(YÖNETİCİLİĞİN 4. DÜZEYİ)
Bir önceki yazımda;
“Neyi ararsanız, onu bulursunuz” cümlesini yazmıştım. Gerçekten de herkes aradığını,ararsa bulur. Eğer aramazsa, zaten bulumaz. Yöneticilikte (Liderlik) başarılı ve kalıcı olmak için de aramak gerekmektedir. Bu noktada “benim öyle bir isteğim yok” diyenler olabilir. Çoğu zaman bu bizim tercihimiz olmuyor. Eğer insanların içinde yaşıyorsak; az ya da çok kişinin bir şekilde yöneticiliğini yapıyoruz. Belki dağda çobanlık yapar, insanların içine hiç çıkmazsak, bir ihtimal bu görevden muaf olabiliriz.
Yöneticiliğin (Liderliğin) 3. seviyesinde üretim çok önemlidir. Üretmiyorsanız, bulunduğunuz yerin hakkını vermiyorsunuz demektir. Üretim, beraber olduğunuz ekibi de çok mutlu eder. Tüm ekip birlikte ürettiğiniz eserlerle gurur duyar. Hele bir de ürettikleriniz çevrenizdeki insanlar tarafından takdir görürse, ekibin motivasyonu giderek artar.
3. seviye her yöneticinin ulaşması gereken bir seviyedir. Çünkü üretim vardır. Bu seviyeden sonra da üretimin artırılması gerekir. Bunun için yapılması gereken ekibin verimliliğinin artırılmasıdır. Bu da ancak ekibi oluşturan bireylerin bilgi ve yetkinliklerinin artırılması ile gerçekleşir. Yani ekipteki kişiler için yatırım yapılmalıdır. Onlara değer katılmalıdır. Ekip üyelerinin maddi, manevi gelişmelerine katkı verilmelidir. Eğer bu katkı verilirse, yönetici olarak 4. seviyeye çıkılır.
Ekibin bilgi birikimi ve yetkinliğinin artırılması için zaman ve para harcanmazsa; ekibin daha uzun süre yöneticinin arkasından gitmesi mümkün olmaz. Yani üretimden kazanılanların bir kısmı da ekip için harcanmalıdır. Aksine yöneticinin kendi maaşı artarken, kızına ve eşine yeni arabalar alınırken, çalışanlara yatırım yapılmazsa; bu şekilde yönetim çok uzun süre yaşayamaz. Hatta yönetim, üretim zamanında ekiple mutlu mesut yaşarken, en küçük bir krizde işten çıkarmalar başlarsa; kalan çalışanlarla daha önceki üretimi elde etmek de imkânsız hale gelir.
Bu noktada yapılan 2 tane hata vardır.
Birincisi ekibe değer katmanın sadece para olarak görülmesidir. Buna göre, ekibin sizinle beraber gidebilmesi için ellerine geçen para yöneticilerinin sayesinde artmalıdır. “Siz ekibe maddi destek ve kaynak sağladıkça onlar arkanızdan gelir” derler. Ancak şunu unutmamalıdır ki; sizden biraz daha fazla para veren birisi olduğunda, çalışan hemen oraya geçer. Yani ekibi bir arada tutamazsınız.
İkinci hata da “Eğer ekibin bilgi ve yetkinlik düzeyini artırırsak, yetişmiş elemanları rakipler kapar. Bu yüzden onlara yatırım yapılmamalıdır” düşüncesidir. Bu noktada “bilgi ve yetkinlik düzeyini artırmak” kelimelerinden ne anlaşıldığının sorgulanması gerekir. Yani ekibin sizinle birlikte artırdığı bilgi ve yetkinlik düzeyi her yerden alabileceği bir gelişim midir? Ya da o gelişimden sonra sizden alacakları bitmiş midir? Yoksa gittiği yerde sizin gayretinizi, bu konudaki mücadelenizi bulamayacak mıdır? Sizin yanınızda birlikte daha yapılacak çok işinizin olduğunu bilmekte midir? Bu noktada yine yöneticinin her geçen gün kendi bilgi ve yetkinlik düzeyini artırması gündeme gelmektedir. Yani beraber çalışılan ekip, onlarla birlikte yöneticilerinin bilgi ve yetkinlik düzeyinin arttığını hissederse; yöneticiden daha alacaklarının olduğunu bilir ve biraz daha fazla para için yöneticisinin yanından ayrılmaz. Bu konuyu Ahmet Şerif İzgören’in şu sözleri çok iyi açıklar:
“Bildiğiniz herşeyi beraber olduğunuz ekibe öğretin. Eğer yeri doldurulamaz biri iseniz; hiçbir zaman yükselemezsiniz.”
Biz de bunun tam tersidir. Yönetici, beraber çalıştığı ekip, onun yaptığı işi öğrenirse; birilerinin onun yerini alacaklarını düşünür ve ekibin işi öğrenmesini istemez. Böylelikle onu görevden almak istediklerinde, yerine geçecek biri olmadığı için yerini garantilediğini zanneder. Bu kısmen doğrudur. Ancak yönetici, ekip ile birlikte kendini de geliştiriyorsa; yönetici onlardan her zaman bir adım önde olur ve kendi yerini bir başkasına bırakmaktan da rahatsız olmaz.
Bu cümleleri okuyunca;
“Hocam, iyisin, hoşsun da, Türkiye’de işler senin söylediğin gibi olmuyor. Dayın varsa makamları birer birer çıkarsın. Hatta asansörle çıkartırlar” diyebilirsiniz.
Burada yine atladığımız bir konu var. O da şudur: “Bizim genelimiz bilgi ve yetkinliğinin artırma adına emek harcamadığı ve kendine yatırım yapmadığı için, hepimiz aşağı yukarı aynı düzeydeyiz.” Bu yüzden de seçim genelde dayılar tarafından yapılıyor. Eğer dayıların seçimlerin de çok açık farklar görülmeye başlansaydı, o zaman dayılar da mecburen bilgi ve yetkinliğe göre seçim yapmak zorunda kalırdı. Hatta Dayılarımız da bilgi ve yetkinlik sahibi olurlardı. Sonuç olarak durduğumuz yer ve bakış açımız yanlış. Terazi yanlış olunca; doğru tartmak da mümkün olmuyor.
Bakan Mehmet Şimşek Örneği
Konu ile ilgili birçok örnek verilebilir. Ben bir tanesini paylaşmak istiyorum. Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek… Sayın Mehmet Şimşek; dünyanın en büyük yatırım bankalarından Merrill Lynch'in "üst düzey yönetiminde" görev yaptı. Bu banka neredeyse Türkiye ekonomisinin 4 katı büyüklüğündeki bir finans kuruluşudur ve yanlış bilmiyorsam; Sayın Mehmet Şimşek bu bankada üst düzey yönetiminde çalışabilmiş tek Müslüman kişidir. Sayın Şimşek, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi sorumluluğunu üstlenerek bu ülkelerin "makro analizlerini" yapan birimde çalışmıştır. Daha sonra Merrill Lynch’te gelişmekte olan Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı'na getirilmiştir.
Geçen süre zarfında özellikle Türkiye’nin yıllık ekonomisi ile ilgili analizleri ve öngörüleri üst üste doğru çıkmıştır. Bu yüzden de Sayın Şimşek Bakan olduğunda ona dünyada bir saygınlık katılmış olmadı. Aksine O’nun Türkiye’nin bir bakanı olması Türkiye’nin dünyadaki itibarını artırdı.
Sayın Mehmet Şimşek’in bilgi ve yetkinliği dikkate alındığında kimse onu gözden çıkartamaz ya da görmezden gelemez. Hatta bilgi ve yetkinliği sosyal medya ve televizyonlardan ibaret olan birileri onun yerine geçemez ve yerini dolduramaz.
Sonuç olarak, insana yapılan yatırım kişiye, kuruma ve ülkeye servet kazandırır. Bu yüzden Batı ülkelerinde şirketlere “Investor in People” belgeleri veriliyor. Kurumlar da bu belgeyi gururla giriş duvarlarına asıyorlar. Belgede “Bu şirket insanlara yatırım yapmıştır” diyor. Tabii ki insanlara, çalışanlarına yatırım yaptıklarını belgelemeleri gerekiyor. Biz de yöneticiler yatırım yapar. Ancak bizde “Investor in Construction” veya “Investor in Politics”, yani “İnşaata Yatırım” veya “Siyasete ve siyasetçiye yatırım vardır.
Şimdi siz de çalıştığınız kurumun duvarlarına bir bakın… Acaba siz de ne asılı? ISO belgeleri, Akreditasyon belgeleri, Falan süreci belgeleri, filan denetim belgeleri… Ben daha Türkiye’deki bir duvarda “Bu şirket çalışanlarına yatırım yapmıştır.” belgesini görmedim. Aslında bu konuda “İnsan kaynakları” birimlerimiz var. Hatta ayrılmış bütçelerimiz de var. Ancak bunlara bile bakış açımız “Alınan eğitimlerde, eğitim filan yok. Deniz kenarındaki bir otelde çalışanlara bir haftalık tatil var”. Eğer buna bile böyle değerlendirilirse ve harcanan paralara israf gözüyle bakılırsa, insana yatırımdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Eğer ekibin etkili bir şekilde bilgi ve yetkinliği artırılmak istenirse ve bu aranırsa; mutlaka bir yolu bulunur. O yolu arayıp bulduğunuzda da 4. Seviyeye çıkmış olursunuz. Bunun bir basamak üstü de 5. Seviye ve John Maxwell’in tanımıyla “Zirve’dir.
Dostlukla…