Bir önceki yazımda yöneticiliği (liderliği) 1. Düzeyde yapmakta olan bir kişi bir karar vermeli diye yazmıştım. Yöneticiliği hakkıyla daha iyi yapıp, basamakları birer birer çıkmak mı istiyor ya da bulunduğu yerde kalmak mı istiyor?. Eğer daha iyi yapmaya karar verdi ise; bunun bir maraton koşusu gibi uzun soluklu ve çaba gerektiren bir yolculuk olduğunu bilmelidir. Karar verdikten sonra en alt düzeyden 2. Düzeye çıkmak için insanlarla olan ilişkiler iyileştirilmeli ve geliştirilmelidir. Geliştirilmeli diyorum, çünkü çocukluktan itibaren oluşturduğumuz ve yanlış bildiğimiz bir takım tavırlarımız olabilir.

2. Seviyede yönetici olan kişi, insanlarıortaya koyduğu davranışları ve onlarla olan ilişkileri ile etkiler. Eğer insanlar bu davranışları onaylar ve beğenirlerse, yöneticilerine olan sevgileri artar. Sonuçta zorunda oldukları için değil, kendi istedikleri için yöneticinin talimatlarını yerine getirirler. Zannederim bu konuyu en iyi ilkokul yıllarımızı hatırladığımızda anlayabiliriz. Eğer ilk haftalarda çocuk, öğretmenini severse, daha güzel öğrenir, ödevlerini en iyi şekilde yapmaya çalışır. Eğer sevemediyse ne ödev yapar ne de bir şeyler öğrenir. Aslında ilişkiler bu kadar önemlidir.  

Bize hep “insanların sizi dinlemesi için illaki omzunuzda yıldızlar olmalı” derler. “Eğer o makamın getirdiği güç yoksa sizi kimse dinlemez” derler. Buna örnek olarak -benim de yaptığım gibi- Askeriyeden örnek verirler. Tüm askerlik anılarında yenilen dayaklar, hatta küfürler vardır. Askerde uzun boylu dalyan gibi delikanlıyı, kısa boylu zayıf bir üst rütbeli rahatlıkla dövebilir. Kimse de sesini çıkaramaz. Bunun doğru olduğuna da efsane gibi inanılır. “O kadar cahil, bilgisiz askeri başka türlü adam edemezsiniz” derler. Bunun yanında bu söz doktoralı bir kişiye her gün tuvaletleri temizletmeyi açıklayamaz. Bu konuyu anlatan Ahmet Şerif İzgören asıl askerliğin orada değil kurşunların altında olduğunu söyler ve ekler: Kurşunlar başınızın üzerinden geçerken komutan olarak “Haydi aslanım siperden çık ve saldır” dersiniz, eğer sizi sevmiyorsa; güvenmiyorsa “Ben neden çıkayım, sen çık” der. Eğer komutanına seviyor ve güveniyorsa, hiç tereddüt etmeden, ölüme bile gider ve tereddüt etmeden “Emredersiniz komutanım” der. Aradaki farkı insanlarla olan ilişkileriniz belirler.

Peki doğru olan ilişkiler nasıl öğrenilir?

Gerçekte çok da uzakta değil, hatta burnumuzun dibinde… Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Hacı Bektaş Veli’yi, Erzurumlu Hakkı’yı ve diğerlerini okuduğunuz da bile hep insan ilişkilerini görürsünüz. Tabiiki okursak, incelersek ve üzerinde biraz düşünürsek. Bu konuda yine sihirli anahtar, bilgiye ulaşmayı istemek ve okumaktır. Bu konuda Yusuf Has Hacip “İnsan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer.İnsan inciyi denizden çıkarmadıkça, o ister inci olsun, ister çakıl taşı, fark etmez.” Der.

Yunus Emre’ye kulak verecek olursak;

Dövene elsiz gerek

Sövene dilsiz gerek

Sen derviş olamazsın…

Derviş gönülsüz gerek… der.

Burada anlatılan benzer şekilde karşılık vermemektir. Bence üzerinde durulan konu da; güçlü olduğu ve karşısındakini alt edebilecekken sabredip kırmamaktır. Böylece kızgınlıklar daha başlamadan bitmiş olur.

Yine Yunus Emre:

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil… der.

Yunus Emre ve gönül erlerini bu açıdan okuduğunuzda neredeyse tüm sözler insan ilişkilerini anlatmaktadır. Elbette önemli olan bunları söylemek değil, yaşamaktır. Eğer beraber olduğunuz mesai arkadaşlarınızı sürekli kırıyor, hatta onları aşağılıyor, en ufak hatalarını affetmiyor, destek olmuyor ve tüm suçları onlara yıkmaya çalışıyorsanız, ne kadar iyi bir yönetici olup olmadığınızı sorgulamanız gerekmektedir. Arkanızda gönlü kırık, kızgın, sizi gördüğünde yolunu değiştiren insanlar bıraktı iseniz, sadece kötü bir yönetici değil, aynı zamanda kötü bir insansınız demektir.

Peki bu yola hangi adımla başlayacağız?

Bu yolun ilk adımı beraber olduğunuz insanları koşulsuz sevmek ve dinlemektir. Burada insanların telefonlarını dinlemekten, gizli görüntülerini almaktan ya da onların arasına bir ispiyoncu gönderip olan bitenden haberdar olmaktan bahsetmiyorum. Ben, insanlara tüm vücudunuzla dönüp, gözlerinin içine bakıp, hatta biraz onlara doğru eğilip başınızı da hafif yana yatırıp dinlemekten bahsediyorum.

Aslında biz insanları dinleriz ama genelde üstlerimizi… Onları, onlardan gelecek talimatları almak için can kulağı ile dinleriz. Astlarımızı da dinleriz… Onları da genelde verdiğimiz talimatları yerine getirip getirmedikleri konusunda dinleriz.

İnsanlar çoğu zaman gelip kendilerini ifade etmezler. Bu durumda iyi bir yöneticinin onların ayağına gidip onları dinlemesi gerekir. Onlarla görev ve talimatlar dışında sohbet yapabilme konusunda ısrarcı olmalıdır. Bu konuda ortamlar oluşturmalı ve o zamanları kayıp zaman olarak görmemelidir.

İleriki yazılarımda etkili dinleme konusuna ayrıca değinmek istiyorum. İnsanları dinledikçe, onlarla gerçek iletişim kurmaya başlarız. İletişim arttıkça insanlar birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar ve artık beraber yaptıkları işi severek yapmaya başlarsınız. Yönetici beraber olduğu ekip ile iyi ilişkiler kurduğunda, yöneticiye olan güven artar, tamamen doğal bir saygı gelişir. İnsanlar yöneticilerinin umurunda olduklarını hissederler. Şunu bilmekte de fayda var: “Bana saygı duyacaksınız, demekle saygı duyulmaz”. Saygı ilişkiler sonucunda kendiliğinden gelişir. Sonuçta ekipteki kişiler de zorunda oldukları için değil, kendileri istedikleri için kendilerine düşen görevleri yapmaya başlarlar.

Yönetici insanları “mevzuat hazretlerinden” daha çok sevdiğini göstermesi gerekir. Bu aşamada yöneticinin makam kapısının açık olması değil, gönül kapısının açık olduğunu göstermesi gerekir. Yönetici,ellerini her zaman insanların görebileceği şekilde önde ve avuç içlerinin açık şekilde tutmalıdır. Eller arkada bir şey saklar şekilde olmamalıdır. Yani her konuda açık olunmalı, saklanılan hiçbir şey olmamalıdır. Şunu her zaman söylerim: “yerin kulağı var” çok doğru bir sözdür. İnsanlar onların arkasından söylediklerinizi mutlaka öğrenirler. Eğer insanların yüzüne başka, arkalarından başka konuşuyorsanız, mutlaka kaybedersiniz…

Vizyonlarınızı, Misyonlarınızı, Kalite Döngülerinizi, Stratejilerinizi en mükemmel şekilde oluşturabilirsiniz. Ancak Ekip sizinle beraber gelmek istiyor mu? Sizinle birlikte olmaktan memnun mu? Bu soruların cevapları çok önemlidir. Gerçekte sizin yönetim başarınızı ekibin size olan sevgisi ve ilgisi belirler.

2. düzeyde, 1. düzeye göre yüzler daha fazla gülmektedir. İşyerinde olmak gerçekten eğlencelidir. Bununla birlikte eğer bu düzeyde çok fazla durulursa, aşırı derece motive olan, oturup saatlerce sohbet edebilen bir ekip oluşur.  Ancak bu ekip bir türlü üretim yapamaz ve üretim olamayan yerde huzursuzluk başlar. Sonuçta Karagözle Hacivat’ın başına gelenler sizin başınıza da gelebilir.

Bir an önce bu düzeyden 3. Düzeye çıkılmalıdır.

Devam edecek… Dostlukla…