Rabbim Cümle ümmeti Muhammed’in cumalarını mübarek, dualarını makbul kılsın bizlerin üzerindeki gaflet perdelerini kaldırıp, zatıyla müşerref kılsın. Rabbim bizleri hidayete erdikten sonra kalplerimizi kaydırmasın, Rabbim bizleri kendisine muti olan, imanı kavii yakin ehli ve eşyanın hakikatine ulaşan mümin  kullarından eylesin bizleri ehli sünnet vel cemaat itikadınca amel etmeyi ve S.A.V. sünnetinden ayrılmamayı, Allahın veli kulları olan Rabbani alimlerle beraber olmayı, nasip eylesin; selam ve dua taleplerimle; hayırla kalınız.

           

 

İyilik, dinin emrettiği; kötülük, dinin yasakladığı şey demektir. Başka bir deyimle Kur'an ve Sünnet'e uygun düşen şeye iyilik; Allah'ın razı olmadığı, haram ve günah olan şeye de kötülük denilir.

 

Emredilmesi veya yasaklandırılması gereken şeyler nelerdir? Hiç şüphesiz ki bir kimse kendi düşüncesinin doğru olduğunu söyleyip, başkalarının da ona uymasını isteyemez. Buna hiç kimsenin hakkı yok.

 

0 halde yapılması veya yapılmaması istenilen işler kişisel değildir. Uyulması istenilen Allah'ın emirleridir. yapılmaması istenilen de yine Allah'ın yasak ettiği işlerdir. Daha açık bir ifadeyle iyilikten maksat Allah'a itaat, kötülükten maksat da Allah'a isyandır.

 

Şüphesiz, değerler için sağlıklı bir ölçü koymak ve iyilikle kötülüğe sağlıklı bir tanım getirmek için Allah'ın kitabı olan Kur'an ve Hz. Peygamber'in sünneti olan hadislere müracaat etmek gereklidir.

 

O halde hayır, er, üstünlük, alçaklık, iyilik ve kötülük hakkında insanlardan herhangi bir neslin üzerinde ittifak ettiği kuralın dışında, bir temele dayanan değişmez bir ölçüye dönmek kaçınılmazdır. Bu konuda ölçü ise Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriftir.

 

Yüce Allah, insanı hem iyilik hem de kötülük işlemeye elverişli bir kabiliyette yaratmıştır. İnsanoğlu, bazan aklını ve iradesini kullanarak, dinimizin emrettiği ve hoşgördüğü işleri yaparken, bazan da nefsinin ve duygularının etkisinde kalarak aksi davranışlarda bulunur.

 

Bizler, yüce Allah'ın vermiş olduğu iradeyle iyi ile kötüyü, hayır ile şerri birbirinden ayırmalıyız. Böylece irademizle iyi ve güzel şeyleri uygulayabilir, kötü ve çirkin olan şeylerden kendimizi uzak tutabiliriz.

 

DININ GAYESİ                 

                        

İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, İslâm dininin önemli ve genel esaslarından biridir. Gerek fert olarak gerekse toplum olarak iyilikleri yaymak, kötülükleri ortadan kaldırmak müslümanların en belirgin özelliğidir. Bu nedenle iyilikleri yaymak ve ihya etmek, kötülükleri ortadan kaldırmak ve insanları kötülüklerden korumak konusunda çalışmak ve çaba harcamak her müslüman için dinî bir görevdir.

 

Bu görev fert ve toplumun huzuru için ihmal edilmeye tahammülü olmayan bir görevdir. Bu konuda hiç kimse bana ne, benim neme lâzım dememelidir. Herkes belli bir sorumluluk içinde ve gücü nisbetinde bu dinî görevi yerine getirmeye çalışmalıdır.

 

Bu iş herkes için gereklidir. Bu emir de herkes için geçerlidir. Kötü insanları kendi haline bırakmak, onun için olduğu kadar toplum için de tehlikelidir. Akıllı insanlar bunu bilirler ve sonucunu görürler. Toplumu meydana getiren fertlerin kişisel kötülüğü şahsındaki zararla bitmez, topluma sıçrar. Nitekim on dairelik bir apartmanda oturanlardan biri, ben kendi dairemi yakıyorum, kimse karışmaz, diye kendi dairesini ateşe veremez. Aşağıda vereceğimiz hadis-i şerif her devir için ciddi bir uyarıdır. Hadis, toplumda kötü iş yapanları uyarmayıp bana ne diyenlerin sonunu şu misalle anlatmaktadır:

 

"Bir grup insan gemiye binerek topluca deniz seyahatine çıkarlar. Oturacakları yer için aralarında kura çekerler. Herkes yerine yerleştikten sonra içlerinden biri bulunduğu alt kattaki zemini balta ile delmeye başlar. Üst kattakıler,

 

'Yahu ne yapıyorsun?'dedikieri zaman o,

'Size ne bundan. Benim kendi yerim değil mi, istediğimi yaparım. Siz ancak kendi yerinize karışabilirsiniz'der.

 

Şimdi gemi ahalisinin, bu adamın elinden baltayı alması gerekirken, bundan kaçınıp,

'Adam sen de, bize ne; o kendi yerinde delik açıyor, şimdilik bir zararı yok, ne yaparsa yapsın'deyip onu haline terkederlerse çok geçmeden hepsi birden denize batıp helâk olup giderler. " 1

 

Şimdi, üst kattakıler, bunu serbest bırakırlarsa hem kendileri hem de onlar mahvolacaklardır. Ancak ona mani olsalar, hem kendileri hem de diğerleri helâk olmaktan kurtulacaklardır.

 

Aslında bu hadis, güzel bir benzetme ile insanlık cemiyetinde birlikte yaşayan iyilerle kötülerin durumunu anlatıyor. Olayı zihinde canlandırıyor.

 

Şöyle ki:

İslâm insanları yüce Allah'a eriştirmek ve ebedî saadete kavuşturmak maksadıyla Cenâb-ı Hak tarafından gönderilmiş bir gemi gibidir. Bütün insanların bu gemide belli yerleri vardır. Bunlardan biri kalkıp da kötü işleriyle gemiyi delmeye başlayınca, diğerleri o kimseyi uyarıp kendisini ve diğer insanları bu kötü işin neticesinden kurtarmaları gerekir. Yoksa güzel ahlâkı yok edilen ve huzuru kaçırılan bir cemiyette, kimse kendisini emniyette göremez. Her aklı başında olan insanın, cemiyette yayılmaya başlayan kötü işleri ve gidişi durdurması ve önüne geçilmesi gerekir.

 

Şunu katiyetle bilmemiz gerekir ki bizi ilgilendirmediğini sandığımız için, yapılmasına göz yumduğumuz bir kötülük, gün gelecek, mutlaka bize de zarar verecektir.

 

İYİLİĞİ EMRETMEK, KÖTÜLÜĞE MANI OLMAK

 

Hak Teâlâ, gözümüzle gördüğümüz ve aklımızla sırrını çözmeye çalıştığımız şu uçsuz bucaksız kâinatı, insanların emrine tahsis etmiştir. Bu kâinatın sonsuz nimetleri de Allah'ın rızâsına uygun olarak, insan neslinin istifadesine sunulmuştur. Hz. Âdem (as) ile başlayan Allah'ın yer yüzündeki halifeliği, Hz. İsâ'nın âhir zamanda yeryüzüne inmesiyle sona erer. Şu halde dünya üzerinde insanların görevi ve sorumluluğu büyüktür.

 

Nitekim Hak Teâlâ,

"Rabb'in meleklere, 'Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim "2 emriyle kâinatın sevk ve idare işini sadece insanlara vermiştir. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olma şerefiyle yaratılan insan, önce nefsine sonra da bütün insanlığa iyiliğin ve faziletin faydalarını, kötülüğün de zararlarını anlatmak ve tebliğ etmekle görevlendirilmiştir.

 

Gerçek müminler, yararlı işleri yaparak, birbirlerine gerçeği ve sabırlı olmayı tavsiye ederler. Zira Kur'ân-ı Kerim'in şu âyetinde de müminlerin bu özelliğine işaret edilmektedir:

"Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan sakındıran bir cemaat olsun, işte başarıya erişenler yalnız onlardır.” 03

 

Birbirlerine hayrı, iyiliği, doğruluğu ve fazileti anlatan fertlerin meydana getirdikleri toplumun temeli de o nisbette sağlam olacaktır. Bu özelliği kazanmış bir toplum, bünyesinde kötülüğü, zulmü, haksızlığı ve gayri meşru hareketlerin hiçbirini yaşatmayacaktır.

 

"İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve düşmanlıkta yardımlaşmayın..."4 âyet-i kerîme'si de bunu teyit etmektedir. Diğer bir âyette ise şöyle buyrulmaktadır.

 

"Mümin erkekler de mümin kadınlar da birbirinin velileridir (dostlara ve yardımcıları). Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onlara) kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Allah ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidîr."5

 

Müminin yapısı, aynen mümin ümmetin yapısı gibidir; birlik, dayanışma, yardımlaşma yapısı. Fakat bu dayanışma, iyiliği gerçekleştirme ve kötülüğü bertaraf etme alanında görülen bir dayanışmadır. O halde iyiliği gerçekleştirme ve kötülüğü bertaraf etme dostluğu, dayanışmayı ve yardımlaşmayı gerektirir.

 

Müminler bu dostluk ile iyiliği emretmeye, kötülüğü yasaklamaya, Allah'ın sözünü ve dinini yüceltme hedefine doğru yönelirler.

 

Müminlerin namaz kılmaları, onları Allah'a bağlayan bağdır. Zekât vermeleri de müslüman toplumu birbirine bağlayan, dostluğun ve dayanışmanın hem maddî hem de mânevî şeklini gerçekleştiren bir görevdir.

 

Allah'a ve peygamberine itaat etmeleri, Allah'ın emri ve peygamberinin emri dişında onların bir isteği, bir arzusu olmaz. Allah'ın ve peygamberinin dini dışında onların bir yolu, bir programı yoktur. Böylece onların programları birleşir, hedefleri bire indirilmiş olur, yolları birleşir. Dosdoğru hedefe ulaştırıcı olan yegâne yol, önlerinde çatallaşmaz, ayrı ayrı yollar ortaya çıkmaz.

 

Allah'ın onlara rahmet ve merhamet etmesi, Allah'ın rahmeti, iyiliği emreden, kötülüğü yasaklayan, namaz kılan ve zekât veren tüm fertleri kapsamına aldığı gibi, böyle iyi fertlerden oluşan cemaati, topluluğu da kuşatır.

 

Müminlerin iyiliği emretme, kötülüğü yasaklama, namaz kılma ve zekât verme şeklinde sıralanan bu dört özelliği, münafıkların kötülüğü emretme, iyiliği yasaklama, Allah'ı unutma ve ellerini sıkı tutup cimrilik etme şeklinde sıralanan dört özelliğinin karşılığıdır. Yüce Allah'ın müminlere rahmet etmesi münafıklara ve kâfirlere lânet etmesinin karşılığıdır...

 

2 Bakara 2/30.

3 Al-i İmrân 3/104.

4 Mâide 5/2.

5 Tevbe 9/71.