Bizim gız/ bizim oğlan olacaksınız burada, nereli olursanız olun. “Orda dinelme abem otur höyle bi yo, çay söleverem sene” diyecek bir sürü esnaf göreceksiniz Kaleiçi’nde. Bakır ustalarının tak tak çekiç seslerine karışan selamlaşmalar, hal hatır sormalara, hatta takılmalara tanık olurken; “içerde denişik modellerimiz var” diyen ısrarcı giyimcilere bakmadan geçeceksiniz. Emek sesine karışan çayın kokusu Çayhaneyi de aynı muhitte bulacak, bir bakır ustasının maharetlerini seyrederken çayınızı yudumlayacaksınız. Denizli kebabını yazın mis kokulu domates, soğanla; kışın fırında közlenmiş kuru biberle, ama mutlaka elle yiyeceksiniz. Glukoz şurubu kullanılmayan “Zafer Gazoz”unu depozitolu cam şişesinde içeceksiniz. Helvacı Hacı Şerif’ten irmik tatlısı, bal kabağı tatlısı, envai çeşit lokumlar kadar, esnafın sohbeti de tatlandıracaktır ağzınızı. Burası Denizlidir. Burada yüzlere yerleşmiş gülümsemeler, suya atılmış bir taşın hareleri gibi sirayet eder diğer yüzlere de.
Avrupa’nın Alpleri gibidir burada dağlar. Ege Bölgesinin en yüksek dağı Honaz, Ankara’dan gelirken solunuzda, şehirden güneye giderken ise sağınızda selamlayacaktır sizi, kâh bir “hoşgeldin” kâh bir “güle güle” der gibi. Bir deneyin Atatürk Caddesinden Çınar’a doğru yürümeyi. Tüm heybetiyle karşınıza çıkacak Karcı Dağı. Hele kışları, tepesi nazlı bir gelin duvağı gibi, hep karlı. Bu dağlara kışın açılan büyük kuyulara gömülen karlar, sıcak yaz günlerinde kar helvası (buzlaş) şeklinde sunulurlar.
24 saat yaşanabilen bir şehir göreceksiniz Çamlıkta. Parklarında sabah, akşam spor yaparken, birbirleri ile selamlaşan insanları, İncilipınar parkına çocuklarını alarak piknik yapmaya gelmiş annelerle “kadın dostu” bir şehri göreceksiniz.
Su renksizdir de, burada rengarenk izler bırakır ardında. Karahayıtta kırmızı, yeşildir, hemen ilerisindeki Pamukkale’de ise bembeyaz. Kaklık mağarasında ha keza. Su gibidir burada hayat, sıcak, soğuk. Sıcaktır şifa verir, ısıtır, soğuktur serinletir, ovalarda ürün olur. İnsanlar da rengarenktir burada. Tavas ağzı, Babadağ ağzını tutmaz mesela.
Kuru patlıcan ve biber dolması, tahinli pidesi, Kale’nin biber tatarı, Babadağ’ın keşkeği, Acıpayam’da kıymalı sac böreği, Çamelinde alabalık … ile zengindir de mutfağı. Toprağın bereketi Irlıganlı’da Nar, Buldan ve Çal’da üzüm, Acıpayam’da kavun, karpuz aynı ilçenin Çakır’ında havuç, Çivril’de elma, şeftali, Sarayköy’de pamuk, Çameli’de ceviz olur … Denizli’de hemen hemen ne diksen o olur. Bir sebzeden çıkan ses, tazeliğiyle orantılı seviyede naiftir. Üzüm salkımından bir çitim alırken; yüzeyinde dikencikleri ile bir salatalığı ya da marulu yerken; o sesin kibarlığında toprak fısıldar sessizce: “Egedesiniz, berekettesiniz” diye bu taze sebzelerle.
Toprağıyla yoğrulan insanlarının hamurundadır girişimcilik. Babadağ, Buldan, Kızılcabölük’teki evlerde geleneksel el tezgahlarındaki dokumacılıktır, Denizli’deki tekstilin temeli. İki azı bir araya getirip bir şeyler üretir bu yörenin insanı. Piyasa doyuma ulaşıyorsa “tek bildiğimiz iş bu” demeden hemen yeni bir alternatifi türetir. Hızlıca öğrenir, o yeni üretimin de şehir olarak en iddialısı olur çar çabucak.
Endemik bitkilerden ters lale yetişir Bozkurt ilçesine bağlı Hayrettin köyünde. Hristiyan inancına göre Hz.İsa’nın çarmıha gerildiği anda başının yana düşmesini sembolize ettiği için kutsal sayılan bu bitki kadar Pamukkale’de bulunan Hz. İsa’nın 12 havarisinden “tevhid” inancını savunan Saint Philippus (Aziz Filipus) inancımız gereği dinimizden önce gelen dinlere ve peygamberlere de inanmamız hasebiyle bize göre de kutsal, değerli ve ziyaret edilesi değil midir acaba?
37-41 günde üretilen karanfille kavrulan leblebilerin çeşit çeşit sunulduğu yerdir Serinhisar. Denizli 160 kadarı Serinhisar’da konumlanmış 500’e yakın leblebi imalathanesi ve sadece Serinhisar ilçesinde günlük 8 tonluk üretimi ile leblebinin lideridir aslında.[1] Bölgede üretilen bir tür Türk silahı olan ve yatırılarak kınına yerleştirildiği için bu ismi aldığından; üretildiği yere de adını veren Yatağan. Serinhisar ilçesinde demircilik sanatı, belli zaman periyotları dahilinde uygulanan ısıtma ve soğutma işlemleri ile çeliğe muhteşem dönüşüm yolculuğudur nasırlı ellerde.. Efe ya da zeybekler kuşanırlarmış ağzı keskin, sırtı af, merhamet dileyen için koruyucu bu silahı. Zeybeklerin diğer önemli aksesuarı körüklü çizmeler, iğne oyalı başlıklar… Yeşilyuva beldesinde süregelen ayakkabıcılık ailecek üretim temelindedir. Çalışan kadınlar açısından da bu şehir en öndedir, gerek tekstilde var olan sigortalı çalışanlar, gerekse ev tipi atölyelerde devam edenler ile.
Yürekler yufkadır burada, sünnetlerde ağlar koca koca adamlar, ya da kız gelin eder, evlatları uçururken yuvadan.
Coğrafi olarak konumlandığı her üç bölgenin de izlerini taşır Denizli. Bu nedenle bu şehre 4 mevsim sığar bazı günler. Sarayköy yazı yaşarken, merkez baharsa, Çameli kıştır o günlerde. En eski karaçam ormanına haiz Karagöl (Beyağaç), Bozdağ, onlarca antik kentle tarih, doğa, kültürü yaşayacaksınız iliklerinize kadar. Afyon, Burdur, Denizli illerinin ortak kümesidir Acıgöl. Dünyanın en temiz sodyumsülfat tuzunun üretildiği yer olması kadar 30dan fazla kuş türüne ev sahipliği yapan gölde; flamingoları da görmek mümkündür mesela.
Vazgeçilmez değeridir uzun ötüşlü horozu. Sadece horozu değil, Denizli’nin tavuğu da uzun ötmesi, yumurta üstüne oturmaması nedeniyle aristokrat çizgisi ile değerlidir aslında. Özay Gönlüm’ün seslendirdiği Ninemin mektupları şiirindeki gibi neşeli dizeler ardına saklanır burada tüm ninelerin/dedelerin öğütleri. Hayri Dev UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri listesine giren gerek yaşı, gerekse sanatı itibari ile de bir devdir, soyadı gibi.
N’edipban ile ne’depban arasındaki farkı bulmaya çalışacaksınız belki. Buradaki diyaloglarda alaycı sözler sarfeden kişilere bazen aynalanmış gülümsemelere eşlik eden cevaplar verilir. Hazır cevaptır buranın insanı. Kriptolu bir mesaj almış gib sizi birini çözmeye uğraşırken, geliveren yeni bir cümle ile bir öncekini anlama çabasını yarım bırakacak ve bu yeni cümleye yoğunlaşacaksınız. Birbirleri ile aynı ağızla konuşanları seyrederken, ne dediklerini anlamanıza yardımcı olacak biri de varsa yanınızda, kendinizi doğal bir stand up şovda gibi hissedeceksiniz.
Çıkın bir gün yaylalara. Tarlalarında çalışan insanlara bir “selam” verdiğinizde kendilerine yetecek kadar azıklarına, sizi ortak olmaya davet ettiklerini göreceksiniz. Gönlü geniş, sohbeti bol şehirdesiniz, Denizlidesiniz. Nereli olursanız olun bizim gız/bizim oğlan olduğunuz yerdesiniz. Hoşgeldiniz…
[1] http://www.marmaracografya.com/pdf/23.12.pdf S. 242, 245