Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi “Gündemdeki konular hakkında yazmayacağım” demiştim. Bununla birlikte gündem, yazdığım konular ile ilgili olursa; o zaman gündemden bahsedebileceğimi de belirtmiştim. Yazacaklarım, sevgili “Şerif Kutludağ” hocamın bir keresinde dediği gibi “İnsanı ve hayatı güzelleştirmeye” dair olacak. Bu kapsamda; kurumsal ya da kişisel olarak neleri doğru yapıyoruz? Ya da yanlış yapıyoruz? Yanlış olanları nasıl düzeltebiliriz? Sorularına cevap arıyorum. Buldukça ve öğrendikçe de paylaşmaya çalışıyorum.
Geçen günlerde kar beklemediğimiz kadar yağdığında, yaptıklarımız ya da yapamadıklarımızdan dersler çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Bana göre bu kar olayından 3 kesimin özellikle ders çıkarması gerekiyor.
Ben kardan bahsederken, siz lütfen “Soma’daki ve Ermenek’teki maden faciasını”, “Van depremini, 17 Ağustos depremini”, “sel felaketlerini” de düşünün…
Kardan dolayı “Allah’a şükür” can kaybımız olmadı. Ancak Kardan kapanan yolları açmada yetersiz kaldığımız sokaklar oldu. Bazı mahallelerde 30 saate varan elektrik kesintileri oldu. Olanlardan mağdur olan ve rahatsızlıklarını dile getirenler en hafif şekilde “Yetkililerden bir açıklama bekliyoruz?, “Bakalım ne diyecekler” dediler.
Yetkililer ne diyebilirlerdi ki? Aslında en mahir olduğumuz konu da bu… Peki neler söylenebilirdi?
- Meteoroloji 10-15 cm kar yağacak demişti, 30-40 cm kar yağdı. Bu kar yağışı beklemiyorduk.
- 10 yıl hatta 50 yıldan bu yana bu kadar kar yağmamıştı.
- Kar yağdı. Ağaçlar birçok yerde elektrik tellerinin üzerine düştü. Sokaklara girip, ağaçları zor kaldırdık.
- Kar kürüme araçlarımız yoktu. 20 yılda bir olacak kar yağışı için bu kadar masraf yapmaya gerek yok…
gibi haklı gerekçeler öne de sürülebilir.
Her olay gibi, eğrisiyle, doğrusuyla o günler de geçti.
Ben bu olayların suçlusunu bulmaya çalışmıyorum…
Ben olaylardan alınacak “yazılı dersleri” merak ediyorum.
İlk olarak;
“acaba karla mücadele eden yetkililer, tüm çalışanları ile birlikte oturup konu hakkında bir toplantı yapacaklar mı?”
Yani “karla mücadele günlerinde neleri doğru yaptıklarını, neleri yapamadıklarını ve hatta neleri yanlış yaptıklarını yazılı hale getirecekler mi?”
Bizi değiştirecek, geliştirecek ve ileriki günlerde daha az hata yapmamızı sağlayacak olan bence budur. Çünkü insanlar bu defa hata yapmanızı, eksik kalmanızı kabul edebilirler. Ancak 10 sene sonra da aynı şekilde çaresiz kalırsanız, insanlar bu defa affetmezler. Gerçi, bu ülkede kimden hesap soruluyor ki diye sorarsanız, siz de haklısınız…
Bununla birlikte bizim genelde yapmadığımız, hâlbuki çok kolay olan ve bizi neredeyse hatasız hale getirecek olan da budur. Hepimiz, kurumsal hafızadan, kurumlarda sürekliliğin esas olduğundan bahsederiz. Kurumsal hafızayı ve sürekliliği getirecek olan da yazılı belgelerdir. Eminim ki karın yağdığı bir hafta içerisinde telefon rehberimize en az 8-10 numara eklendi. Nereye, ne zaman müdahale etmemiz gerektiği hakkında bilgi birikimimiz oldu. Hatta bu bilgileri ikinci kar yağışında kullandık ve ikinci de daha az şaşkınlık yaşadık. Bu bilgi birikimi zaman içerisinde kaybolup gitmemeli ve kişilerin kafasında kalmamalıdır. Mutlaka yazılı hale gelmeli ve eksik cihaz, araç ve kişiler en kısa zamanda gerekli yerlere dâhil edilmelidir.
Bu konuda ikinci ders çıkması gereken kesim ise yöneticilerdir. Eğer yetkililer bu konuda çalışma yapmıyorlarsa; başlarındaki yöneticilerimiz bunu mutlaka yaptırmalı ve bu konuda yazılı raporu en kısa zamanda masalarında istemelidirler.
Son olarak, kar olayı ve diğer olaylardan ders çıkarması gereken kesim ise; olayları birebir yaşayanlardır. Genelde bu kesim, konuyu ilk bir hafta içerisinde aile sohbetlerinde, kahvehanelerde, iki kişi bir araya geldikleri her yerde değerlendirirler. Son zamanlarda bu kesim de sosyal medyayı sıkça kullanır oldu. Seslerini oradan da duyurmaya çalışıyorlar. Aslında bu fikirlerin arasında mükemmel çözüm önerileri var… Ancak kullanılan yöntemler, etkili yöntem olmadığından bu fikirler kaybolup gitmeye mahkûmdur.
Asıl yapılması gereken o çözüm önerilerini yazılı hale getirip yetkili ve yöneticilere iletmektir. Ancak o zaman o fikirler değerli hale gelir. Bu konuda Sayın Ahmet Şerif İzgören’in verdiği bir örnek çok anlamlıdır:
“Yeniden yapılanma çalışmaları isteyen, 22 bin çalışanı olan bir bankayı incelediklerinde; tüm çalışanlarından gelen yıllık öneri sayısının sadece 174 olduğunu tespit ederler. Bu önerilerden de yöneticilerin haberi yoktur. Bunun yanında Toyota’nın Nagoya’daki genel merkezinde çalışan sayısı 2000 iken gelen öneri sayısı 5000 tanedir… 5000 önerinin geldiği yerde gelişimi ve değişimi durdurmazsınız…”
Aradaki farkı görebiliyor musunuz?
Bunları okuyunca aklınızdan “Benim önerilerimi kimse dinlemez ki, ya da önerilerimi yöneticilerimize ulaştıramam ki” diyebilirsiniz. Ben de böyle bir mazereti kabul edemiyorum. “Kendinize ya da bir yakınınıza torpil söz konusu olduğunda en üst düzey yöneticiye, siyasetçiye bir şekilde ulaşabiliyorsunuz ya!...” Hatta “Ben Bakan’a, Başbakan’a hatta Cumhurbaşkanı’na ulaştım. Yakında benim işim olacak” diyorsunuz ya!...
Neden Denizli için, ülkemiz için, insanı ve hayatı güzelleştirmek için görüşlerinizi yetkililere iletemiyorsunuz? Bence isterseniz iletebilirsiniz.
Bu arada yetkililer ve yöneticiler de en azından “5 bin” öneriye ulaşmanın yollarını aramalılar. Ortak aklı yönetmek denen şey de budur. Böyle bir imkanı olup da kullanmamanın da bence tarifi yok!...
“Hiç birimiz, hepimiz kadar akıllı değiliz”.
Yukarıda da belirttiğim gibi olay sadece kar olayı da değil… Anlattıklarım hak etmediğimiz halde yaşadığımız tüm felaketler için geçerlidir. Merak ediyorum: “Soma felaketinden sonra kaç şirket çalışanları ile birlikte bir rapor yazdı ve kendi şirketinde bir şeyler değişti…
Dostlukla…