Son iki yazımdan beri “Stereotip Tehdidi” üzerinde duruyorum. Stereotip,bir anlamda bir grubun benzer özelliklere sahip olmasıdır. Bu özellikler cinsiyetten, ırktan, beraber yaşamışlıklardan ortaya çıkabilmektedir. Sürekli olumsuz özellikler üzerinde durulursa; bu olumsuz özellikler tüm grup üyeleri tarafından kabul edilir hale gelir. Olumsuz stereotipleştirilen grupların performanslarında düşüş olduğu, grup bireylerinin performans sırasında gergin olduğu ve maksimum seviyeye ulaşamadıkları görülmüştür. İşin uzmanları kabul ederler mi bilemiyorum, ancak ben “StereotipTehdidi”nin “Öğrenilmiş çaresizlik” ile çok benzer olduğunu düşünüyorum. İşin kötü tarafı; çaresizlikler bize bir şekilde öğretiyorlar. Daha önceki iki yazımda da bu konulara değindim. Aslında bize öğrettikleri yalanlar üzerinde tek tek durulabilir. İşte onlardan bazıları:
-Türkler, Orta Asya’dan beri dağlarda çobanlıktan başka bir şey yapmamışlardır.
- Türkler, çadır ehli oldukları için eğitimsizdirler.
- Türkler, çadırlarda dolaşmaktan, sanatla uğramamışlardır. Sanattan anlamazlar.
- Türklerin kültürleri dağdaki çobanlar kadardır.
- Türkler, dinlerinden dolayı dogmalara inanırlar.
- Türkler, dinleri kullanılarak aldatılırlar.
- Türkler, dinleri dolayısıyla geri kalmışlardır.
- Türkler, sadece ellerine kılıç alıp, hurra deyip savaşmışlardır.
- Türkler, planlı, programlı çalışmayı, strateji bilmezler.
- Türkler, kadına değer vermezler.
Bize izlettirdikleri filmler, diziler, yazdıkları kitaplar, çıkardıkları gazeteler ile bize bu yalanlara az ya da çok inandırdılar. Din, fikir ve bilim adamlarımıza, devlet büyüklerimize neredeyse düşman hale getirdiler. Dolayısıyla onları bilgisiz, cahil, bilime düşman ve cahil olarak gördük. onlardan gelen her şeye yalan ve yanlış olarak bakmaya başladık.
Bize anlattıklarının dışında ben size çok farklı bir kişiden bahsetmek istiyorum. Onun hikâyelerini rahmetli Hafız amcam (Çukurlu Ama Hafız) ve babamdan çok dinledim… Amcam kendisi ile yüz yüze de görüşmüş ve anlattıkları kendi duydukları… Dönemin Tavas Müftüsü…
Tavas Müftüsü, eğitimini Mısır’da tamamlamış. Onun hakkında çok değişik hikâyeler de var. Mesela sabah namazlarına mezarlığa gider, orada yalnız başına namaz kılarmış.
Birgün Tavas’taki insanlarla sohbet ederken (eğitim verirken) içeriye birisi girmiş ve
- Hocam, ben kumar oynecen, para ilazım… demiş. Tavas müftüsü de çıkarmış parayı vermiş.
Bunun üzerine odadakiler “Hocam ned’din?, kumar oynımek için para verili mi? Demişler… Tavas Müftüsü de:
- Bizim paramız, helal kazanıldı. Harama gitmez. O kardeşimiz yakın zamanda gelip bizim sohbetimize dahil olacak demiş ve konusunu anlatmaya devam etmiş…
Daha on dakika geçmeden kapıdan biraz önceki kişi girmiş ve
- Hocam, ned’dim ula ben, hoca parası’nan kumar mı oynanı? Demiş ve aldığı parayı geri uzatmış.
Bunun üzerine Tavas müftüsü de:
- Evladım, artık o para bizden çıktı. Parayı cebine koy ve çocuklarının nafakası için harca. İstersen otur ve sohbetimizi dinle. demiş.
Bize anlattıkları “Kendinden başka herkesi cehenneme sokmak için uğrasan hocalardan” çok farklı değil mi?
Dönem 1960 yıllar… Rahmetli Adnan Menderes tutuklanmış ve Yassı Ada’da… Tavas müftüsü konu ile ilgili görüşlerini soranlara:
- Adnan Menderes ve arkadaşlarını asacaklar. Celal Bayar’ı Mısır’dan tanırım. Onunla beraber okuduk. Alim bir zattır, ancak Celal Bayar’ı asmayacaklar… demiş ve dediği gibi de olmuş…
Evet… Denizli’nin Tavas ilçesine gelmiş bir müftüden bahsediyorum. İl merkezi veya büyük şehirlerden birinin müftüsünden bahsetmiyorum. Denizli’nin Tavas ilçesine gelen bir müftünün eğitim düzeyi, hoşgörüsü ve ülke siyaseti hakkındaki bilgi düzeyi… Hâlbuki bize böyle anlatmadılar ve anlatmayacaklar…
Yazımın başında yazdığım yalanlara hiç uymayan bir Türk insanı, müftüsü değil mi?
Bize düşen görev ise bize anlattıkları çirkinliklere inat, bu ülkenin güzelliklerini anlatmaktır. Bu ülkenin güzel insanlarını ve nasıl başarılı olduklarını bıkmadan, usanmadan anlatmaya devam etmektir.
Gelecek yazımda anlatmaya devam edeceğim…
Dostlukla…
25.03.2015
hayri.un@gmail.com