Dünkü yazımın devamı…
Bu ortamda yönetici kendisini fazlasıyla yeterli gördüğü, mesai arkadaşları da buna destek verdikleri için Yönetici kendisini geliştirmek için en ufak bir çaba harcamaz. Hâlbuki gelişimine hayranlıkla baktığımız Japonya’da yöneticilerden yılda en az 18 gün eğitim almalarını isterler. Gelişim düzeyini bir türlü yakalayamadığımız Avrupa ülkelerinde bu eğitim gün sayısı 12 civarındadır. Yöneticilik düzeyi arttıkça ve batıya doğru gittikçe alınması gereken eğitim gün sayısı artar.
Sürekli, sürdürülebilir gelişim ancak bu şekilde mümkündür. Verimlilik ancak bu şekilde artar.Yönetici kendisini geliştirirse; beraberindekilerin de eğitim alarak gelişmesini ister. Onların gelişmesinden rahatsız olmaz. Yönetici gelişmezse, beraberindekilerin gelişmesini istemez. Çünkü onu ve fikirlerini sorgulayanların sayısı artar. Daha önemlisi çalışan gelişirse, yöneticinin bildiğinden daha fazla bilirler dolayısıyla yöneticiye gerek kalmaz ve o makamı çalışanlardan birine verirler. Bu yüzden bırakın çalışanların eğitim alması, bilinenler bile çalışanlardan gizlenir.
Tam bu noktada Ahmet Şerif İzgören’in şu sözünü hatırlatmak isterim:
“Eğer yeri doldurulamaz biri iseniz, hiçbir zaman yükselemezsiniz. Eğer yükselmek istiyorsanız, bildiğiniz herşeyi ekibe öğretin”.
Böylelikle sizi bir üst makama aldıklarında, ayrıldığınız yer, siz yokken de hiç bir şey değişmemiş gibi çalışmaya devam eder.
Japonların, Avrupalı, Amerikalıların aldığı bu eğitimler yaptığınız iş ile ilgi teknik bilgiler olduğu gibi, aynı zamanda iletişim, sunum teknikleri, yönetim becerileri, takım çalışması gibi kişisel ve kurumsal gelişim sağlayan eğitimlerdir.
Bizim aldığımız eğitim ise büyük çoğunluğumuz için devletin verdiği eğitim ile sınırlıdır. Birçoğumuz ilköğretim, lise ve üniversite sıralarının dışında eğitim almadık. Okuduğumuz kitaplar ise o yıllarda okuduğumuz kadardır. Bu konuda internet üzerinden küçük bir arama yapsanız; ne kadar kitap okuduğumuzu öğrenebilirsiniz.
Bu şekilde kendini geliştirmeyen yöneticilerin olduğu ortamda belki de söylenecek tek söz var:
“Yoktur birbirimizden farkımız…”
Hepimiz aynı olduğumuzdan dolayı birimizi alıp, yerine bir başkasını aldıklarında kurumlarımızda çok şey değişmiyor. Bu yüzden bu sebeplerden dolayı oluşan verimsizliği çoğu zaman fark edemiyoruz.
Eğer kendimizi geliştirmeye karar verirsek başlarsak; ancak o zaman kurumlarımızda verimliliğin ne kadar arttığını görebiliriz.
Son söz de benim sözüm olsun:
“Dünyanın en güçlü öğretici gücü,
Konunun eksikliğini hissetmektir.
Eksikliği hissedilmeyen konuya
İlgi duyulmaz ve o konu öğrenilmez.
Dostlukla
28.01.2016
