Kimi zaman geçmişten günümüze bir yolculuk yapar, böylece eskiyle yeninin sık sık kıyaslamasını yapma olanağına da kavuşmuş olurum..

Geçmişe yaptığım yolculukta, insanlar arasındaki güvenin, dürüstlüğün, fedakarlığın, aile bağlarının, değerlere sahip çıkmanın, gelenekleri yaşatmanın ve öze, söze sahip çıkmanın çok güçlü olduğunu görürüm..

Geçmişten tekrar günümüze dönüş yaptığımda ise, saydığım değerlerin zaman içinde yitip gittiğini görmenin üzüntüsünü yaşar, ardından “kimliğine, benliğine ve insanlığına bu kadar güçlü bağlarla sımsıkı bağlı olan bu toplumun, neden bu hale geldiğini düşünür düşünür düşünürüm..

Düşündükçe düşüncelerimin içinde boğulacak hale gelirim.

….

Kış aylarına girmiş olmamıza rağmen, havaların günlük güneşlik olmasından yararlanarak, geçtiğimiz günlerde Candoğan Parkı’nda biraz oturup çay içmek istemiştim. Oturduğum masanın hemen yanındaki masada, genç sayılabilecek yaşlarda iki bayan sohbet ediyordu..Masalar yan yana olduğu için de, konuşmalarının hepsini ister istemez bende duyuyordum.

Kadınlar dış görünümleriyle varlıklı iki kadını canlandırıyorlardı.

Bir tanesi diğerine evde yatalak ve hasta olan kaynanasından bahsediyor ve “Ölemedi gitti cadaloz..Ölse de kurtulsak şundan..Hem o zaman 2 tane dükkan ile filanca mahalledeki evi de bize kalacak..Bankada parası da var” şeklinde açıklama yapıyordu. Diğer kadın ise, yatalak kaynananın bakıcısı olup olmadığını sorunca diğeri “Olmaz mı tabi ki var. Birde yatalak kadına ben mi bakacaktım.? Aslında elalem laf etmeyecek olsa çoktan bir bakım evine gönderirdim ben onu ama, biliyorsun milletin ağzı torba değil büzesin. Üstelik kocam olacak ta “anam anam” diye başından ayrılmıyor..Şu sıralar eşimle bu nedenle takışmanın anlamı yok..Sonuçta yarın bir gün kadın geberip gidecek..Temennim bir an önce gebermesi..Öfff..bıktım yaa evde yatalak kadın yüzü görmekten” diyordu.

 

Duyduklarım beni şok ettiği gibi, tüylerim diken diken olmuş ve insanlıktan nasibini almamış kadının sözleri beni derinden yaralamıştı..Konuşmalardan tiksindiğim için, çayımı bile içmeden hemen oradan kalktım.

Giderken de sabırsızlıkla ölmesi beklenen ve hatta beddua edilen yatalak, hasta ve yaşlı kadını düşündüm..O bir anaydı..Bütün bu tavırları görüp yaşamak, belki onu hastalığından daha çok yaralıyordu fakat eli mahkumdu. Ardından kaynanasının sabırsızlıkla ölümünü bekleyen insanlık dışı kadını düşündüm..Kuşkusuz onun da çocukları vardı..

Bugün kaynanasına reva gördüğü davranışlarla, yarın kendisinin karşılaşmayacağını kimse garanti edemezdi..

Çünkü dünya etme bulma dünyasıdır.

Acaba zamanı geldiğinde, kendi çocukları veya gelininden aynı davranışı görse ne düşünecek merak ettim..

Aynı zamanda insanlık kavramının bu kadar ayaklara düşmesine, hatta tozlu raflara atılıp unutulmaya terk edilmesine bir kez daha içim acıdı..

Gün gelir devran döner..

Herkes ettiğini bulur..

Tarih tekerrürden ibarettir..