1. Düzey: Makam (İnsanlar yöneticilerini zorunda oldukları için takip ederler).
2. Düzey: Onaylama(İlişkiler ön plana çıkar. İnsanlar yöneticilerini istedikleri için takip ederler).
3. Düzey: Üretim (İnsanlar yöneticilerini ürettiklerinden dolayı takip ederler).
4. Düzey: Kişilerin Gelişimi(İnsanlar yöneticilerini kendi gelişimlerine olan katkıları nedeni ile takip ederler.
5. Düzey: Sağlam Karakter(İnsanlar yöneticilerini yıllardan beri ekip ve kurum için harcadığı emekler, kişiliği ve ortaya koyduğu sağlam karakteri nedeni ile takip ederler.
Bu yazımda John C. Maxwell’e göre yöneticiliğin en alt düzeyi olan “Makam” üzerinde duracağım. Bu seviye, yönetici, lider, ya da patron da olsanız, herkesin başladığı seviyedir. Kişiye verilen makamın veya sahip olduğu paranın getirdiği yöneticiliktir. Herkes bir unvan ve görev tanımı ile başlar. Bir ünvan verilirken; kişinin o görevi yapacağı düşünülür. Kişinin o güne kadar sahip olduğu eğitimi, diplomaları ve ilişkileri göz önünde bulundurulur. Başlangıç seviyesi olan birinci seviyede anahtar kelime “Yetkiler(haklar)”dir. O makamınkişiye verdiği yetkiler vardır. Ekip, başlangıçta, sadece sahip olunan yetkilerden dolayı yöneticinin talimatlarını yerine getirir. Bütün ekip verilen görevleri yaptığında neler olacağını, yapmadığında ise neyle karşılaşacağını bilir. Yöneticiye saygı da bulunulan makamdan dolayı gösterilir. Uzun lafın kısası; ekip talimatları istedikleri için değil, zorunda oldukları için yerine getirir.
Bunların hepsi gayet normaldir. Çünkü ekip beraber oldukları yöneticilerini tanımıyordur. Bu yüzden sadece yöneticilerinin emirlerini zorunda oldukları için dinlerler. Bu düzeyde bunun ötesinde bir şey yoktur. Sonuç olarak; makam, bir kişiyi yönetici (lider) yapmaz. Kişide makamdan ve paradan güç ve destek alan bir yöneticilik varsa; bu iyi bir yöneticilik değildir. Gerçekten iyi bir yönetici,makamı değerli hale getirebilmelidir.Şunu da unutmamak gerekir ki; o göreve çok iyi bir yönetici olduğunuz için getirilmediğiniz için, her an başka birileri de rahatlıkla o göreve getirilebilir.
Eğer yönetici ve yönetim bu düzeyde devam ederse; ileriki günlerde moral bozuklukları giderek artar ve ekibin içerisinde bir ahenkten bahsetmek mümkün değildir. İnsanlar zorunlu oldukları için takip etmeyi sevmezler. Bu seviyedeki yöneticilerin farkında olmadıkları tam da budur. Bu tip yöneticiler, “Makamda olan benim, ünvana ben sahibim, o zaman insanlar benim talimatlarımı koşulsuz olarak yerine getirmek zorundalar” derler. Ancak zaman ilerledikçe birlikte çalışılan ekip, her yaptıkları işle beraber daha fazla rahatsız olmaya başlarlar.
Bu şekilde yönetilen kurumları çok rahat tanırsınız. Çünkü makamdan güç alan yöneticilerin bulunduğu kurumların çoğunda değil hepsinde aşağıdaki manzarayı görürsünüz:
Ekip saat 16:30’damasasını temizlemeye başlar. Çünkü mesainin bitmesine 30 dakika kalmıştır. Çünkü 17:00’da ellerinde tamamlanması gereken bir iş olmamalıdır. Saat 16:45’te masalarından kalkarlar ve ofisteki arkadaşları ile vedalaşmaya başlarlar. Çünkü saat 17:00’dan sonra vedalaşma ile vakit kaybetmek istemezler. 16:50’degerekiyorsa kıyafetlerini, ayakkabılarını değiştirmişlerdir. 17:00’daofiste etrafınıza baktığınızda, hiç kimseyi göremezsiniz. Daha sonra pencereye koşar otoparka bakarsınız, o zaman çok daha fazla şok olursunuz. Çünkü otopark tamamen boşalmıştır. Kendi kendinize “Nasıl olurda insanlar bir yangın ihbarı olmadan binayı bu kadar hızlı boşaltabilirler?” diye sorarsınız. Cevabı basittir: Makamdan güç alan yöneticilerin olduğu kurumlarda böyle olur… Çünkü insanlar çıkış daha hızlı olsun diye arabalarını bile arka arka girerek park ederler.
Ekip, verebileceği en düşük enerji ve çabayı gösterir. Verebilecekleri zamanın, aklın, çabanın, yeteneklerinin en düşüğünü ortaya koyarlar. Ekip görev almak istemez.Aldığı görevleri olması gerektiği gibi değil, olduğu kadar yapar. Kendisinden bir şeyler eklemez. Hatta hatalı gördüğü yerleri bile düzeltmeyi düşünmez. Çalışanlar, kurum içerisinde hep emirle iş yaptığı ve bundan dolayı gelişen olaylardan haberi olmadığı için; yapacağı işler ve atacağı imzalar konusunda hep tereddütlüdür. En ufak bir risk gördüğünde “bu iş olmaz” der. o işin olmaması için de mevzuatta mutlaka bir madde bulur. Çalışanlar yöneticinin sahip olduğu haklar kadar kendilerinin de hakları olduğunu bilirler. Hatta bizim ülkemize ait bir özellik daha vardır. Eğer kişi, bir şekilde devlet memuru oldu ise emekli olana kadar kimsenin ona dokunamayacağını ve ne olursa olsun maaşını almaya devam edeceğini bilir.
Aslında Bu seviyede yönetilen bir kurumda yönetici dahilherkes verimsizliğin farkındadır. Yönetici mesai arkadaşlarının (kendi deyimiyle elamanlarının) yeterli düzeyde çalışmadığını bilmektedir. Bu yüzden kendini, mesai saatlerinde sürekli iş üretmek zorunda hisseder. Mesai arkadaşlarına ilave gereksiz dahi denilebilecek işler oluşturmaya çalışır. Kişilerin mesai saatlerini sıkı bir şekilde takip eder. Sabah sekiz akşam beş... Mesai saatlerinde mesai arkadaşlarının her an işle meşgul olmalarını ister ve bunu takip eder. Bilgisayarlarda bile mesai dışında hiçbir şeyle meşgul olunmasını istemez. Mesai arkadaşlarının çay içmelerini ve bu arada sohbet etmelerini sürekli engellemeye çalışır. Mesai dışında da sürekli mesai arkadaşlarının işte olmalarını ister. Akşamları hatta geceleri çalışılması onu memnun eder. Hafta sonları bile her an mesai arkadaşlarının görev başında olmalarını ister.Bunlara uymayan mesai arkadaşlarını da gözden çıkarır. Bu kişileri de hemen değiştirip yenisini göreve getirir. Bu tip yöneticiler her zaman kendisini haklı görürler. Onlara göre sorun olan mesai arkadaşlarıdır. Gerçekte ise olay tam tersidir. Değişmesi gereken bu tip yöneticilerdir. Ya kendileri yönetim tarzlarını geliştirip, değiştirecek ya da bir üst yönetim olayın farkına vardığında onları değiştirecektir.
Size olumlu bir şey de söyleyeyim: Bu seviyede kalmak zorunda değilsiniz. Bu seviyede yöneticiliğe başlayan kişi bir karar vermelidir. Bu seviyede mi kalacak? Yoksa kendisi, ilişkileri ve mesai arkadaşlarını geliştirip birer birer basamakları mı çıkacak?
Devam edecek… Dostlukla…