde belki de en gizli kalanı da cinsel şiddet.

Bir insan neden şiddet uygular? Yaramazlık yapan bir çocuğa vuran anneye sordunuz mu? Genellikle alınan cevap “Sabrımı taşırdı” olacaktır. Çocuk içgüdüsel olarak sabrı taştığında vurmayı öğrenir. Kavga anlarında sabır taşıyor mudur? Bizim köyün eskileri anlatırdı. Köydeki hocaya (bilemiyorum malum Oğuzlu hoca mıdır?) bir kadın gelmiş ve başlamış dert yanmaya: “Bizim adamla hiç anlaşamıyoruz. Hep kavga gürültü. Ters getiriyor evde ne varsa” Hoca demiş ki: “kızım öyle zamanlarda ağzına bir yudum su al, kocan evden gidene ya da sakinleşene kadar yutma”. 6 ay sonra tekrar gelen kadın “ay hocam, pek iyi olduk biz adamla. Ne desem yapıyor, çok iyi anlaşıyoruz” demiş. Kıssadan hisse…

Elbette hiçbir gerekçe kadını toplum içine çıkamayacak şekilde deformasyona uğratmak için yeterli bir neden olamaz. Kaldı ki, sadece bir tokat denilir ama onun bellekte, kalpte oluşturduğu deformasyon çok daha ciddidir yüzde gözükmese de. İnsanlar konuşa konuşa derken iletişimin düzgün kurulması için alıcı ve vericilerin açık olması gerekir. Kavga anında bağıran çağıran insanlar genellikle karşılarındakinin ne dediğini duymazlar. İletişim olmazsa nasıl anlayabileceğiz karşımızdakileri? Anlamadan anlaşmak mümkün olabilir mi? Bir de her ne yaparsanız yapın iletişim kuramayacaklarımız var. Sakinlikle de kurulamıyorsa iletişim ve buna rağmen şiddet de uyguluyorsa Kadın Konukevleri yerine şiddet uygulayanları karantinaya alacağımız evler yapılmalı.

Kadir Çöpdemir’in gerçekleştirdiği röportajlar yayınlandı bugün. Erkeklerin tepkilerine bakın. Sanki yaptıklarını birileri görmüş de, Kadir Bey’e ispiyonlamış gibi bakan birkaç erkek yakalayacaksınız. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin temeli belki belli ölçüdeempati yapmak.

6-7 yaşında küçük bir çocukken mahalledeki çocuklardan biri vurmuştu. Bense o anda akacak bir damla yaş kazandığını hissedecek, canımı yaktığını sanıp mutlu olacak diye tutmuştum kendimi. O arkadaş topluluğu içinde bana o şekilde davranması çok utandırmıştı beni. Yanan tenim değildi, gerçekten canım yanmıştı. Utanç, üzüntü,  Belli bir süre sonra eve gittim boğazım düğüm düğüm. Bana merhamet edeceğini bildiğimden annemi görünce başlamıştım ağlamaya. Şimdi düşünüyorum ve bunu yapan bir sevdiğiniz olduğunda yaşatacağı travmayı.

Kadının duygusallığını, ruhunu yakalama noktasında bir erkek diğer teki olabilir mi ayakkabının? Kimileri için mümkün. Özellikle anaçlıktan uzak, can yakmak isteyen birinin aynı mahcubiyeti, ezikliği hissetmesi mümkün mü gerçekten? Anlayacağı dil nedir? Bilmek zor. Biz onu anlayalım, kim bilir belki ona göre çözüm bulabiliriz.