Abraham Maslow’un kendi adı ile anılan Maslow teorisi veya ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada insan psikolojisi üzerine ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir teoridir.

Kısaca ihtiyaçlar, zorunlu ihtiyaçların tabanda yer aldığı ve karşılandıkça üst seviyelere çıkarak lüks ihtiyaçlara doğru ilerleyen bir piramitle ifade edilmiştir. İhtiyaçlar karşılandığında huzur ve mutluluk, karşılanmadıklarında ise üzüntü ve sıkıntı verir. Ancak bazı durumlarda ihtiyacın gereğinden fazla karşılanması durumunda da eziyet söz konusudur. Mesela yemek, müzik gibi… En temel ihtiyaçlar olan fizyolojik ihtiyaçlar (besin, su, nefes …) piramidin tabanındadır ve herkes için karşılanması zorunludur. İkinci basamakta da güvenlik ihtiyacı vardır. İnsanlar işlerinde, barındıkları yerde, mülkiyet hakları bakımından güvende olmak isterler. Sevilme, ait olma, saygınlık şeklinde devam ederken piramidin tepesinde estetik, kendini bulma, gerçeklerin kabulü yer alır.Hiçlik felsefesine doğru yani. Maslow piramidinde bir üst basamağa çıkabilmek için bir alttaki basamaktaki ihtiyacın yeterince karşılanmış olması gerekmektedir. Hiçliğe varmak için “her” yaşanmış olmalıdır.

Aylar evvel yazdığım bir yazıyı hatırlayanlar olacaktır elbet. Portakallı Kek. Hatta bende güzel bir anısı da var. Gerçekten portakallı kek tarifi verdim sanarak beğendiklerini itiraf edenler olmuştu. Ama benim itirafım tam da bu noktada. Kaynakları ihtiyaçlara göre kullanmak, altında da o zamanlarki fikrime göre teleferikten önce altyapı üzerine bir yazı idi Portakallı kek. http://www.pamukkalehaber.com/yazarlar/hilal-can/portakalli-kek/8/

Bugünse;

1.Öncelikle pek çok noktada başlayan ve devam eden altyapı çalışmalarından dolayı her işin zamanının olduğunu ve ihmal edilmediğini anlamaktan dolayı memnunum. Ayrı projelerin ayrı kaynakları varken ve değil mi ki bir Tübitak projesinde bile her kalem kendi harcamasında kullanılabiliyorken altyapı için de çalışmalarını eş zamanlı sürdürmüş şehrimizin emanetçilerine haksızlık yapmışım. Şu an devam eden altyapı çalışmaları esnasında alternatif güzergâh belirleme, ara yolların ilk girişlerinde ileride yolun kapalı olduğuna dair uyarıcı levhalar şart. Herkes geri geri gidemiyor. Geçen peşime takılıp da böyle bir sokağa giren bir hanım ablaya dayanamadım artık, “müsaadenizle”diyip ben çıkardım aracını. Artık büyükşehiriz ama kurumsal kimlik kazandırma yönünde eksiğiz. Hele bir de kendimize özgü bir şehir kültürü oturtabilirsek bu şehirde değmeyin keyfimize.

2. 23 Ekimde şiddetli yağmur yağdı ve benim İstanbul’dan misafirlerim vardı. Şehri övüyordum gümbür gümbür. Ulus Caddesi ile Doğan Demircioğlu caddesinin kesişiminde. Ya ama neden geri tepti o kanalizasyon. Çöpçülerin yolda süpürdüklerini o mazgallardan içeri atmaları, tıkanmalar var muhtemelen. Tıkanmayacak kanallar için mazgal tasarımı var mı diye araştırdım bir sonuç da bulamadım. Elin Avrupalısı aynı küngü, aynı mazgalı kullanıyor niye geri tepmiyor? Üniversitedeyiz ya sözde belli bir eliminasyonla gelen kitlemiz var. Park edilmesin diye konulan plastik dubaların üstünden yanan sigara izmaritini içine atıyorsa bu kitle bile, çöpçüyü eleştirmek ne haddime? Hele bir de kendimize özgü bir şehir kültürü oturtabilirsek bu şehirde değmeyin keyfimize.

3. Aslında ne büyük ihtiyaçmış teleferik. İlk bir ay ücretsiz olmasıyla birlikte insanların sevildiklerini görmeye ihtiyaçları varmış. Estetiğe de… Belki de kuş bakışıyla sevdikleri bu şehre bakmaya. Kilometrelerce kuyruk nedir arkadaş? Bu milletin ne istediğini bilen fikir babalarını takdir ettim. Henüz gidemediysem de mutlaka gideceğim. Mutlu etmiyor mu peki bu sizi. Denizli ne güzel bir şehir ki piramidin üst basamaklarındaki ihtiyaçları karşılamaya yönelmiş durumda. Resimleri görünce, gidenlerin anlattıklarını dinleyince o derece heyecanlandırdı ki beni ben de sabırsızlıkla bekliyorum gideceğim günü. Hele bungalovlar, telefonun çekmemesi. Özellikle de teknolojik bağımlı hale gelmiş öğrencilerimle doğayı ve doğallıkla birbirimizi dinlemek içinbir haftasonu programını iple çekiyorum şimdiden. 

Ve itiraf ediyorum: hata etmişim ben.

Bu şehir, onu sevenler, hizmet edenleriyle güzel. Hele bir de kendimize özgü bir şehir kültürü oturtabilirsek bu şehirde değmeyin keyfimize.