20 Nisanı içine alan hafta malumunuz olduğu üzere kutlu doğum haftası ilan edildi. Çeyrek asırdır da bu bir gelenek haline geldi ve her yıl Kutlu Doğum Haftaları huşu ve huzur içinde idrak edilmeğe çalışılıyor. 

Geçen hafta Pamukkale Belediyemizin organize ettiği  es-sadık adlı programdaydık. Efendimizi hakkıyla anlama ve sünnetini özümseyerek yaşama bağlamında güzel bir etkinlikti. Ardından basından takip ettiğim kadarıyla Merkezefendi Belediyemiz de Müftülükle beraber bir program tertipledi ve halkımıza peygamber aşkı ziyafeti çektirdi.

Okullarımızda ve camilerimizde bu hafta kutlu doğum etkinlikleri kelimenin tam anlamıyla tavan yapmış durumda.  Bu etkinliklerimize de genel olarak devlet erkanı katılmaya gayret ediyorlar. Bu da tabi düzenleyenleri onure ediyor.

Peki nedir bu kutlu doğum? Kutlu doğum deyince benim aklıma ilk olarak Hz.Veysel Karni’nin peygambere ola aşkı gelir. Efendimizi görmediği halde iman şerefiyle şereflenmiş bir zat. Sahabe değil, ancak tabiinin en hayırlısı diye övgü almış biri. Kısaca hayat hikayesine değinmeden edemeyeceğim.

Yemende deve güderek, hasta ve ama annesinin ve kendi rızkını kazanırdı. Kazandığının yarısını da fakirlere dağıtırdı. Müslüman olduktan sonra ömrü boyunca sevgili Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) aşkı ile yanıp tutuşur.  Allah Resulü`nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani`nin yaşı kırk ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz ancak Medine`ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber`i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek şartıyla kendisine izin verir.

Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine ye ulaşır. Hz. Peygamber in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferindedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür.   Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A) ye Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.

İşte kutlu doğum ruhu burada yatıyor. Efendimizi görememiş, vah vah deyip geçilecek bir hikaye değil. Devamında işte peygamber aşkı mesajı veriliyor. Seferden dönen efendimiz annesine verdiği söz dolayısıyla aşkından yanıp tutuştuğu peygamberimizi görmeden dönen Veysel Karani’yi öyle bir ödüllendiriyor ki; vefatından sonra mübarek hırkasının ona verilmesini tembihliyor. Hikaye çok uzun. Sonuçta efendimizin mübarek hırkaları ulaştırılıyor ve efendimizin ten kokusunu taşıyan o güzel ödül onun sırtına geçiyor.  Bununla kalmıyor efendimiz; “Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebî’a ve Mudar kabilelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyamette şefaat edecektir.” Buyuruyor.

İşte kutlu doğum bu. Peygamber sevgisi bu. Yoksa devletin kocaman makam sahiplerinin yan yana gelerek kutladıkları ya da andıkları, emredersiniz efendim yaklaşımlı bir şey değil. Kutlu doğum haftası doğum günü kutlaması hiç değil. Kutlu doğum haftası Hz. Ebubekir’in hicrette mağarada gizlenirken yılanın girdiğini gördüğü deliği ayağı ile kapatabilmesinin ruhlarda canlanması, Hz.Veysel karani’nin deve güderken aşkı ile yollara düşüp, annesine verdiği söz nedeniyle göremeden geriye dönmesindeki ruhun biraz olsun teneffüs edilebilmesidir.  Cenab-ı Hak şefaatlerine nail eylesin.