Uyuyabildiniz mi?
Şerî hükümlerle (kısasa kısas) sorunun çözüleceğini iddia edenler,
Dans ederek, bir acıyı en saçma şekilde yaşayıp, farkındalık oluşturduğunu zannedenler,
Yaşanan elimliği göz ardı ederek siyasi malzeme yaparak, sadist ruhun faturasını hükümete kesenler,
O caniyi doğuran kadın,
O caniye yardım edenler,
O cani/caniler,
Uyuyabildiniz mi?
Gece 12 den sonra paçoza dönen Külkedisi’nin masalına mukabil, akşamın henüz 8'inde meleğe dönen Özgecan’ın kabusu!
Uyuyabildiniz mi? Bir minibüste son yolcu kalmakla başlayan son yolculuğun vahşetinde. O insanım, erkeğim diye ortada gezinen üstelik evli ve bir çocuğun dünyaya gelmesine vesile (baba demek babalara hakaret olur) mahlûkun yüzündeki tırnak izlerinde.
Belki ilk değildi Özgecan. Ama susan kadınlar var. Neden susuyorlar? Çünkü dayak yiyen kadın bunu söylediğinde “kim bilir ne yaptın da hak ettin” deniyor. Tacize uğradığı için şikayete gittiğinde işini yapmakla mükellef polis memuru “abla sen nereden buldun bu adamı”, “böyle giyinirsen taciz edilirsin tabii” diye yine kadını suçluyor. Sanki karakola gelmeye can atıyor ya kadın da? Ardından ekliyor “herkes aynı değil” (!) Ayağı yere basanlar tersliyor “siz işinize baksanıza, nerede bulduğum/nasıl giyindiğim/ne giydiğim değil, şu an yaşadığım rahatsızlık önemli olan” diyerek. İstisnai kadınlarla genelleme yapanlar yüzünden masum kadınlar öldürülüyor, tacize uğruyor, şiddet görüyor.
Uyuyabildiniz mi gerçekten? Anneciğine son mesajı ablasına arkadaşının telefonuyla “saat 20.00’de evde olacağım, annem merak etmesin”. Yani akşam saat 8 kızımız için sürekli dışarıda olduğu bir saat değil. Sorumluluğu yerinde. Peki bir düşünün. 2. Öğretim var bu ülkede. Yurt çıkmayan, maddi gücü de yeterli olmayan kızlarımız. Nasıl ulaşırlar kalacakları yere? Bir arkadaşlarından rica etseler (özel arkadaş olmasına gerek yok) kızlı erkekli efendice yürümek de acıdır ki, yaşlı teyzelerimiz, amcalarımızın dillerindeki hükümlerde. Acımasızız gerçekten. Çocukluk dönemi kurabiye hamurunun şekillendirilme evresidir. Ebeveynler, öğretmenler, kısmen de eş dost, akraba ve çevrenin etkisi vardır bu şekillendirmede. Gençlik evresi ise kurabiyelerin fırınlanma evresidir. Gençlere bu evrede dıştan gelen sert müdahaleler şekillerini bozar. Üstlerine atılacak, içlerine eklenecek farklı malzemeler tatlarını, olması istenen düzenini bozar. Gençleri oyalayabildiğimiz sürece emin olun yanlışlara sürüklenmiyorlar, vakitleri kalmıyor. Geçen dönem sınıf içinde küsüşen (ve sınıfta 6 kız olmasına rağmen o çokbilmiş teyzelerce farklı anlam yüklenen tek çift yok) gruplara terapiyi her derste uygulama ödevi, proje vermekte buldum. Mecbur konuşmak zorunda kaldılar. Bizden sonraki evre iş hayatları olacak ve her zaman çok sevdikleri ile çalışmayacaklar. Gençler pek bozuk diyorlar, içlerindeyim işte. Bozuğu ben niye görmedim şimdiye dek? Gayet temiz, yönlendirmeye müsait çocukları lütfen tepkilerinizle yanlışlara önyargılarınızla itmeyin. Kızlarımız hepimizin geleceği. Onlar iyi olacak ki, bir sonraki nesil kızlar, erkekler iyi olsun. Unutmayın! 5-10 sene sonra kurabiyeleri onlar şekillendirecekler.
İşin daha vahimi ne biliyor musunuz? Kadınlar kadınlara sahip çıkmıyor! Eğitim seviyesi ile de ilintili değil bu durum. Ne yaşadığını anlamak yerine, mesela boşanan bir kadını dinlerken bir yarış varmışçasına kendi eşlerini övüyorlar. Zaten adam iyi çıksa neden boşansın kadın. Hele bu durumdaki bir kadına pek çok erkeğin yaklaşımı da malum. Oysa bir kadın anlayabilir bir kadını en iyi olarak. Ve hatta aynı olayı yaşamış bir kadın anlayabilir. Onların içinde yaşadıklarını kabullenebilmeleri ve açık yüreklilikle aktarabilmeleri öylesine zor ki örnek bulmak neredeyse imkansız. Ayrıca bunların yayılması, kullanılması da istenmiyor medyada. Ama yaşanan olay en ince detayına kadar veriliyor. Otopsi raporları da. Canilerin yaptıkları her yönüyle yayılırken iyi, yaralananın ne hissettiği ise tehlikeli. İş ruhun otopsisine gelince olmaz sakıncalı oluyor. Sanıyor musunuz siz o yaşanandan sonra ruh yaşıyor? Sağ kalmışların bedenleri yaşıyor, ruhları ise can çekişiyor. Ruh değil mi aslolan? Bedenler bir hapishane! Bedenler için ruhlar kirletiliyor, katlediliyor. Bedensel cinsiyetlerle kurulan otorite, hükümranlıklar. Ruhen sağlayabilen erkeklerin zaten zorbalaşmaya ihtiyaçları yok. Tüm tacize, şiddete, tehdide uğrayanlar: Sizin suçunuz değil yaşadıklarınız!
Anneler, “yapmaz benim oğlum”, kadınlar “yapmaz benim kocam”, “yapsa da elinin kiri” dedikleri, daha çocukluk çağından itibaren “erkek üstündür” tohumunu yerleştiren, namusu da kadına indirgeyen yine kadınlar. Feminist olun demiyoruz. Adaletli olun. Bir kadının sadece kadın olduğu, yalnız olduğu için taciz edilmemesi, erkeğin beğenisiyle değil kadının onayı ile insancıl bir düzeyde iletişimin olması gerektiğini öğretmeliyiz. Centilmen erkek yetiştirmeyi başarabilenler benim gözümde aydındır, eğitimlidir. Gerisi hikaye. En basiti erkekliğe adım diye yapılan şaşaalı sünnet düğünlerine inat, sağlıklı bir kadın olmanın, müstakbel bir anne adayı olmanın üstelik de planlanmayan bir tarihte başlayan adet döngüsünün ayıp, utanç verici olarak nitelenmesi bile bence oldukça adaletsiz. Yaklaşık 10 seneden beridir ailemden veyahut arkadaşlarımın kızlarından bu olgunluğa erişen kızlara ufak bir hediye ve bir pasta alarak kutluyorum. Utanmak bir yana abla diye sevinerek gelmeleri ve ileride bu halkanın büyüyeceğini, onların da çevrelerindekilere bu şekilde davranacaklarını bilmek yetiyor. Kadınlar arası dayanışmaya geldik bakın yine. Tamam erkeklerin, erkekliğe adımlarını hep birlikte kutlayalım ama kızları kızlar arasında utandırmadan tebrik edelim.
Özgecan ile birlikte aklıma geliveren bir anım var. Liseyi bitiren ablam, market dönüşü o güne kadar hiç görmediği biri ile karşılaşıyor apartman girişinde. Asansöre biniyorlar. Ablam kapıya doğru dönmüş dururken ardındaki o kişi birden ağız ve burnuna bir pamuk dayıyor. Bereket evimizin katına geliyorlar ve can havliyle ablam dışarı atıyor kendini. Hemen balkona koşup uzaklaşan bir aracın plakasını almaya çalışıyor. Olayı sonrasında anlatıyor. Bu esnada elindeki yumurtaları da kırmama başarısı gösteriyor. Haliyle oldukça tedirgin günler geçirdik. Babam sıkı sıkı tembihledi. Sakın minibüste tek kalmayın, son yolcu ile inin. 3 km kadar ana yollardan yürüdüğümü bilirim bu sebepten. O girişim başarılı olsa sonucu ne olacaktı bilinmez. Sonrasında edindiğimiz tecrübe tanımadıklarımızla asansöre binmemek oldu. Ancak nereye kadar bu şekilde yaşanır? Kimselere güvenmeden, paranoyaklıkla mı yaşamalıyız?
Eleştirmek kolay. Ranga Guru hikayesi gibi. Düzeltmeye dair öneri sunmak da gerekli
Şeriat hükümleri ile yönetilen ülkelere bakıldığında bunun da çare olmadığı ortada. Ayrıca tecavüzün kısası ne olabilir? Başka bir sapıklık ve yine bir erkeğin tecavüzcüyü cezalandırması ise saçma. Ruhun kirlenmesi, kadındaki ruhun derinliğine sahip olmayan kalıtımsal bozukluk taşıyan bireye kısas ne olabilir? Gelişmiş ülkelere baktığımızda da aynı sorun mevcut. Çünkü bu kalıtımsal bozukluk tek coğrafyaya özgü değil! Ancak ülkemizde mini etek giydi tahrik oldum, göz süzdü, eğri oturdu gibi nedenler hafifletici, cezalar maalesef caydırıcı değil. Kendilerine bir şey olmasından ödleri kopan canileri yüksek cezalar ürkütüp caydırabilir. Ama şu yaşanan olay belki diğer birikmişlerle birlikte insanın sabrını taşırtır cinsten. Ruhsuz bir bedene eziyet etmek, kendini korumak için DNA örneği kalmaması için çabalamak canının kıymetli olduğunu gösteriyor. O cani canın zerrece hükmü yok, soluğuduğu hava bile haram bana göre! Bir kısmı ise sadistliği kadar mazoşist olduğu için bu cezanın da hükmü olmaz. Ancak bir diğerine daha zarar vermemeleri için mutlak surette ya ömür boyu hapis olmalı, ya da idam edilmeliler. Modernizmin sembolü Amerika’da idam devam ediyor. İğne ile, elektrikli sandalye ile. Acısız ölümü mü hak ediyorlar bilemem. Ancak ip uzunluğuna göre boynun kırılması nedeniyle anında ölme veya boğularak dakikalarca eziyet çekme vaktiyle bilinçli olarak uygulanmış. Bu dünyada en ağır ceza verilsin de, kalan kısmını diğer tarafta Allah versin.
Her yerde karşılaşabiliyorsak bu insanlarla kendimizi nasıl koruyacağız? Kendimizi değil birbirimizi koruyarak başaracağız. Eşini döven birinin elini tutacak, bükecek erkekler, kadını teselli edecek, gözyaşlarını silecek kadınlarla başaracağız. İnsan onuru denen o kutsallığı birbirimizinkine saygı duyarak, başkaları tarafından zarar verdirtmeyerek koruyacağız. Lütfen duyarlı olun. Susmayın! Bu bir siyasi malzeme değil, toplumsal sorundur. Kadınların pozitif ayrıma değil, kendilerine olan özgüvenleri ile yaşayabilecekleri güvenilir ortamlara ihtiyaçları var. Bunun için de toplumun her bireyinin üstüne düşen bir şeyler. Rahat uyuyabilmek için…