ÇIK ARADAN UMUTSUZLUK…

Herkes dolu, herkesin dolu dolu söyleyecekleri var. Hiç kimse konuşmuyor dudaklarıyla, gözler konuşuyor.

Bazen sessiz dudaklar yerine gözleriyle konuşur insan, hem de en derinden.

Gönül sızlamalarını, yaralı kalpleri, akıl tutulmalarını, vicdanlardaki fırtınaları en güzel gözler anlatır.

Hani köy fotoğrafları vardır ya…

Köy fotoğraflarında; köy kahvehanelerinin önündeki iskemlelerde oturan ihtiyar delikanlılar ve onların yüzlerindeki çizgiler…

Tarladan sırtında yüküyle dönen ve tüm zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan insanlar ve o insanların bakışları…

Mahalle aralarında evlerinin önünde, taburelerde oturan nur yüzlü kadınlar ve onların ellerindeki derin çizgiler…

Ne çok şey anlatır; o çizgiler, o bakışlar, o suskunluklar…

Suskunluk; konuşmaktan çok susmayı tercih etmek nedendir bilir misiniz ?

Muhtemelen ve en çok; ne kadar konuşsan da birilerinin seni anlamak istememesinden, seni ve senin anlattıklarını yok saymasındandır. Uzun lafın kısası; boşa konuşmak ve kendini her seferinde tekrar yormak istemeyişindendir.

Suskunluk; yaşanmışlıklardan, yaşayamadıklarından, isteyip de yapamadıklarından da kaynaklanır çoğu zaman…

Suskunluk; birilerinin hep aynı masalı anlatmasından ve o masalla herkesin uyumasından ve sen o masala inanmasan da bir şeyleri değiştiremediğin içindir.

Suskunluk; biraz korkudan, biraz umutsuzluktan ama en çok yalnızlıktandır.

Suskunluk; en çok kalabalıkların gürültüsünde sesini duyuramamaktan, karanlıkta kaybolmaktan, kalabalıklarda havasız kalıp boğulmaktandır.

Susan insanların sessizliği sizi aldatmasın. Gözlere bakın, yüzlerdeki çizgileri görün, alınlardan yansıyan düşünceleri okuyun.

Şaklabanlara, şarlatanlara, hokkabazlara kanmayın.

Karanlık sizi korkutmasın, kirliliğe bulaşmayın, yalnız değilsiniz unutmayın, siz yeni bir şeyler söyleyin, yılmayın yorulmayın.

Çocuklardan umut, gençlerden enerji, ihtiyar delikanlılardan tecrübe alın.

Yaşayın, yaşamaktan zevk alın…

Çıkarın umutsuzluğu aradan…

Umutla bugünlerden kurun gelecek güzel günleri.

Bir yerden başlayın, elinizi taşın altına koyun.

Kimse yokken ben varım deyin ve atılın ileriye.

Gelişen ve değişen bir toplum, Dünya’ya farklı güzellikleriyle fark atacak bir toplum; farklı düşünebilen, güzellikleri söyleyen, güzel işler yapan ve yılmadan, yorulmadan çalışan bireylerle olur.

Bu arada boş dualara “amin” demeyin. Allah’ta kullarının okumasını, anlamasını, emek vermesini, çalışmasını ister.

Ayrıca her şeyi günah, herkesi düşman gösterenlere da aldanmayın.

Yaşamak için geldik Dünya’ya ve dostluklarla daha yaşanılır olacak Dünya…

Boş laflarla slogan atanlarla aranızdaki farkı çalışkanlığınızla, fikirlerinizle, yaptıklarınızla, yaşadığınız topluma sağladığınız katma değerlerle gösterin.

Yeter ki; sözünüz ve eyleminiz bir olsun…

Sorun üretenlerden, mazeret üretenlerden, birilerini durmadan düşman gösterenlerden, her şeyi tüketenlerden, sözü ve eylemi uymayanlardan uzak durun…

Katma değer üretenlerden, çözüm üretenlerden, dostluktan ve iyilikten yana olanlardan, sözü ve davranışı bir olanlardan olun…

Uzun sözün kısası; şu üç günlük hayatta üç kuruşluk menfaate, makama, mevkiye takılıp kalmamak gerek…

İnsan gibi yaşamak gerek…

Gök kubbede hoş bir seda bırakmak gerek…

İyi insandır dedirtebilmek gerek…

Hem bu Dünya’yı hem de öteki Dünya’yı kurtarmak için boş işlerden ve boş insanlardan uzak olmak, çalışmak, çabalamak, iyiyi güzeli söylemek ve yapmak gerek…

Av. Halil Sarı