Değerli “Pamukkale Haber” okuyucuları,
İnternet ortamında, sizlerle buradaki ilk karşılaşmamız. Gazeteci dostum Sayın Tahir Aygün’ün zarif ısrarlarını kıramayarak, imkânlarım ölçüsünde, bundan böyle çeşitli konulardaki yazılarımla birlikte olmaya çalışacağım.
İlk yazımı, bizim bütün söz ve davranışlarımızın temel oluşum ve hareket merkezini oluşturan “Düşünce” konusuna ayırdım.
İçten dileklerim, saygı ve sevgilerimle…
DÜŞÜNCE TEMİZLİĞİ
Bu başlığın tam karşılığı diyebileceğimiz iyi niyet; hiçbir konuda ve kimse hakkında kötü düşünce beslememek, temiz duygularla dolu olmak demektir.
İnsan, aklı ve karar verme gücü demek olan iradesiyle birlikte, düşünce temizliği içinde olması ve iyi niyetle hareket etmesi gereken, en gelişmiş canlı varlıktır. Bunları yerine getirdiği takdirde, gerek sözleri ve gerekse davranışları bakımından takdir edilen, beğenilen ve her zaman adından gıpta ile imrenilerek söz edilen, her yerde ve zamanda kendisiyle birlikte olunmaktan büyük memnuniyet duyulan, olgun ve seçkin bir kişi niteliği kazanır.
Vücudun arınması demek olan bedeninin dış temizliği maddi iken; akıl ve vicdan ile doğrudan bağlantılı düşünce temizliği ise, manevidir. Bu bakımdan, insanın manevi temizliğinin temel hareket noktasını düşünce temizliği oluşturur. Bunu varlığı ile bütünleştiren bir kimsenin sözleri ve davranışları da olumlu, yapıcı, hoş ve güzel olacaktır.
Çünkü yaşadığımız hayatta, artısı ve eksisi ile bütün sözlerimiz, hareketlerimiz önce aklımızda, düşüncemizde şekillenir; sonra konuşma ve davranış biçiminde dışımıza yansır. Özetle, biz neyi düşünüyor isek, söz ve hareketlerimiz ile o insan oluruz. Bu çerçevede, iyi düşünce; yararlı, hayırlı, güzel insanı hazırlar. Kötü düşünce ise; zararlı, yararsız ve hayırsız kötü insan modelini karşımıza çıkarır. Onun için düşünce temizliği; gerçek anlamda insan olmanın özünü teşkil eder.
Bu bakımdan İslâmiyet başta olmak üzere, bütün semavi dinler ve ahlâk öğretileri, yeryüzündeki insanlara: “Düşüncede temizleniniz!” mesajını verir. Bunun için de, insanları anlamaya çalışarak, hoşgörülü olmak ve yardımlaşma duygusu ile birleşip bütünleşerek, gönül kazanmak gerektiği öğütlenir.
İnsanları anlamaya çalışmanın yolu, kendini karşısındakinin yerine koyarak empati uygulamaktan geçer. Bu konuda önce: “Acaba ben onun yerinde olsam ne der, ne yapar, nasıl davranırdım?” sorusunu sormak gerçeği karşımıza çıkar. Sonra da objektif, tarafsız bir yaklaşımla olgunluk göstererek kendini kritik etmek, eleştirmek ve eğer hatalı bir durum varsa, karşısındakinden özür dilemek gerekir.
Böylece, gönül kazanmanın yolu açılacak ve ruh asaleti bütün güzelliğiyle kendini gösterecektir. Tabii bu kolay bir iş değildir. Belli bir bilgiye, görgü zarafetine, inceliğine ve zekâ kıvraklığı ile anlayış birikimine ihtiyaç gösterir. Bilgi, insanın aklına olumlu şekilde yön veren ve olaylar karşısında karar alma gücü demek olan iradesine de sağlamlık kazandıran en önemli kaynaktır. İşte tam burada, yüce dinimizde ifadesini bulan: “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” sözü hatıra gelmelidir.
Bununla birlikte, düşünce temizliğine ulaşma noktasında, hatırımıza Yunus Emre’nin:
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır?
mısraları geliyor. Buna göre; Yunus’un gözünde, sadece okuyup yazmak, sonuçta bilgi sahibi olmak da, seçkin ve olgun insan seviyesine yükselmek için yeterli değildir. Çünkü okur yazar, diplomalı ve birçok konuda bilgili olduğu halde; görgüsü kıt, hak hukuk tanımaz, nezaketsiz, kaba-saba ve saygıdan sevgiden yoksun insanların varlığı de bir gerçektir.
Burada asıl olan, insanın kendini bilmesi; kendi varlık değerinin bilincinde olmasıdır. Bu da kendine, içine dönüp, duygu ve düşünce dünyasını her türlü kirden pastan; yani haset, kin, öfke, hiddet ve şiddetten arındırarak düşünce temizliğine ulaşmakla olur.
“Keskin sirkenin zararı küpünedir.” derler. Kötüyü, kötülükleri huy edinenler; önce kendilerine, sonra da ailelerine, çevreye ve topluma zararlı olurlar. İşte bilgili olmak, bu konuda önemli bir yardımcı, olumlu yönde yol gösterici olur. Bu, aynı zamanda fertten geniş kitleye yayılan çizgide toplumsal barışın da anahtarıdır. Çünkü, bilgi ve tecrübe yoluyla hayatın gerçeklerini gören kimseler; herşeyden önce, düşünce kirliliğine dayanan bir sürü kötülüğün maddi ve manevi kayıplarını iyi bilip, doğru ile yanlışı birbirinden ayırma becerisini gösterirler. Böylece iyilikten, güzellikten uzaklaşmış zararlı insan olmaktan, dikkat ve özenle kaçınırlar.
Biraz derinden düşünülürse görülecektir ki, aklı ve gönlü besleyen, bilgi ile görgüdür. Bu bağlamda bilgili ve görgülü insan olmak, düşünce temizliğinin son derece önemli bir yönünü teşkil eder. Bu beraberinde, dürüst ve ahlâklı olmayı getirir. Bilgili, görgülü, dürüst ve ahlâklı kimseler ise, arı-duru düşüncelerinin söz ve hareketlerine yansımasıyla ideal, seçkin insan modelini karşımıza çıkarırlar.
Finliler’in: “Herkes evinin önünü süpürür, temiz tutarsa bütün Finlandiya temiz olur.” tarzında güzel ve anlamlı bir atasözleri vardır. Tıpkı bunun gibi, biz de diyoruz ki: Herkes kalbini, gönlünü temizleyip, arındırarak düşünce temizliği içinde olursa; sonuçta, bütün toplum ve hatta insanlık ailesi tam bir olgunluk ve dayanışma ruhu ile barış içerisinde, hep birlikte daha huzurlu, mutlu, başarılı günlere ulaşacaktır.
Bundan da, kimsenin şüphesi olmamalıdır!