Kitap okumak bir kültürdür. Yurtdışına çıkanlar bilirler durakta beklerken, otobüste ayakta giderken, banka kuyruğunda beklerken insanlar okurlar. Hatta yurtdışına gitmeyi bırakın tatil yörelerinde, “hatta bize kaliteli değil de halk tabakası geliyor” diye yakındığımız turistler güneşlenirken, dinlenirken okurlar. Alt/halk tabakasından bahsediyoruz.
TÜİK ( Türkiye İstatistik Kurumu)’de yapılan son araştırmalarla elde edilen bulgulara göre Türk insanı günde 6 saat televizyon seyrediyor, 3 saat internette geziniyor ancak sadece 1 dakika kitap okuyor. Yılda kitaba ayırdığımız zaman dilimi bir günlük televizyon izlememizle eşdeğer. Peki ne seyrediyoruz televizyonda? 2/3ü magazin kokan haberleri, maddi hiçbir kaygısı olmayan zengin ailelerin veya gençlerin aşk, ihtiras, entrika dolu hikayelerini, katil kim hadi bulalım diye insanlara güvenimizi kökten zedeleyen programları, en ayıp yerleri yerinden fırlayacakmış gibi duran elbiselerle dans eden kızların yer aldığı eğlence programlarını, “buna 100 altın verin, 100 de falakaya yatırın” dedirten yetenekleri…1987 de ölmüş Andy Warhol’un “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacaktır” öngörüsüne bu bağlamda bakıldığında katılmamak mümkün değil.
Dünya Kültürel Skor İndeksine (World Culture Score Index) göre haftalık Türk insanının haftalık okuma süresi 5,9 saat, internette geçirdiği zaman 10,6 saat, televizyon seyretme süresi 22,2 saat ve radyo dinleme süresi de 13,3 saat. Değerlendirme yapılan ülkeler arasında en yüksek sıralamayı dördüncülükle televizyon seyretmede elde etmişiz. Haftada 5,9 saat. İnanılır gibi değil. Örneklem elit tabakadan seçilmiş olsa gerek. Çünkü dakika da ortalama 1 sayfa okunduğunu kabul edelim. 354 dakika haftada en az 1 kitap eder ki, yılda en az 52 kitap veya 18408 sayfa eder. Ben öyle az okur görüyorum ki bu rakam bana gerçekçi gelmedi.
Az evvel yayına girmiş bir haber var. “Türkler sanıldığından fazla okuyor” başlıklı. 2014 yılı boyunca 6 milyar 290 milyon529 bin 828 liralık kitap satılmış ve bunun %54ünü eğitim yayınları oluştururken ikinci sırada ise dini kitaplar yer alıyormuş. Yarıdan fazlası eğitim kitabı iken bir sınavın dayatmasıyla alınan kitapların ölçüt içine alınması ne derece mantıklı ben karar veremedim. http://www.hurriyet.com.tr/avrupa/27513883.asp
İletişimi seven bir toplumuz doğruya doğru. Çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz. Toplu yerlerde kulak kabartın etrafınızdaki konuşmalara bir kız diğer kız arkadaşına “yehaa abi yeaa” veya “ lan olum” diyor. Gittikçe kısırlaşan bir dilbilgisine sahip çok konuşan ama boş konuşan ve bununla birlikte her cümle arasına kikirdemeyi sıkıştırarak hoş olduklarını sanan gençlerimizin oranı yadsınamayacak seviyede. Argo, küfür dillerde pelesenk.
“Türkiye’de basılan kitap sayısı bandrollü olanlar az gözüküyor. Aslında bizler korsan okuyoruz” diyor gençler. Yalanım yok ben de öğrenciyken korsan kitaplardan almıştım. Hemen eklemek isterim ki, 2011 yılında 43 bin 100 adet Uluslararası Standart Kitap Numarasının (ISBN) alındığı bilgisi de aslında gayet iyi bir rakam ve dünyada bu rakamla onuncu sıradayız. Üretilen kitabın okunmasında sorun var. Aslında iletişimi seviyoruz ya, bizde takas yöntemi de var oysaki. 30 genç 1 kitap alsa sırayla okusalar 30 kitabı bir kitap ücretine okumuş olacaklar. Kaldı ki içtikleri sigaranın paketi 6-10 TL iken bana komik bir bahane geliyor. Diğer bir bahane de elektronik kitap okuyoruz diyor gençler. Evet gün geçtikçe elektronik kitap kullanımı artıyor. Peki teknoloji devleri olan ülkelerde niçin kitap basımı devam etmektedir? Otobüste, kampusta elektronik kitap okuyan da gördüğümü söyleyemem. İstatistikler sadece basılan kitap sayısı göstergesine bağlı kalarak değil rastgele seçilmiş örneklem kümelerindeki anketlerle de destekleniyor ve sonuç gayet net: OKUMUYORUZ!
Avrupa'da yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece on binde bir.Kitap Türkiye'deki ihtiyaç maddeleri listesinde 235'nci sırada yer alıyor. Türkiye’de genellikle aşk kitapları okunuyor. (UNESCO 2013 yılı raporundan) Avrupa neden bizden önde, neden üretemiyoruz, geliştiremiyoruz ve hayatı sadece aşk olarak görüyoruz, ortada.
Kentte yaşamak kitap okumayı arttırır gibi bir yanılgı da mevcut. Oysa kasabada yaşayanlarda rakam sadece binde 2 oranında geride. Ancak şu bir gerçeki öğrenciler daha fazla kitap okuyorlar. Ayrıca kızlar, bekarlar daha fazla okuyorlar Denizli’de örneklem grubundan alınan sonuçlara göre; boş zaman aktivitesi olarak öne çıkan cevap Aile ile vakit geçirme olsa da Türkiye geneline bakılırsa televizyon seyretmek ilk sırada yer alıyor.Bir yılda 5,1-6 kitap ile orta okuma düzeyi, ders kitapları dışında evde bulunan kitap sayısı adedi 36-40, tür olarak edebiyat, macera temalı roman olarak saptanmış.. (http://www.kygm.gov.tr/Eklenti/55,yonetici-ozetipdf.pdf?0)
Denizli’de 2012 yılı istatistiklerine göre 389 adet örgün ve yaygın eğitim kütüphanesinde 297108 kitap bulunuyor. 26 adet İl Halk kütüphanesi bulunan ilimizde 299253 kitap bulunurken üye sayısı sadece 19354. İl nüfusumuzu yaklaşık olarak bir milyon kabul edersek sadece %2 lik dilim İl Halk Kütüphanesine kayıtlı. 299253 eserden 2609 adedi 1928 Harf İnkılabı öncesinden ve geneli eski Türkçe ile yazılmış eserler oluşuyor. (http://www.tuik.gov.tr/Kitap.do?metod=KitapDetay&KT_ID=5&KITAP_ID=42)
Son bir yılda okunan kitap sayısı 1-5 arasında ise düşük, 6-11 arasında orta, 12 ve üstünde ise yüksek kitap okuma düzeyi olarak adlandırılıyor.
Ankara Üniversitesinde Üniversite öğrencilerinin okuma alışkanlığı üzerine yapılmış bir çalışmada öğrencilerin %11’i yılda 12’den fazla, %38,5’i 6-11 arası, %46 sı 1-5 arası kitap okumaktadır. %4,5’i ise hiç kitap okumamaktadır. Aynı çalışmada ebeveynlerin eğitim seviyesi ile orantılı bir artış sözkonusu. Bununla birlikte üniversite mezunu babaya sahip olan öğrenciler arasında yüksek okuma düzeyine sahip öğrenci oranı sadece %26,7 dir. Üniversite mezunu babaların üniversite mezunu annelere göre kitap okuma alışkanlığında daha etkin oldukları çalışmanın bulguları arasındadır. http://eprints.rclis.org/12704/1/HuseyinOdabas.pdf
Geçmişimize bir bakalım. Atalarımız okuyorlar mıydı? Onlarca özdeyiş, atasözümüz var bilgi üzerine. Yavuz Sultan Selim günde 7-8 saat kitap okurmuş. Mısır seferine giderken yanında 3 katır yükü kitap götürdüğü nakloluyor. Benzer şekilde Fatih Sultan Mehmet de Arapça ve Farsça yanında Latince, İbranice, Yunanca ve Slavca biliyor ve bu kaynakları okuyarak kendi notlar aldığı, tercümeler yaptığı söyleniyor.
Atatürk cumhurbaşkanı iken çalışma ofisinde kitap okuduğu sırada içeriye Vasıf Çınar isimli arkadaşı gelir. Atatürk’ün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada’nın aktardığına göre; Atatürk'ü elinde kitap ile görünce Vasıf Çınar:
- Paşam! Hâlâ kitap mı okuyorsunuz.? Siz buraya kitapla mı geldiniz? Diye sorar. Bunun üzerine Atatürk:
-Kitap okumasaydım, bu makama gelmem mümkün değildi, der.
Neden önemli okumak? Güzel bir kitapsa senaryolaşıyor, filmi çekiliyor. Ben okuduğum hiçbir kitabın film versiyonunu beğenmemişimdir. Kitap okurken alınan lezzet çok daha farklıdır. Bir 500 yıl öncesine gitsek, şu an parmaklarımızın ucunda olan pek çok teknolojik hizmetkarımız olmasa ve bu modern donatıların mucitleri olma ihtimalimiz olsa neyi yapabiliriz? Issız bir adaya da düşebiliriz. Ezberci sisteme, sitem de etmeden geçemeyeceğim. Gittikçe azalan günlük kullanım dilinin sorumlusu da yine aynı kitap okumamak. Bol argo, insan ilişkilerinde zayıflık, bencillik… Çok okuyan insanların daha nazik, üsluplarının ince mesajlarla donatılmış daha zekice ve ince olduğu benim gözlemlerim arasında.
Öncelikle bir düşünün siz hangi okuma aralığındasınız? Eğer bir babaysanız daha etkin bir rol modelsiniz. Hatta otoritesiniz de evde. Sizde bitiyor bu iş.
İl olarak Türkiye geneline göre iyi durumdayız. Denizli konum olarak özellikle bahar ve yaz aylarında (Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etmemek mümkün değil) parkları ve mesirelik alanları ile okuma kampanyalarına ev sahipliği yapabilecek alternatiflere sahip. Bence kesinlikle değerlendirilmeli.
Avusturalya’da “Okumayı Seviyorum” isimli bir organizasyon, öğleden sonraları saat 6-7’yi (18:00-19:00) kitap okuma saati olarak belirleyerek 2012 yılında uyguladıkları bu projeyi 2014 yılında da tekrarlamışlar. İlk olarak yola çıktıkları şekli her gün on dakika haftada bir saat. Denenilesi. http://www.love2read.org.au/newsarticle.cfm?id=9
Kendimi düşününce liseye kadar okuduğum okullarda zorlama kitap okuma etkinliklerini hiç sevmezdim. Ancak öğrenciliğim esnasındaki yolculuklar ile başladı benim kitap okuma serüvenim. Meğer ilgi alanımdakiler olunca ne kadar güzellermiş. “Neler kaçırmışım ben” isyanımla hala açığımı kapatmaya çalışıyorum. Bir müddet “bunu okumamış mıydın” denir diye gizli saklı veya kaplayarak okudum. Şimdi okulumuzdaki öğrenci topluluğu ile her gün öğle aralarında15 dakika birlikte kitap okuyoruz. Latife’nin Kağıtları bitti. Şu an Kayıp Dük ile devam ediyorum. Katkı sunmak, farkındalık oluşturmak isteyen herkesi de bekleriz.
Ülke olarak hedeflerimiz var. Yeni stratejiler üretmek, teknolojiyi satın alan değil satan bir ülke olmak, dünya devler ligine geçmek, ilk 10 ekonomi arasında yer almak… Okumadan fethedilmezdi İstanbul, 3 kıtaya hükmetmezdi Yavuz Sultan Selim, ülkemiz kurtulmazdı. Yaşam boyu öğrenmeye ve öncelikle kendinize katkıda bulunurken, çevrenize örnek olun: “Kitap Okuyun.”