Sahibinin geçici olarak bıraktığı eşyalar, mallar, canlara emanet deriz. Sahibi bizzat “ben dönene kadar sahip çık” demiş olsun olmasın gözümüzden dahi sakınırız emanet edilmişleri. Aslında her zaman “bu sana emanet” denilmez. Emanetin kendisi geçici demek değildir. Bizim göz kulak olmamız, sahip çıkmamız geçici bir süredir. Sonuçta bizler de bu dünya üzerinde geçici değil miyiz? Zamansal olarak aynı zamanda yaşanmadan da emanetler teslim alınır, teslim edilir. Kutsal emanetlerin Topkapı Sarayı’na getirilmesi, nesilden nesile aktarılan değerli eşyalar, özdeğerler gibi. Bazen de geçmişten değil, gelecekten emanetler olur bizlere, vatan gibi. Millet olabilme olgusu ise bize hem geçmişimizden, hem de geleceğimizden emanettir.

 

Bir yere kadar gidip dönecekseniz malınızı, geride bıraktığınız sevdiklerinizi birine emanet ederken ilk noktadır güven. Sevdiğinizi bir yere gönderirken veya sevdiklerinize bir şey gönderirken de aynı hassasiyetle davranırsınız. Emanetler emin kişilere teslim edilir.

 

Canımız, bedenimiz emanet bizlere. Gün gelip gerçek sahibine teslim edeceğiz. Tabii bu kısım inanca göre değişebilir. “Canımı emanet görmüyorum, gerçek sahibi de benim” fikrinde olanlar Allah’tan emanet görmeseler de, örneğin bir toplu taşıma aracında kendi canlarını şoföre, pilota emanet ettiklerini görmezden gelemezler. Fakir, fukara, yetimler, can kavlinden öyle çok emanet var ki bizlere, görmeyi bilene.

 

Evlatlar emanet bize. Biz yine de, onları da asıl sahibine emanet ederiz başlarına kötü bir şey gelmesin diye. Kaç evlat var sorusuna “Allah’a emanet x tane” cevabındaki gibi. Üstelik bu evlatların ebeveyni olmamıza da gerek yok. İnsani değerler ölçüsünde baktığımızda kimin evladı olursa olsun, herhangi bir yerde başına kötü bir şey gelmemesi için en önce çocukları sakınırız. Çünkü onlar millet olarak geleceğimizden emanet bizlere.

 

Vedalar olur bazen. Bir müddet ayrılır sevenler. Dikkat edilesi hususları söyleriz böyle anlarda; ayrı kalınacak sürenin büyüklüğüne göre. En basiti “kendine dikkat et”, “çocuklara iyi bak”, “çocukları öp benim için”, “Allah’a emanet”…vs. En Sevgiliye kavuşan yeryüzünün en sevgilinin vedasında da hassasiyetler üzerinde durulmuştur. Ve denmiştir ki; “kadınlar size Allah’ın emanetleridir”. Bir kız evladının babasının gözlerinde, kızını evlendirirken okuyun emaneti. Bir babanın kızı emanet ise damada, çok doğaldır erkeklere kadınların Allah’ın emaneti olması. Üzmemek, kırmamak, iyi bakmak gerek.

 

Para, pul, mal gibi emanet edilenlerde de kendinizin olsa göstermeyeceğiniz bir hassasiyetle davranırsınız. Örneğin projeden alınmış bir dizüstünü devletten emanet olduğu için arabada bırakamam ama kendime ait olanı rahatlıkla bırakabilirim.

 

Şehir dışında, ailelerinden uzakta okumak durumundaki kızlar da hem can, hem evlat, hem de birer kadın olarak emanet bizlere. Gelecekten emanetler de aynı zamanda onlar. Çünkü 10 sene sonrasının potansiyel anneleri 30 sene sonraki neslin mimarı olacaklar. Kadını eğitmek, kadını milli manevi değerlerle donatmak, emanetlere sahip çıkmak gerek. Elbet hali vakti iyi olan aileler evlatları için en iyi koşulları sağlayabilirler. Hal böyle iken bile “aman hocam, evladımız önce Allah’a sonra size emanet” diyen anne-babalar ile sadece maddi anlamda değil bu emanetlik. Fakat bir de maddi olanakları yeterli olmayan ailelerin devlet yurtlarında bilmem kaçıncı yedek olmaları, kalınabilecek güvenilir ortam arayışlarında bütçenin açık vermemesi çabası ile geleceği ipotekleyen alternatiflere mecbur kalınabiliyor. Toplumsal fayda için üreten, düşünen gençlere ihtiyacımız var. Manevi değerlerden uzaklaşma modernizm diye göz alıcı sunumla altın tabakla sunulsa da, ahlaki çöküntünün toplumları yıktığı, birbirinden uzaklaştırdığı da ortada. Öylesine karışıyor ki bazen özgürlükler, ne istersem onu yaparım demek değildir özgürlük. Özgürlüğünüzün sınırı vardır: bu sınır bir diğerine zarar verene kadardır. Ahlak kuralları iyi insan olmayı belirler ve genel olarak dünyanın neresine giderseniz hemen hemen aynı kurallarla karşılaşırsınız. İslam dini de bir diğerine zarar vermeyi yasaklar en keskin şekilde. Diğerleri için der ki, Allah ile kul arasında. Karışma! Ahlaki değerlerle donatılmış bireyler dediğimizde nedense hemen dini algılama şartlı refleksinin temelinde de sanırım okullardaki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri var. Yan yana kullanılmalarından mütevellit sanılıyor ki ayrı ayrı olamazlar, bir bütünler. Aslında ideal haldir bu. Dini doğru yaşayanlar, ahlaken de düzgün olurlar. Dinden korkmayın bu kadar!

 

Şiddet konusunda almış başını gidiyor inanç eksikliği söylemi. İnanç değil, eğitim eksikliği, insan olma erdemindeki eksiklik, ahlaki yoksunluk. İnanç eksikliği olsa ateistlerin en fazla şiddet uygulamaları gerekir. Ancak dini istedikleri gibi şekillendirmeye çalışanlar, yaptıklarını Kuran ve sünnetten delillendirmeye kalkanlar en önce şunu es geçerler: “Dinde zorlama yoktur” güzel kardeşim. Tebliği edersin, sonra her ne ise devam ediyor diye kâfir diyemezsin, hükmü sen veremezsin. Sen şu an ölsen, o kâfir dediğin kişi tövbe etse senden bin kat daha iyi olmayacağını bilebilir misin? Yahut görünen halinin dışında senden çok daha fazla sevap işlemediğine nasıl emin olabilirsin? Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde geçen Bergamalı Nalıncı Baba hikâyesini bilmeyenler okusunlar lütfen. Din konusunda psikolojik şiddet uygulayamazsın. Kaldırıp istediğin olmadı diye birini dövemezsin, yakıp yıkamazsın. Üstünlük taslamayı sevmeyen bir dine mensup olmak kuşu öldüğü için taziyeye giden bir peygambere ümmet olmaktır. Arkadan konuşmak, dalga geçmek, kınamak değil. Kendinizden uzaklaştırdıklarınızı kazanamazsınız. Allah seçimleri kıymetli kılmasa idi, bize seçme hakkı vermezdi. İyi insan olmak, tüm diğer seçimlerden çok daha fazla değer ihtiva ediyor. İyi insan olmayı seçmek kadar bir sonraki nesli de bu yönde eğitmek gerek. Diğer seçimlere saygı duymak da iyi insan olmanın içerisinde yer alıyor.

 

Emanetlere(kızlarımıza) sahip çıkmayı da seçmek gerek. Daha evvelden yazdığım kibritçi çocuklar için okulları bitene kadar, gün gelip fener olmaları için eğitmek, yollarını aydınlatmak gerek. İyi bir niyetle yola çıktığınızda ardınızda durulması da diğerlerinin seçimi. Emaneten var olduğumuz dünyada yaşadığımız sürece emanete sahip çıkmak boynumuzun borcu. Toprak örter ayıpları da, “isim”le yapılmış iyilikleri de. Kişisel isimler değildir önemli olan niyetlerdir. Onların yanlış yollara sapmalarından bizler sorumluyuz. Ahlak ve manen donatılmış iyi insanlar geleceğimize dair teminatımız olacaklar. Destek olmayanlar, üstelik de oturdukları yerden ahkâm kesenler üstlerine düşen yükümlülüğün farkında değiller. Onlar: şehrimizde misafir, emanetler. Seçim sizde.

 

Uydurulan Din Kurandaki Din (http://www.alrahman.de/downloads/uydurulandinkurandakidin.pdf)  kitabını incelemenizi ve Bursa Kitap Fuarı’nda R. İhsan Eliaçık İslam’da kadın üzerine bilinen 10 yanlış üzerine olan konuşmasını dinlemenizi tavsiye ediyorum.