Stereotip tehdidini ilk defa Facebook’un kadın Genel Müdürü SherlySandberg’in “Sınırlarını Zorla” kitabında okudum. Gerçekten de oluşturulan Stereotip ile etrafımızda aşılması zor sınırlar oluşturuyorlar ve biz o sınırların ötesinegeçmeyi aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. SherlySandberg de kitabında özellikle kadınlar için oluşturulan Stereotip’lerden bahsediyor. Kendisinin Ted’deki konuşması dinleyince ve kitabını okuyunca bir ara sadece Türkiye’yi anlatıyor zannettim.Sandberg:

  • Çalışan kadınların, çocuk bakımı, ev işlerinde erkeklerden 3 kat daha fazla iş yaptıklarından,
  • Kadınların maaşları için pazarlık etmediklerinden,
  • Evlenme ve çocuk sahibi olma konularını çok daha önceden düşündükleri için işlerinde terfi konularında istekli olmadıklarından,
  • Aynı düzeydeki hemcinslerine göre daha az masaya oturduklarından,

Bahsediyor…

Yine yapılan bir araştırmada matematik ve fen sınavları öncesi sınav kâğıdına cinsiyetlerini işaretlemeleri istenen kadınların daha düşük not aldıkları tespit edilmiştir. Çünkü etrafımızda kadınların matematik alanında daha başarısız oldukları kanısı oluşturulmuş durumdadır. Böyle olunca da sınav öncesi sadece kadın olduğunun hatırlatılması bile düşük not almaya neden olabiliyor.

Yine kadınların inşaat mühendisliği gibi saha mühendisliği alanında “bırakın başarısız olmayı” görev bile alamayacağı kanısı vardır.

Niye? Çünkü,

  • Kadınlar beton gibi ağır malzemeleri taşıyamazlar, 50 kg’lık Çimento torbaları onlar için ağırdır.
  • Ojeli tırnakları ile ellerine mala alıp sıva yapamazlar.
  • İnşaat sahasında eğilip, bükülerek gezemezler.
  • İnşaat sahasında çok fazla küfür olur…

Bunlar benim aklıma gelenler, dilerseniz bu listeyi daha da çoğaltabilirsiniz.

Eğer bir kadını makyajını yapmış, topuklu ayakkabıları, ipekli elbiseleri ile gezenbirisi olarak düşünüyorsak, ya da öyle takdim ediliyorsa; elbette ki olmaz. Son zamanlarda bize kabul ettirdikleri kadın anlayışı da ne yazık ki budur.

Halbukibu bakış açısında, hem şantiyeler hem de kadınlarımız açısından bir sürü yanlış var. Neler mi?

  • Ben hiç şantiyede smokinle, saçlar jöleli, binliralık ayakkabı ile gezen bir erkek görmedim. Bunun yanında şantiyede kullanılması gereken kıyafetler de bellidir. Şantiyede başınızda baret, sizin fark edilmenizi sağlayacak yelek, burnu demirli ayakkabı ve diğer kıyafetler ile gezersiniz. Hatta bacaklarınız bile, sürtünmeden dolayı çizilme, yırtılma riskine karşı ilave bir koruyucu ile örtülmesi gerekir.
  • Ben hiç şantiyede sırtına 50 kg’lık çimento torbasını ya da beton dolu tenekeyi alıp çalışan erkek inşaat mühendisi de görmedim. Hazır betondan sonra artık işçiler de taşımıyorlar. Malzemeler de paletlerle, vinçlerle çıkartılıyor…
  • Mühendis işi tarif eder, eline malayı, küreği alıp iş yapmaz… Yapılmasını sağlar…

Bence en büyük haksızlık da çalışanlar ve ortamları hakkında yapılıyor. Geneldeki yanlış algı şu:

  • O ortamda çok küfür olur,
  • belden aşağı konuşmalar çok olur.
  • Bu ortamlar kadınlar için uygun olmaz.

Ben kendim de bir erkek olarak, bu tür ortamlardan hoşlanmam. Bunu kalfa ve ustalar da bilir. Yaklaşık 25 seneden beri o türlü ortamlarda bulundum. Hatta çıraklık yaptım. Benim yanımda hiçbir kişi ağız dolusu küfürle konuşmadı ya da +18 hikayeler anlatmadı…

Bir de bence o eğitimsiz hatta kültürsüz görülen insanlar, ekmeğini alnının teriyle kazanan insanlardır. Aldıkları parayı da son kuruşuna kadar hak ederler. O para ile evlerine ekmek götürürler. O insanlar bence “Mahallenin delikanlısı”dır. Mahallenin kızlarının namusu kendi namusları bilir ve korurlar. Onlara en ufak bir zarar gelmesini istemezler. Öyle, gazoz, hap, kandırma işlerini de bilmezler. Bu yüzden kadınların o ortamlarda çalışmalarına herhangi bir engel yoktur.

Son olarak kendi “Ninemden” bahsetmek istiyorum. Ninem hem ev, hem tarla hem de odun işlerini yaparmış.

  • İçinde 3 dolu buğday olan çuvalı, sırtına alıp bir kat yukarıya çıkarırmış.
  • Sabah erkenden Honaz dağına çıkıp, odun toplarmış. Topladığı düzgün odunları eşeğin sırtına yükler. Düzgün olmayan odunları kendi sırtına yükler akşam eve gelirmiş. Honaz dağındaki “menevşeli”, “şarlağan” yerlerini ben ondan öğrendim. Eve gelen düzgün olmayan odunlar evde yakılırmış. Düzgün olanları ise ertesi gün eşeklere yüklenip, Denizli’ye satmaya getirilmiş. Bizim köy ile Denizli arası 21 km’dir. Bu yolculuk yaya olarak 6 saat sürermiş.

Bu işleri yapan benim ninem “bir kadındı”. Şu anda bizim şantiyelerimizde bile bu kadar ağır işte çalışan erkek sayısı çok azdır. “Bu yüzden kadınlar şu işi yapamaz”, “bunda çalışmaları uygun değildir” yalanları doğru değildir. Çok küçük düzenlemelerle çalışma ortamlarımız herkes için uygun hale getirilebilir.

Ninem örneği ile umarım,  kadınlar konusundaki algımızı nereden nereye getirdiklerini fark etmişsinizdir. Bu planlı değişimi “töremiz, kültürümüz veya dinimiz” yapmadı. Çünkü onlarda böyle bir şey yok. Belki de birileri “töremizi, kültürümüzü veya dinimizi” de kullanarak bizi ve bu konudaki algımızı değiştirdiler.

Bir sonraki yazımda bu ortama rağmen başarılı olduğunu bildiğim kadınlardan bahsedeceğim…

Dostlukla…

10.04.2015

[email protected]