Albert Schwitzer demiş ki:

“Herkesin hayatında bir an gelir, içindeki ateş söner.

Sonra bir başka insanla karşılaşınca alevlenir.

Hepimiz içimizdeki ruhu yeniden tutuşturan o insanlara müteşekkir olmayız”…

 

 

Bazen hayatta çok bunalırsınız

Kendinizi yalnız hissedersiniz,

Dost bildiklerinizden çok ağır sözler duyarsınız,

O güne kadar yaptıklarınız unutulur,

Küçük bir eksikliğiniz yüzünüze vurulur,

Ne iş bilmemezliğiniz kalır, ne de beceriksizliğiniz…

Küçük bir yetkiyi alan, kendini Timur zanneder,

Eline kılıcı alıp sallamaya başlar…

Kaç defa söyledik neden hala benim söylediklerim olmadı,

Yapamayacaksan bırak bu işi, çek git,

Sen kimi korumaya çalışıyorsun,

Kimleri memnun etmeye çalışıyorsun… derler.

 

Umudunuzu kaybedersiniz,

Bu ülkede hiç mi insan yok?

Bu ülkede hiç mi olumlu, hiç mi anlayışlı insan yok?...dersiniz.

 

Tam böyle bir anda benim karşıma “Hanımefendi” çıktı ve benim umutlarımı yeniden tazeledi.

Ve kendi kendime “bu ülkede hala insan gibi bir insan varmış” dedim.

Gittim kendisine teşekkür ettim.

Kuru bir teşekkür etmek yetmedi…Yazayım, belki birkaç kişiye daha örnek olur dedim.

Kimdi bu Hanımefendi?

Hanımefendi’nin adı “Gülseren Bağcı”.

O bir Profesör Doktor,

Pamukkale Üniversitesi’nde anabilim dalı Başkanı

Rektör Bey’in muhterem eşleri…

 

Ben Ona neden teşekkür ettim?

Aslında Beyaz’ın ne kadar beyaz olduğunu anlatabilmek için önce siyahları anlatmak lazım. Ancak ben kötü örneklerden bahsetmek yerine sadece Gülseren Hanımefendi’nin güzelliğinden bahsetmek istiyorum.

 

Şu anda bulunduğum görev icabı arkadaşlarımla beraber Üniversitemizdeki bakım onarım işleri ile ilgileniyoruz. Gülseren Hanımefendinin Üniversite’deki odası yoğun bir yağmurda penceresinden su alıyordu. Benden önce de Gülseren Hanımefendi odasına su akma olayını bize bildirmiş. Arkadaşlar çözmeye çalışmışlar. Bana da aynı sorun iletildi. Ben de arkadaşlarımıza “daha önce su yalıtımı yapan firmayı çağırın” ve yalıtımı yenileyin dedim. Yalıtım yenilendi. Ama ilk yağmurda Gülseren Hanımefendi benim odamda pencereden su akıyor dedi. Ben “bu defa başka bir firma çağırın onlarla bir daha bakın eksik bir uygulama yapıyorsak tamamlayın” dedim. Yapıldı, ama ilk yağmurda yine su aktı. Ben bile kaç defa uygulama yaptığımızı unuttum. En sonunda ben de gittim ve pencereleri tamamen söküp ve yeniden yalıtımını düzgün yaparak monte edilmesini kararlaştırdık. Bu işlem sırasında da pencerenin yeri ve boyutlarında da değişiklikler yaptık. Son yaptığımız işlem kesin çözüm oldu. Sorunu çözmüş olduk.

 

Tüm bu olanlar sırasında Gülseren Hanımefendi’den en ufak bir kem söz veya bir sitem duymadık.

- Ben size kaç defa söyledim, Neden çözemiyorsunuz?

- Bu kaçıncı, benle dalga mı geçiyorsunuz?

- Ne beceriksiz insanlarsınız.

- Bu binanın kontrolü siz değil misiniz? Bu şekilde nasıl kabul ettiniz?

gibi sözleri hiç duymadık.

 

Sizce Rektör eşi olan bir Profesör “altındakilere” bir defa çemkirmez mi?

Rektör beye söyleyip bize fırça attırmaz mı?

Bu nasıl bir Hanımefendilik’tir?

Onun bu tavırları bizi daha fazla ezdi. Sorunu her çözemediğimizde biz daha fazla eridik. Sonunda da çözdük.

 

En sonunda da yanına gidip kalbimin en derininden teşekkür ettim.

Umudum yenilendi.

Sadece Gülseren Hanımefendi’ler için bile bu ülke için hizmet etmeye değer.

Teşekkürler Gülseren Hocam…

 

Dostlukla

 

22.10.2015

[email protected]