Geçen Yıllarda; Yapı malzemesi dersi kapsamında öğrencilerimi yerinde görmeleri için; 30’ar kişilik gruplar halinde bir hafta Beton santrali ve bir hafta Çimento fabrikasına götürüyordum. Bazı haftalarda öğrencilerimiz ile araç beklerken şöyle bir haber geliyordu.

 

  • Araçlarımızın hepsi Rektörlüğün talimatı ile Kenan Doğulu konseri için ekibini almak üzere havaalanına gitti. Dolayısıyla sizi teknik geziye götüremeyeceğiz.

 

Teknik geziye her hafta başka bir grup gidiyor. Bu grup o hafta gitti, gitti. Gelecek hafta 60 kişiyi götüremeyiz. Bu durumda hazır beton tesisinde çalışan inşaat mühendisi arkadaşlarımızı arıyorum ve

 

  • Öğrencilerimizi getirecek araçta sorun çıktı, siz bir araç gönderebilir misiniz?...diye soruyorum.

 

Bir mühendis arkadaşım:

  • Hocam, yardım etmeyi isterim. Ancak benim araç gönderebilmem için bir gün önceden istek yapmam lazım. Yine de patronlara sorayım. Size hemen dönerim.

 

Bir başka mühendis arkadaşım ise:

  • Hocam, öğrencileriniz kaç kişi?....Tamam, bizim servis minibüslerinden 2 tane gönderiyorum.

 

Bu tavırlarla ilgili 2 tane soru sormak istiyorum.

  1. Bu Mühendis arkadaşlardan hangisi, kendisini şirketine ve üst yönetimine kabul ettirebilmiştir?
  2. Bu mühendislerden hangisi erkek, hangisi kadındır?

 

İlk aklınıza gelencevab verirseniz:“Minibüsleri hemen gönderen mühendis erkektir” (Bu arada diğer minibüsleri hala bekliyoruz). Çünkü inşaat sektöründe erkeklerin oranı çok fazladır. Bu yüzden erkek olma olasılığı da oldukça yüksektir. Az sayıdaki kadınlardan birisinin üst yönetimin dikkatini çekerek, kendi başına hareket edebilecek düzeye gelebilmesi de mümkün değildir. Her şeyden önemlisi bize “öğrettiklerine” göre böyle bir yönetici kadın olamaz.

 

Gerçek şu ki bunları yaşadığım için çok iyi biliyorum. O minibüsü hemen gönderen inşaat mühendisi “kadın bir yönetici” idi.

 

Asıl bomba az sonra geliyor… Çünkü o kadın ben dahil hiç kimsenin teşebbüs etmeye cesaret bile edemediği konuda en az 1 yıl mücadele ederek Türkiye’de hiçbir ilde yapılmayan beton yol imalatlarını Denizli’de yaptırdı…

 

Nasıl mı?... Nasıl olduğunu açıklamadan önce konuyu biraz izah etmeye çalışayım…

 

O yıllarda Denizli’de büyük bir altyapı projesini gerçekleştiriyordu. 11 Etapta Denizli merkezinde tüm kanalizasyon, yağmur suyu ve içme suyu şebekeleri yenilenecekti. Tabidir ki üstyapı da buna bağlı olarak yenilecekti. Bu projeye göre tüm Denizli yeniden kazılacaktı. Bu kazı işlemi bazı yerlerde 4 metreleri buluyordu. Bu kazılan yerler altyapı inşa edildikten sonra tekrar dolgu yapılıp, üzerine asfalt yol ya da bazı yerlerde kilit parke taşı yapılacaktı.

 

Bu imalat ben dahil konuyu bilenleri endişelendiriyordu. Çünkü Türkiye şartlarında yapılan dolgular iyi yapılamadığı için ilk yağmurlarda çökmeler olacak ve yeni yapılan yollar ilk senede bozulacaktı… Bu bozulmanın oluşmaması için bizim derslerde anlattığımız değişik öneriler vardı. Ancak bu imalatların yapılmasına Belediye başkanını kim, nasıl ikna edecekti?

 

Çünkü bugüne kadar Türkiye’de hiç yapılmamıştı. Her belediyenin yaptığı işin dışında başka bir imalatı yapma riskini almak mümkün olur muydu? Bugüne kadar yapılanları herkes biliyordu ve insanlar da bunu kabullenmişti. 100 trilyonun üzerindeki imalat riske edilebilir miydi?

 

Bir de karşınızda Nihat Zeybekçi vardı…

 

Devamı yarın….

 

Dostlukla…

 

21.04.2015

[email protected]